
Önemli bir görsel şölen
Her filminde yeni anlatım teknikleri kullanan Trier, bu filminde de farklı kamera açıları kullanarak görsel sahnelere ağırlık veriyor. İki kızkardeşin yaşamlarından kesitler sunan film, önceleri ayrı gözüken yaşamlarını, gelişmeler ışığında birleştiriyor. Son filmlerine yavaşlatılmış sahnelerle başlamayı tercih eden Trier, yine bu geleneği bozmuyor. Sonradan ayırdına varacağımız başlangıçta son yöntemiyle izleyicilere önemli bir görsel şölen sunuyor.
Melancholia iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm Justine'nin (Cannes’da bu rolüyle en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanmış Kirsten Dunst) evlilik töreniyle başlar. Trier, daha filmin başında yumuşak bir girişle bu evliliğe ilişkin durumun saçmalığını ortaya koyar. Filmlerinde çok sık rastladığımız aile ve onu oluşturan ritüellere karşı eleştiri geleneği son filminde de sürdürür. Törende Justine ve eşi uyumlu bir çift olarak gözükseler de, törenin ilerleyen saatlerinde Justine'in içsel sıkıntıları depreşmeye başlar. Justine'in bu hali onu mekandan kopararak davranışlarını giderek uyumsuz hale getirir. Kızkardeşi Claire (Charlotte Gainsbourg), Justine'in bu uyumsuz davranışlarını bilir ve ona yardımcı olmaya çalışır. Ancak içinde var olan huzursuzluk, bunu yapmasını engeller. Trier, bu içsel sıkıntıların nasıl var olduğuna ilişkin nedenleri ortaya koymaz. Böylece izleyicinin algısını verili bir durumdan başlatıp olayları neden-sonuç bağlamında değerlendirenlere önemli düşünüş alanı da bırakır.
İlk çelişki patronuyla
Justine, uyumsuzluğunun ilk belirtisini kendisini çok başarılı bulan ve ona övgüler yağdıran patronu ile tartışarak gösterir. Tartışma Trier'in filmlerde çok sık kullanmadığı bir şekilde kapitalist üretim ilişkilerini sorgular. Justine, patronun bütün övgülerine rağmen onun kendi fikirlerini meta olarak pazara sunduğu, her şeyi kârı uğruna feda edebilmekle birlikte iflah olmaz bir iktidar ve güç istenci içinde olduğunu söyler. Bu tartışmadan sonra içsel sıkıntıları devam eden ve aykırı davranışlarını sürdüren Justine'in damatla arası bozulur, düğün töreni sona erer.
'Modern' insanın çaresizliği
Kaçınılmaz son yaklaşmakta, Justine ise bu durumu çok sakin bir şekilde karşılamaktadır. Justine, evrende çok yalnız olduklarını sadece dünyada yaşamın olduğunu ve dünyanın kötülüklerle dolu olduğunu söyleyerek ölümün çok fazla bir şeyi değiştirmeyeceğini söyler. Trier, melankoli metaforuyla kapitalizmin bireyselleştirdiği ve yalnızlaştırdığı insanı, ölümcül bir anlam yükleyerek anlatır. Dünyayı fetheden, her istediğini yerine getireceğini düşünen modern insanın yarattığı onca birikime karşı ölüm karşısında çaresizliğini epik bir anlatımla verir. Filmin bitimde Melenkolia'nın dünyaya çarpması ise etkileyici ses efektleri ve görsel sahnelerle izleyicinin içine uzun süre hatırlayacağı varoluşsal bir ürperti sokar.
Metoforik anlatımlar yoğun
İkinci bölümde ise filmin üzerine kurulu olduğu konu yoğun bir anlatımla veriliyor. Birçok filmde metoforik anlatımlarla izleyicinin algısına birden çok iletiler yollayan Trier, son filminde de bu yönteme başvuruyor. Filme ismini veren "Melancholia" güneşin arkasına saklanmış bir gezegendir ve hızla dünyanın yörüngesine yaklaşmaktadır. Dünyaya çarpıp çarmayacağına yönelik tartışmalar olsa da, bilim insanları çarpmayacağı konusunda kesin hesaplamalara sahiptir. Justine, yaşadığı bunalımdan kaynaklı Claire'in yanına yerleşmiştir. Gezegenin önceleri uzaklaştığı görülür fakat bir süre sonra durum değişir ve Melancholia hızla dünyaya çarpmak için yol alır. Claire bunu anladığında eşini arar ama o benciliğine yenik düşmüş yalnız başına ölmeyi tercih etmiştir. Claire ise kafasından daha önce bu bencil refleksi geçirmesine rağmen ilk tepkisi çocuğunu bu durumdan kurtarmak olur. Trier, annenin çocuğuna karşı gösterdiği karşılıksız sevginin örneklerini diğer filmlerinde de değişik biçimlerde işlemiştir.
ÖNDER ELALDI