Amerika’dan Bakış
Türkiye’den gelen keyifsiz haberlerden bunalanların dikkatini dünyanın bu tarafından yaşanan önemli bir gelişmeye çekmek istiyorum: Venezuela’da geçtiğimiz pazar günü parlamento seçimleri yapıldı. Tarihsel önemdeki bu seçimin ilk sonuçlarına göre Chavez’in partisi iktidara geldiği 1998 yılından beri ilk yenilgisini alıp parlamentodaki kontrolünü kaybetmiş durumda.
Bu tarihsel gelişmenin arkaplanı şöyle: Putin-Erdoğan meşrebinden otoriter, devletçi ve popülist bir siyasi figür olan Hugo Chavez, 17 yıl önce seçimle iktidara geldi. Bir daha da ölene kadar gitmedi. İhracatı yüzde 90 oranında petrole dayanan Venezuela’da, yüksek petrol fiyatlarının yarattığı ekonomik imkanları yoksul kesimlerin oylarını satın almak için kullandı ve bu şekilde iktidarını pekiştirdi. Sonra adım adım, iktidar imkanlarını istismar ederek yargı-yürütme-polis-asker-basın derken bir demokrasinin sağlıklı işlemesi için gerekli tüm kurumları 'Bolivar Devrimi’ adı altında ele geçirdi. Ülke içerisindeki popülist, uluslararası alanda anti-Amerikan demogojisiyle kimi sol çevrelerde sempati toplamayı başardı. Parçalı Venezuela muhalefeti, adım adım oluşturulan fiili tek parti rejimi karşısında dağınık ve etkisiz kaldı.
Chavez, 2013 yılında ansızın kanserden öldüğünde takipçisi Maduro’ya tam bir ekonomik ve sosyal enkaz devretti. Maduro döneminde düşen petrol fiyatlarıyla birlikte ülkenin başaşağı gidişi hızlanarak devam etti. Yüzde 200’i aşan enflasyon, yaşamı felce uğratan gıda, hammadde ve yedek parça kıtlıkları, yüksek suç oranları, değersizleşmiş para birimi ve yüzde 80’e doğru tırmanan yoksulluk Venezuela’yı uçurumun eşiğine getirdi. Maduro bu felaket tablosunu artan polis devleti uygulamaları, komşu ülkelerle yaratılan suni krizler ve 'ekonomik savaş’ komplo teorileri uydurarak dengelemeye çalıştı. Ancak kötüleşen ekonomi ve artan baskılara paralel olarak Chavezcilerin tabanı da erimeye devam etti. İşte seçimin önemi de bu noktada ortaya çıkıyor: Venezuela’da ilk defa, Chavezcilerin hakimiyetini kırma umudu doğmuş durumda.
Durumun farkında olan Maduro iki hafta önce bir basın açıklaması yaparak seçimi kazanamazlarsa ülkenin karışacağını söyleyerek tüm ülkeyi kaosla tehdit etti (tanıdık geliyor mu?). Sözlerini aynen aktarıyorum: "…Muhalefet (partileri) dua etsinler ve azizlerine mum yaksınlar ki seçimleri biz kazanalım, aksi takdirde tam bir kaos yaşanacak".
Seçime yaklaşırken muhalefet liderlerinden Luis Manuel Diaz taranarak öldürüldü. Çeşitli muhalefet liderleri tutuklandı. Basın zaten muhalefete tamamen kapalıydı. 'Kol kırılır yen içinde kalır’ anlayışıyla geleneksel olarak birbirlerini kollayan Latin Amerika OAS (Amerikan Devletleri Örgütü) bile kendilerini seçimlerin serbest ve tarafsız bir biçimde yapılması konusunda Maduro’yu uyarmak zorunda hissettiler. İşte Pazar akşamı sonuçlanan seçimlere muhalefet liderlerinden Julio Borges’e 'adeta iki ayağımız bağlı halde dünya kupası maçına çıktık’ dedirten bu atmosferde girildi.
İlk oy sayımlarına göre durum muhalefet, parlamentodaki 167 sandalyeden 99’unu kazanmış durumda. Sayımları çekişmeli devam eden 22 vekilliğin en azından 2 tanesinin sonuçları da muhalefetin lehine olursa muhalefetin parlamentodaki çoğunluğu 3’te 2 oranına çıkacak. Bu çoğunluk, pek çok kritik yasal reformun da önünü açıyor.
Maduro’nun seçim sonrası açıklaması 'şimdilik kaybettik’ idi. 'Şimdilik’ derken neyi kasdettiğini bilemiyoruz. Ancak seçim öncesi tehditlerini gerçekleştirmeye kalkarsa Venezuela da kendi "7 Haziran – 1 Kasım"ını yaşayabilir. Zira yargı, basın ve kolluk güçleri tamamen 'Chavista’ların kontrolünde. Bu anlamda, önümüzdeki dönemde Venezuela muhalefetini önemli bir sınav bekliyor.
Venezuela ve Türkiye dünyanın iki ayrı köşesinde ancak sıkıntıları benzer. Her iki ülke de, kendini 'milletin tek meşru temsilcisi’ ilan eden politikacıların, güç sevdalarına ideolojik kılıf geçirip, acımasız manevralar, zorbalık ve oportünizmle koca bir ülkeyi nasıl esir alabildiklerinin ürkütücü örnekleri. Yine bir defa gücü ellerinde topladıktan sonra bu tür otokratları iktidardan uzaklaştırmanın ne kadar zor olduğunu her iki ülkenin halkları yaşayarak görüyor. Caracas’taki muhalefet tek bir çatı altında seçime girip kazanarak 17 yıl sonra ilk defa iktidar değişikliğinin koşullarını yaratmış durumda. Bakalım gerisini getirebilecekler mi? Ve daha önemlisi, bakalım Ankara’daki muhalefet, birlik konusunda Venezuela’daki tecrübeyi değerlendirebilecek mi?