İki Kürt militanı ağır yaralı. Yol arkadaşlarının tüm çabaları, onların askerlerce vurulmalarını engellemiyor.
Askerler ele geçirdikleri, iki genç bedeni bombalarla havaya uçuruyorlar.
Sabahın erkeninde olay yerine giden köylüler, o vahşetin görgü tanıkları.
Saçlarını ağaç dalından topluyor;
Kopuk parmakları araziden toplayıp, poşetlere yerleştiriyorlar.
Toplanan köylüler, kaçıp gitmiyorlar.
Korkunç manzara, kimseyi ağlatmıyor.
Kan damarlarda donup kalıyor.
Gizli bir görev bölümü yapılmış gibi, iki gencin parçalanarak savrulmuş bedenine ait ne varsa, bir araya getiriyorlar.
Sessiz bir protesto başlıyor.
Burası Varto.
“Artık bu adamlar yaşadığımız topraklardan defolup gitmeliler” diyen adamla konuşuyorum.
Olayın tanıklarından biri.
Yaşadığı travmanın etkisi devam ediyor.
Konuşurken geriliyor. Sesi tıkanır gibi. Bazen çok yüksek sesle, bazen de fısıldar gibi konuşuyor.
Elleri titriyor.
Kendisine, Berlin‘de olduğunu hatırlatıyorum, sakinleşmesi için.
“Herşey bir vahşet!”
Ve ekliyor, “vahşet devam ediyor ve yayılıyor”.
“Kan akıyor”.
…”Halk korkmuyor, ancak tedirgin.
Halk kızgın, kendisine yön verecekleri bekliyor.
Kaymakam kaymakam olmamalı artık.
Emniyet Müdürleri inlerinden çıkmamalı.
Vali, Vali’lik yapmamalı.
Ültimatom verilmeli, yaşam alanlarımızdan çekip gitsinler diye.
Yeni yasalar yürürlüğe konsun.
Caydırıcı bir strateji olmalı.
Sessiz bir güç, işgalcilerin artık, işgalci olmadıklarını ve hadlerini bildirmeli bildirmeli”.
Bunları konuşmamızdan not ederek aktardım.
Barış gelmeli diyor.
Gelmeli, ancak, bizim boyundurluk taşımadığımız bir barış.
Hallerimi böyle yaz, diyor gibi konuşuyor.
Birilerinin duymasını ümit ederek.
Bizi biz tanırız, bahçelerimizi, köylerimizi, kentlerimizi biz biliriz.
Bizi arkadan hançerleyen adamları tanıyan da biziz.
Özgürce ve kardeşçe yaşamanın sırını bizler bilenerek elde ettik.
Sırtımız yere gelmez.
Bakmayın çakalların ulumasına, geçicidir.
Geleceği, biz inşa edeceğiz, onlarsız…