
antiprêze
Stern dergisini kuran Henri Nannen, “Gazetecilik zararsız hale geldiği an bırakılmalıdır” diyor. -Ki zaten, zararsız hale gelen, dolayısıyla kimsenin rahatsızlık duymadığı bir gazetecilik faaliyetini kim merak eder ki? Meraktan beslenen bir meslek için ölümcül bir hal!
Şimdilerin “yandaş basını”, bu ölümcül handikapa çare arıyor. Ne yapıyorlar? İktidar güdümündeki yayınlarını bir “milli meseleye” dönüştürmeye, “çok çeşitli güç odaklarının” hedefinde gibi göstermeye çalışıyorlar. Onlara bakılırsa, iktidarın olanaklarına yaslanarak yaptıkları iş, bıçak sırtında. Kelle koltukta gidiyorlar habere; Ulubatlı Hasan nasıl kaldırmış ve surların tepesine dikmişse bayrağı, öyle kaldırıp kağıt üstünde gezdiriyorlar, Binali’nin veya Egemen’in hediye ettiği dolmakalemi!
Ama yetmiyor, kimse yutmuyor. Gazetecilere saldırıların gözaltı, tutuklama, kundaklama ve katletme skalasında geliştiği ülkede, daha fazlası gerekiyor.
Biliyorsunuz, feveranı duymamak mümkün değil: “Milli iradenin sesi” sloganlı, İngilizce isimli gazetenin “medya grup başkanının” koruma eskortlu zırhlı mersedesine silahlı saldırı düzenlendi.
Aman Allah’ım kurşun yağmuru!
Saldırıya uğrayan araçtaki Murat Sancak’ın amcası ES Medya Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Sancak, hemen bastı feryadı: “Kurşun yağmuru... Her yerden tehdit geliyor... Terör örgütleri... Bazı basın mensupları... Dört bir yandan saldırı altındayız. Bu milletin liderini savunuyoruz, savunacağız, arkasındayız. Bu vatana operasyon yaptırtmayacağız.”
Esas hedef Erdoğan!
Murat Sancak, “Saldırı bana değil Erdoğan’adır” dedi.
Hemen ardından, AKP vekili itirafçı, devşirme Mehmet Metiner, görüp artırdı, duramadı, sözlerini bir de kuyruk acısıyla sosladı: “Basit terör olayı değil, siyasi boyutu olan bir dizayn çabası. Zırhlı araç olmasaydı bugün başka türlü konuşacaktık. Figen Yüksekdağ çıkıp bunu eleştirebilecek mi acaba? Terör örgütüne sırtını yaslamaya devam ediyor.”
Hatta Gazeteciler Cemiyeti bile meseleyi medya karşıtı terör olarak görmüştü de, açıklama yayınlamıştı.
Sonra bi’ şey oldu, saldırıya dair haberler yandaş basının kendisinde bile kesiliverdi. Birkaç haber yapıldıysa bile, “menfur saldırı”nın ötesine geçilmedi, “terör” filandan tümden vazgeçildi.
Ikındı, sıkındı, olmadı!
Doğan Medya ve Meydan gazetesi, bu sıralarda saldırıya dair bazı detayları haberleştirdi. Haberlere göre, Murat Sancak Sarallar’a ait bir kumarhanede 10 milyon lira kaybetmiş, borcunu bir türlü ödememişti. Saldırı da bununla ilgiliydi. “Terör”, “gazetecilere saldırı” gibi sosları imkansızlaştıracak kamera kayıtları ise ortada yoktu!
Onca ıkınmaya, sıkınmaya rağmen iddianame de failleri “terör örgütü”, hatta “organize suç örgütü” üyesi olarak bile tanımlayamamıştı. Failler, “ilimizdeki kriminal bir grupla bağlantılı kişiler” idi.
Akif Beki bile savunamıyorsa...
Akif Beki’yi bilir, tanırız. Yandaş medyanın zabıtası olmakla meşhurdur. Bir dönem, Doğan Grubu’nda kim muhalif sözler etse, birkaç program sonra yanında biter, iktidar adına balans ayarı görevini üstlenirdi. Erdoğan’ın başbakanlığı dönemindeki danışmanı, metin yazarı, has adamı olduğunu da bilmeyen yok. Hakkını teslim edelim: Yandaşlığın dili, kalemi, ihtisası kuvvetli neferlerindendir.
Sancaklara saldırının başlangıcında destekçi olan Beki bile, bugün savunamaz hale gelmiş. Diyor ki, “O saldırı, meğer Star Medya Grubu’nu susturmaya dönük bir terör saldırısı değilmiş. Gerçek ortaya çıktı, aldatılmışız.”
‘Milli irade’ aslında ne?
Velhasıl, daha çok detay var da buraya sığdıramayız. Akif Beki, diğerleri, aldatılmadılar. Yağında kavruldukları iktidarın ne olduğunu da, ne olmadığını da pekala biliyorlar. Vatan savunması salvolarının ardında yatan para kasalarını da, “Sümeyye’ye suikast” haberleriyle murat edileni de, Sancak ailesinin “başarı öyküsündeki” durakları da, “milli iradenin sesi” derken Star gazetesinin ne kast ettiğini de.
Biz de biliyoruz. Otuz iki kısım tekmilini birden.
Sancak’a saldırıya ne demişlerdi?
Atanamamış Başkan Recep Tayyip Erdoğan: Bu ülkede fikir hürriyetinden, özgürlüklerden bahsedenlerin aslında özgürlüklere tahammül edemeyişlerinin en güzel ifadesidir. Sancak’a, korumaya, şoföre ‘geçmiş olsun’ diyorum. Gerçekten Allah korudu. Böyle çapraz ateşe tabi tutulup oradan bu şekilde kurtulmuş olmak hakikaten çok manidardır. (Allah’ı da kumar borcu meselesine alet etmişler, hale baksana sen. Gerçi, “kumar borcu namus borcu” ya, belki o açıdandır, çok şe’apmayalım.)
Adalet Bakanı Kenan İpek: Yapılan terörist saldırıyı kınıyor ve lanetliyorum. Sayın Sancak’a ve tüm basın camiasına geçmiş olsun. (“Terörist” olduğuna yargısız kanaat getirmiş bir Adalet Bakanı. Bir de Sancak ailesinin kumar borcu meselesi için tüm basına geçmiş olsun diliyor. Hayır, aile servetinden paylananlara diyeceksin onu.)
Kültür Bakanı Ömer Çelik: Kalemin silahla susturulmaya çalışılması, dünyanın pek çok yerinde maalesef devam eden ancak sonuç alınmamış bir şeydir. Saldırı bir kişiye değil, tüm medyaya, sivil topluma, halkın haber alma özgürlüğüne yönelik.” (Te go erê?)
Devlet memuru Yalçın Akdoğan: Bu tür saldırılar devleti dize getiremez, siyaset kurumu, medyayı ve milletimizi dize getiremez, susturamaz, yıldıramaz, sindiremez. Bunlar hep aynı şeyi amaçlamaktadır: O da Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüdür, demokrasimizdir. (Vaktiyle Cemil Bayık, kendisini şöyle tanımlamıştı: “Kendisine verilen rolü oynamaya çalışan bir memurdur. Şimdi süreci yürütmekle sorumlu bir bakan rolü var ve onu oynuyor. Yarın savaş sorumluluğu rolü verilirse de onu yapar. Hangi görev verilirse onu yapar.” Bu mesele Akdoğan’a ne rol verilmiş dersiniz? Hayır, ne bodyguard olur, ne konken ortağı...)