Ben de kendimi uzun yürüyüşlerin adamı sanmıştım.
Bu defaki uzun yürüyüşe katılmadım.
İzliyorum.
Karda kışta bir yolculuk.
İlimdar bir arkadaşım, Kürtler’in kendi başlarına yürüdüklerini ve bundan Avrupalı kimsenin haberinin olmadığını söyledi.
Ben de “Avrupa’ya Kürtler hakim değil” cevabını verdim.
Kürdistan’ı bölen güçler neden uzun bir Kürt yürüyüşüne rağbet göstersinler ki?
Belki de bölesi bir yürüyüşün anlamı, “kuşatmaya son” vermek için Avrupa’ya “not düşmek”te yatıyor.
“Uzun yürüyüş” dendiğinde, ben bir an için Başkan Mao’nun kuşatma altında yüzbini aşkın ordusuyla başlattığı ve 12.500 km’lik yürüyüşü düşündüm.
Ama ne de olsa Mao’nun uzun yürüyüşünün (1935) 76 yıl ötesindeyiz.
Tek benzer yanı kuşatmaya karşı oluşları.
Farkları, birinin devrimin olacağı ülke Çin’de olması.
Kürtler’in uzun yürüyüşünün ise, Avrupa’da olması.
Bu görünüşteki paradoks neyi ifade ediyor?
Birincisi:
Eğer Avrupa’nın iki ülkesi Fransa ve İngiltere olmasaydı, Kürdistan’ın dört parçaya bölünmesi mümkün olmazdı.
İkincisi: Eğer ABD’nin, Avrupa ülkelerinden Almanya, Fransa ve İngiltere devletlerinin destekleri olmazsa, Türkiye’nin Kürdistan’daki işgalci gücünü muhafaza etmesi imkasız olurdu.
Bundan dolayı da Kürdistanlılar’ın Avrupa’daki uzun yürüyüşünün anlamını görmek gerekiyor.
Mao’nun ki kadar uzun değil.
Ama bir yerde bu asırda ve bu vakitlerde önemli.
Çünkü tüm bir dünya coğrafyasında ezilenlerin, sukünete mahkum edildiği bir dönemde, Kürtler’in de diğer devrimci dinamiklerin yanı sıra, bu gidişata “dur” demeleri anlamlı.
Ayrıca Avrupa ülkeleri “Arap baharı” gibi, yönü belli olmayan ve her an egemen güçler tarafından yönlendirilebilecek bir “ayaklanma”ya endekslendiler.
Bu anlamda da yönü, hedefleri belli olan bir Kürt ayaklanması, başkaldırısı, isyanı, işgale karşı direnişi, Avrupa ülkelerinin ikiyüzlülüğüne karşı duruşu önem arzediyor.
Mübarek mi daha demokrat Erdoğan mı sorusuna cevap bulmakta zorluk çekenler, uzun yürüyüşü duymalılar.
İnanın eğer duymak istese, Avrupa’nın egmen basını, Uzun yürüyüş Mao’nun ki kadar bile olmazsa, yüksek bir “echo” yaratır.
Uzun yürüyüşle ilgili ikinci iz Che Guevera.
Ona, bir devrimcide olması ereken en önemli özellik sorulduğunda:
“Aşk” der.
Soran şaşırır. Neyin aşkı diye sorar.
“İnsanlık, doğruluk ve adalet aşkı” der.
Ve ekler: “Bunlara sahip olmayan hiçbir insan gerçek anlamda devrimci olamaz.”
Benim Kürdistan devriminde gördüğüm en önemli aşk, “insan”dır.
Belki bir yerde kadındır.
Çünkü kadının olmadığı hiçbir karede insan yoktur.
Uzun yürüyüşün elimdeki fotoğrafında, bir erkek ve üç kadın görüyorum.
Erkeğin fazla olduğu her kare kördür.
İşte benim de aşkım bundan.
Uzun yürüyüşe borcum