Gün geçtikçe imrenme yerine, iğreti durdum asimilasyonist politikalara karşı. Kışları soğuk havada çamurla debelenir, yazın güneşin kavurucu sıcağında toz içinde kalarak okulun yolunu tutardık. Kendimizden uzaklaştıran mekanlara sevinçle gitmeye çalışırdık, heyecanla, coşkuyla. Kürtçe konuşmamızın karşılığı olarak asık suratlı öğretmenin keskin bakışlarıyla karşılaşırdık. Suç işlemiş gibi hisseder, ufalır, küçülürdük, belki görülmeyiz diye gözlerimizi kapatırdık usulca. Yabancının dilini mahcupça öğrenmeye çalışırdık, dilimiz dönmüyordu, boğazımız alışmıştı binlerce yılın gırtlak yapısı harflerimizi evriltemiyordu.
Hayatı öğrenmemiz gereken okulda, başka dil olduğunu öğrendik. Çok sonraları “Türkçe konuş, çok konuş” nakaratları eşliğinde dil sevdirilmeye çalışıldı sinsice. Zaman içinde öğrendik ama çok konuşamadık, içimiz hiçbir zaman ısınamadı yabancı dilin hükmüne, isyan ettik, dövüldük, muhalefet ettik, zindanlara tıkıldık, alternatif önerdik, kardeşçe yaşam için. Bizlere dağlar gösterildi, “ya sev, ya terk et” nutuklarıyla. Böylesi bir yaşantımız oldu. "Her dil bir insandır. Dil öğrendikçe zenginleşir" denilen huzura bir türlü ulaşamadık.
Çocukluğumuz fen-teknoloji, hayat bilgisini öğrenmeyle geçmedi. Dayatılan dile karşı direncimizi koruma çabasıyla hayatı öğrendik. Bilmeden, farkına varmadan diyalektik içinde yaşantımızı anlamlandırmaya çalıştık. Büyüdükçe fark ettik, “sömüren ve sömürgeleştirilenlerin psikolojisini”. Felsefe, psikoloji, sosyoloji, edebiyat yetersiz kaldı: çektiğimiz acıları ifadeye kavuşturmaktan. Dilimiz döndükçe, bilincimiz kavradıkça, farkına vardıklarımızı fark edilmesi için çaba içerisinde olduk. Kimi zaman gülerek, kimi zaman ağlayarak, kimimiz ise dağlı Kürt olmanın kişiliğimize kattığı inatçı bir duruş sergiledik. 'Feodal gururumuz' o kadar doruğa çıktı ki, bizleri bitirmeye çalışan öfkemiz dinmedi. Kimliğimizi, dilimizi korumaya, geliştirmeye ant içtik. “Kürdüm, doğruyum, çalışkanım” demeden ezberleri bozduk.
İnkar, kabule, kardeşliğe dönüştü. Israrla yürütülen aydınlanma hareketi, gururun yanına onuru koruma savaşımını yarattı ve değerler yarattı. Verili sistemi hep reddettik. Özümüzle buluşma yürüyüşüne başladık. İlk adımımız eleştiri ile başladı. Reddettik ve kabul ölçülerimizi oluşturduk. Tasasız, kaygısız sahiplendik dilimizi, kimliğimizi! Diktatör kisvelilere “demokratikleşme paketleri” hazırlatıldı. Asimilasyona olan öfke, faşizan zihniyeti dönüştürmeyi sağladı, başardı. Bunun son olmadığı, adım adım halkın özgürlük, demokrasi ve barış özlemlerine kavuşma mücadelesinin sürekliliğinin gerekliliğini kavramış olduk...
Şakran 4 nolu T Tipi Cezaevi