2012 yılının, 2 Temmuz’u tarihe geçecek nitelikte olması gereken bir gün. Aynı anda KCK duruşmaları, Fenerbahçe davaları ve Sivas anması vardı, her yer ve herkes müthiş gergindi, özellikle toplum nezdinde hassasiyeti olan bu davaları aynı güne almakta şüphesiz rastlantı değildi, gerçekten çok acayip bir ülke burası…
Sivas Katliamı…
“Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülke de insanların nasıl öldüğüne bakın” Albert Camus
19 yıl önce Sivas’ı mahşer yerine çevirenler ve diri diri aydınları yakanların çoğu bugün hükümette söz sahibi… AKP’li Ali Aşlık’ın “Orada yargılananların büyük bir kısmı orada yananlar kadar masumdur” sözleri aslında aynı zihniyetin hala devam ettiğinin de bir göstergesidir. Sivas Katliamı'nın nedenlerini bir kere daha düşündüğümüz de o kör zihniyetin değişmediğini anlamak da zor olmayacak. Yani birilerinin dediği gibi, “Aziz Nesin kışkırttı” ya da “Pir Sultan Abdal Şenlikleri provoke etti” söylemleri ile hiçbir alakası yoktur. Devletin Sivas Katliamı'nda siyasal İslamcılara yeşil ışık yakması ve bu katliama göz göre göre izin vermesi, hem Alevi-Sünni geriliminin artmasını sağlamak, hem de Alevilere, aydınlara, devrimci-demokrat güçlere psikolojik sindirme politikalarıydı. Şunu da önemle belirtmek gerek, o yıllar da özellikle Kürtlere karşı devreye sokulan, JİTEM, kontrgerilla, Hizbullah gibi örgütlerin cirit attığı yıllardı. Siyasi İslam’ın da güçlendiği dönemlerdi ve bugünkü AKP’nin de varoluş adımları idi…
Velhasıl o gün nüveleri atılan ve bugün iktidar da olan AKP,” Sivas Katliamı” davasını ”zaman aşımı” gerekçe göstererek bilinçli olarak düşürdü. Katliamı yapanları akladı. AKP’nin, “Alevi Açılımı”nın da tıpkı “Kürt Açılımı” gibi palavra olduğu, derin devlet zihniyetinin hiç değişmediği de bildiğimiz hikâyelerin ötesine geçemedi…
Sivas Katliamı olduğu yıllar da, sadece Sivas yanmıyordu, Kürdistan’ın dağı, taşı bombalanıyor, insanlar faili belli bir şekilde öldürülüyordu. Katliamın tam da o yıllara denk gelmesi elbet bir tesadüfî değildi. Sindirme politikasıydı ve kısmen de tuttu. Katliam da hayatını kaybeden insanların ailelerinin ve birkaç sivil toplum örgütünün ve belki de birkaç aydının dışında ses çıkartan toplumsal bir başkaldırı gösterilmedi. Durum böyle olunca Alevilerin çoğu cellâtları olan CHP’nin yanında yer aldılar, Kürtler de yeteri sahiplenmeyi gösteremediler. Bugün ise bunun tam tersi, Aleviler Türk devleti gerçeği karşısın da kendi durumlarını iyi anlamış, Kürtler de, Aleviler konusun da hassasiyet göstermeye başlamıştır. BDP Eşbaşkanı Sayın Selahattin Demirtaş’ın 19. Yılında Sivas’a gitmesi oldukça anlamlıdır.
KCK duruşmaları…
Son üç yıldır trajik-komik bir hal almaya başlayan KCK duruşmaları tam bir palyaço gösterisine dönüştü… Gülelim mi, ağlayalım mı bilemiyorum! Silivri'de 132’si tutuklu 193 sanıklı KCK davası tartışmalı başladı. KCK iddianameleri yasal bir parti olan BDP’nin faaliyetlerinden oluşuyor. BDP’nin parti tüzüğü ve programı yargılanıyor. Ayrıca devletin katlettiği, Şerzan Kurt, Aydın Erdem ve Musa Anter’in resimlerini parti binasına asmak suç çünkü onlara göre bu isimler de örgüt üyesi… Bütün iddialar ortam ve telefon dinlenmesine dayanıyor. Yine parti tüzüğüne göre kurulan siyaset akademilerini yasadışı gösteriyor ve bu akademiler de ders veren akademisyenleri de örgüt üyesi olarak görüyor. Duruşma salonun da tutuklu Kürt siyasetçilerin anadilde konuşmaları mahkeme heyeti tarafından mikrofonları kapatılıyor. Tıpkı 12 Eylül faşizminin “Türkçe konuş, çok konuş” retoriği tekrarlanıyor. Bu da “ileri demokrasi”nin Engizisyon mahkemeleri oluyor. Anadilde savunma talebini ret eden ve tercüman talebini kabul etmeyen mahkeme heyeti, “azınlıklar için bu talebi yerine getiririz” diyor. Bunun üzerine avukatlar mahkemeyi terk ediyor ve dışarıda jandarmaların saldırısına maruz kalıyorlar. Daha sonra içeriye giren avukatlar durumu mahkeme heyetine bildirince, Heyet Başkanı, “dışarısı jandarma kontrolü altında, bir şey yapamam” diyor… Duruşma 5 Temmuz’a yani bugüne ertelendi, bakalım tiyatro nasıl devam edecek?
ÖYM’ler… (Özel Yetkili mahkemeler)
Gözümüz aydın… ÖYM’leri de genel kuruldan geçiren AKP, kendi özel mahkemelerini kurdu. Bunlar siyasi mahkemeler olduğu gibi, bu mahkemelerin hiçbirisi ihtisas mahkemesi değildir. Bu mahkemelerle gözaltı süresi iki katına çıkarılacak ve savunma hakkı tamamen rafa kaldırılacak…
Yine ve yine Roboskî Katliamı…
Roboskî de katledilen 34 sivilin aileleri bugüne kadar aydınlatılmayan ve olay devlet tarafından sürekli örtbas edilmeye çalışılırken Genelkurmay Başkanı Necdet Özel hakkında suç duyurusun da bulundu. Ailelere de karşı tehdit ve korkutma olduğu aileler tarafından dile getirildi. Görülen odur ki, Roboski katliamı da tıpkı Sivas Katliamı gibi, zamana yayılarak unutturulmaya çalışılıyor.
Vicdanların yerler de sürüklendiği bir haldeyiz… “İleri demokrasi”nin bize yaptığı bu… Toplumsal duyarlılık yaratılmadığı sürece de, herkes nasibine düşeni kabul edecek…
Hadi hayırlısı…
Vatandaş, ilk hedefiniz ileri demokrasi...