Hileli referandum ve OHAL ile kurulan tek adam diktası sallanıyor. Erdoğan çetesi içeride ve dışarıda battıkça azgınlaşıyor, saldırganlaşıyor. Erdoğan fedaisi medyaya bakarsak hepsini de yıkılma korkusu sarmış. Bu korkuyla hem muhalefet akımlarına hem de birbirlerine her yolla saldırıyorlar.
Batan gemiyi terk etmeye hazırlanan uyanık fareler cirit atıyor.
Kürt düşmanlığına dayalı TEK-TEK’çi hiç bir siyasetin uzun süreli iktidarda kalması olanaksızdır. Ancak Erdoğan çetesi ve arkasındaki güçler de iktidarda kalmak için her melaneti yapmaktadır, yapacaktır.
Erdoğan, „Türkiye Büyük Muhtarlar Meclisi“ndeki son konuşmasında bunun bütün işaretlerini veriyor.
Bu amaçla her gün bir kaç OHAL kararnamesi çıkarılıyor. Devlet Erdoğan diktasını korumak için yeniden örgütleniyor. Bütün amaçları diktanın yıkılmasını engellemek için halkın her türlü direnişini kanla bastırmaktır.
Açlık grevi yapan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, Berkin Elvan’ın annesi bu nedenle tutuklanıyor. Bu nedenle çocuklara bile saldırıyorlar.
Bütün faşist şefler iktidara gelebilmek ve iktidarda kalabilmek için halkı yalanlarla korkutur ve oyalarlar. Vatanın tehlikede olduğunu, dört taraftan düşmanlar tarafından çevrildiğini, vatan hainlerinin de onlarla birlikte olduğunu söylerler. Türkiye’de en çok duyulan söz „İç ve dış düşmanlar, hainler vb.“ dir. Faşist diktatörlerin hepsi de din silahına sarılır. Din elden gidiyor deyip halkı muhalefete karşı saldırtır.
Erdoğan’ın sistemli olarak yaptığı da bu değil mi?
En son muhtarlar meclisinde Erdoğan kantarın topuzunu iyice kaçırdı. Soğuk savaş yıllarından kalma jargonla:
„Komünistler, komünistler. Bu komünistler hiç bir zaman vatansever değildir“ diyerek hem göz göre göre utanmazca yalan söylüyor, hem de hala içindeki korkuyu kusuyor. Aklınca eski vatan haini suçlamalarını gündeme getiriyor.
İster Türkiye tarihine isterseniz dünya tarihine bakın:
Komünistler halkı için, vatanı için her türlü işkenceye, zulme, zindanlara ve ölüme rağmen direnenlerdir. Tarihin her sayfasında komünistlerin vatan sevgisi ve kahramanca direnişleri vardır. Erdoğan gibilerinin komünistlerin vatan sevgisini ölçebilecek yürekleri de yüzleri de yoktur.
Komünistler içinde Erdoğan gibi sıfırlamakla bitmeyen servet sahipleri yoktur.
Komünistlerin içinde denizleri, ormanları, madenleri talan eden müteahhitler de yoktur. Kar hırsıyla halkın ormanlarını, derelerini talan edip HES’lerle dolduran hırsızlar da yoktur.
Her yağmurda denize dönen caddelerde boğulan insanların katili de Erdoğan gibi siyasetçilerdir.
Cizre’yi, Şırnak’ı, Sur’u yerle bir eden ve halkın cenazelerini bile vermeyen, çöpe atan Erdoğan’dır.
Halkları milliyet-din-mezhep-cinsiyetlerine göre kırk parçaya bölen ve çatıştıran, bu gerilim-kutuplaşma üzerinden iktidarda kalmaya çalışan Erdoğan’dır.
Şimdi bu Erdoğan hiç utanmadan komünistlerin vatan sevgisine dil uzatıyor.
Nazım Hikmet, Erdoğan gibi faşistlere yıllar önce ünlü vatan haini şiiri ile çok açık cevap vermişti. Bir başka şiirinde ise onların vatana düşmanlığını göstermişti:
“Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim, akar suyun meyve çağında ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanı.”
“sana düşman, /
bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir, sevgilim,
onlar vatana düşman…”
Erdoğan’ın örnek aldığı Hitler-Franko faşizmine karşı Moskova önlerinden Madrid kapılarına, Balkanlara kadar dünyanın dört köşesinde savaşanlar ve sonuçta Hitler faşizmini tarihin çöplüğüne gömenler komünistlerdi. Erdoğan’ın komünistlere kini de buradan geliyor. Metal yorgunluğu başına vuruyor.
Erdoğan’ın vatanı dolar istiflediği kasalar ve ayakkabı kutularıdır. Ülkeyi büyük bir hapishaneye çeviren başgardiyan Erdoğan böylece en büyük vatan haini olduğunu da ispat ediyor. Tarih böylesi hainlerin hazin akıbetleriyle doludur.