Recep Tayyip haftalar önce, "dilekçe" yazar gibi isteklerinin başlıklarını da sıralayarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) yeni Başkanı Donald Trump’dan görüşme talebinde bulunmuş, ardından her an çağrılabilir umuduyla, ayağa fırlamaya hazır beklemeye başlamıştı.

Ancak, dakikalar içinde "buyrun" haberini beklerken, aradan günler, haftalar geçmiş, gelin görün ki, Başkan yer demir, gök bakır misali hem sağır, hem de dilsiz kalmıştı.

Kendini önemseyen adam, bekletilerek hiç yerine konup küçümseniyor muydu, bilinmez, ama ABD Başkanı, bu süre içinde, kimilerini kabul edip yüz yüze olmak üzere tastamam 17 ülkenin Cumhurbaşkanı, Başkan ya da Başbakanı ile görüşüyor. Gel gelelim, "önemi ve değerine rağmen" zaman ayırıp, Türklerin ulusal Reisi Recep Tayyip’i araya sıkıştırarak, telefonla, "alo Recep, sen iyi misin?" diyemiyordu.

Bu tavır, kapıda ayakta bekletmekti. Adam yerine koymama, "cürmün (ağırlığın ve gücün) kadar yer yakarsın" demekti.

Kendini, Kürt Selahaddinê Eyyubi’den sonra bu çağın Şam Fatihi ve IŞİD’in lideri Bağdadi’den daha büyük olarak, İslam dünyasının Halifesi olarak gören Recep bey, kendine biçtiği değerden düşük görülüp küçümsendiğinin farkındaydı.

Ama, heyheylendiğinde, "ey Amerika" diye naralanan, önüne çıkana "sen kimsin, ya?" büyüklenmesi taslayan Reis, bu kez alttan almak zorundaydı.

Çünkü, Kürtlerin durdurulamayan yükselişi karşısında Amerika’ya muhtaçtı. Yardım almak için, Amerika’nın kapısında avuç açmış dilenci durumundaydı.

Çünkü, içerde esir alınmış, rehine tutulup hapsedilmiş Kürtleri kırarak, yangın ve yıkımlardan mutluluk aramakla meşgulken, öbür yanda işbirliği yaptığı İslamcı çeteler eliyle ateşe verdiği Suriye’de, birden bire Kürtler ayağa kalkmışlardı.

Kadını, erkeği, eli sopa tutan çocuğuyla bir halk özgürlük savaşındaydı.

Kürdolog Mehmet Bayrak’ın deyimiyle, "Kürtler, tarihlerinde ilk defa kendileri için" savaşıyorlardı.

Ama, Türk devletinin arkaladığı İslamcı çetelerin kirlettiği savaş ortamında da Kürtler insandı. Kürdistan toprakları, İslamcıların dehşetinden kaçanlara sığınaktı.

Bu arada, yanan Suriye’de dakika başına yeni ittifaklar kuruyordu. Her yeni ittifak, ötekini satıyordu.

Bunların içinde, bir tek Kürtler ilkeliydi. Kaygıları insandı. Vahşetin içinde insani duruşla büyüdüler, güç kazandılar.

Bu arada, Türkler çete döküntülerinden Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adıyla bir çete oluşturmuş, sağa sola seğirtiyordu. ÖSO, aynı zamanda Türk ordusuna rehberlik ediyor, mayın eşeği gibi öne sürülüyordu.

Bu yönüyle, bölgede savaş dolandırıcılığı yaşanıyordu. Bile bile herkes birbirine yalan söylüyor, iki yüzlülük ediyordu. Örneğin Ankara rejimi, Rusya ve İran’la dost görünüyor. Ama Halep’te ve pek çok yerde, ÖSO kılığı içinde onlarla savaşıyordu. Buna vekaleten savaş deniyordu.

Herkes, kimin ne yaptığını, hangi kılığa büründüğünü biliyor, ama bilmezlikten geliyordu.

Ankara rejimi, tarihi ittifaklarına karşı da dürüst değildi. NATO üyesiydi. Amerika, düne kadar askerlerinin donunu veriyordu. Ama Türkler, Suriye’de her yana, yöne doğru oynuyor, fakat gerçek anlamda, Amerika’ya karşı da İslamcı çetelerin safındaydı.

Amerika’nın ittifakında yer almayarak safını, baştan belli  etmişti.

Kürtlere gelince, argo deyimle, herkesin birbirine "madik" attığı, birinin öteki için ölüm kuyusu kazdığı bir yerde Kürtler, sadece ve yalnız özgürlük savaşçılarıydı. Savaş alanında zaaflara, zayıflıklara yer yoktu. İnsan talanı, mal, para gasbıyla kirletilmiş bir savaşta Kürt gerillalar sadece insandı. Bu yüzden de insan sığınağıydı, Kürt toprakları…

Ve Türk devleti, amiyane deyimle, tavuklarına "kış" demedikleri halde Kürtleri, düşman görüyorlardı. Köylerini bombalayıp bebeklerini katlediyor, cinayetler işliyor, mallarını çalıyor, sonra da, onlara terörist diyorlardı.

Amerika başkanı haftalarca beklettikten sonra, Erdoğan’la 45 dakika süren bir görüşme yapıyordu. Görüşmenin yarısı, karşılıklı söylenenlerin tercümesiyle geçtiğine göre, Recep bey en çok on dakika konuşabilmişti. Washington Post gazetesinin yazdığına göre, Erdoğan kendisine düşen on dakikada, "Kürtlerle dost ve müttefik olmayın, ben her türlü hizmete hazırım" demiş, ancak Başkan cevap verme yerine konuyu değiştirmişti…

Hala anlamıyor, bunlar. Dünya değişti. Bugün artık, dün değildir. İttifaklar bozuldu, yeni ittifaklar kuruluyor.

Baksanıza, telefon trafiğinden bir gün önce, Amerikan ordusu Kürt güçlerine verdiği silahların fotoğrafını açıklıyordu. Anlayanlar için, manzara anlamlıydı.  

Fotoğraflar, yeni dönemeci tarihe not ediyordu.

Yer yüzünde yeni bir günün fotoğrafıdır, bu. Ortadoğu yeni bir dönemecin fotoğrafı…