Venturini: Barış için Öcalan’ın özgürlüğü şart
Dosya Haberleri —

Federico Venturini
‘Öcalan için Özgürlük’ adlı uluslararası kampanyanın destekçilerinden olan İtalyan akademisyen Federico Venturini sorularımızı yanıtladı.
- Türk devletinin İmralı'da yaptıklarının sadece insan hakları meselesiyle ilgili olmadığını, çok daha geniş kapsamlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü hepimiz Abdullah Öcalan'ın Kürtler için kilit bir şahsiyet olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, eğer gerçek bir barış süreci yaratmak istiyorsak, Öcalan'ın özgür olması gerekiyor.
EYLÜL DENİZ YAŞAR-ERDOĞAN ALAYUMAT
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan uluslararası komplo sonucu Türkiye’ye teslim edildiğinden bu yana İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde ağır tecrit altında tutuluyor. 2011 yılından bu yana avukatları ile sadece 5 kez görüşebilen Abdullah Öcalan’dan 19 aydır haber alınamıyor. Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele ve Cezayı Önleme Komitesi'nin (CPT) 2016 yılında İmralı’da yaptığı ziyarete ilişkin yıllar sonra açıkladığı raporda İmralı’da tecrit koşullarının ağırlığına dikkat çekilerek tecrit koşullarının ortadan kaldırılması için Türkiye’ye tavsiyelerde bulunmuştu. CPT’nin tavsiyelerine kulak tıkayan Türkiye tecrit koşullarını daha da ağırlaştırdı. Kürt halkının ve dostlarının dünya genelinde yürüttüğü mücadele sonunda CPT 2019 yılında İmralı adasına bir ziyaret daha gerçekleştirdi. 2019 yılında yapılan 5 ayrı avukat görüşünden sonra İmralı’da hiçbir görüşme gerçekleşmezken, 3 yıl sonra CPT, İmralı’ya bir ziyaret daha gerçekleştirdi. Ziyaretin içeriğine ilişkin ise herhangi bir açıklama yapılmazken, Öcalan’ın ailesi ve avukatları ziyareti önemli ancak geç kalmış bir ziyaret olduğuna dikkat çekti. Ardı arkası kesilmeyen ‘disiplin cezaları’ gerekçe gösterilerek ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmeyen Öcalan'a 21 Ekim tarihinde 6 aylık yeni bir avukat görüş yasağının (disiplin cezası) verildiği ortaya çıktı.
“Freedom for Abdullah Öcalan (Öcalan için Özgürlük)” adlı uluslararası kampanyanın destekçilerinden olan İtalyan akademisyen Federico Venturini ile Öcalan'ın üzerindeki ağırlaştırılmış tecride dair konuştuk.
Öcalan’ın özgürlüğü için Avrupa’da yürütülen kampanyalara nasıl dahil olduğunuzu ve yaptığınız çalışmaları okurlarımız için kısaca açıklayabilir misiniz?
Bir araştırmacı olarak Abdullah Öcalan'ı büyük ölçüde etkilemiş olan Murray Bookchin'in teorisi üzerine çalışıyorum. Bu çalışmalarım sonucu Uluslararası Barış Delegasyonu'nun bir parçası olmak üzere davet edildim. Bu, 2016 yılında İmralı Adası'nı ziyaret etmeye çalışan uluslararası isimler tarafından oluşturulan bir delegasyon. Maalesef bu fırsatı hiçbir zaman bulamadık ama Türkiye'deki pek çok siyasetçi ve sivil toplum aktivisti ile görüştük. Bu heyet her yıl Türkiye'yi ziyaret ediyor ve bulgularımızı rapor haline getiriyoruz. Bu uluslararası delegasyon AB Türkiye Sivil Komisyonu (EUTCC*) tarafından destekleniyor. Bu da Avrupa Konseyi ile yakın işbirliği içinde çalışan uluslararası bir dernek.
Ben İngiltere'de ve özellikle İtalya'da dayanışma etkinlikleri düzenledim. Türkiye'ye yaptığım ziyaretlerde gördüklerimi raporladım. Ayrıca bu konuda hükümete baskı yapmak için İtalya’da pek çok etkinlik düzenlemeye devam ediyoruz. Şu anda sürdürdüğüm çalışmaların amacı Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü için İtalya'da farkındalık yaratmak.
Geçtiğimiz günlerde CPT İmralı’yı 2019’dan beri ilk kez ziyaret etti. Bu ziyareti ve zamanlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cezaevine yapılan CPT ziyaretini memnuniyetle karşılıyorum, ancak bu geç kalmış bir ziyaret. CPT'nin bu ziyareti iki nedenden dolayı çok daha önce yapması gerekiyordu. Birincisi: hiç kimse Abdullah Öcalan ve diğer tutsaklarla iletişim kuramıyor. Yani kimse orada ne olduğunu bilmiyor. Ne telefonla, ne avukat ne de aile ziyaretiyle. Tam bir tecrit altındalar ve bu da işkence anlamına geliyor. Sağlığını merak ediyoruz. İmralı’daki tutsaklarla temas yok.
İkinci sebep ise Türkiye'nin CPT tavsiyelerini uygulamıyor olmasıdır. Bu önemli bir sorun. CPT daha öncesinde İmralı'yı ve Türkiye'deki diğer cezaevlerini birkaç kez ziyaret etmiştir. Ancak Türkiye bu ziyaretlerden sonra tavsiyeleri hiçbir zaman uygulamamıştır. Ve daha sonrasında Türkiye, İmralı'da uygulamaya koyduğu tecrit sistemini Türkiye'deki diğer cezaevlerinde de uygulamaya başlamıştır. CPT ve diğer Avrupa kurumları İmralı'daki tecrit sistemine karşı seslerini yükseltmelidir.
CPT’nin İmralı ziyaretine dair hiçbir somut bilgi ya da rapor paylaşılmıyor. CPT heyeti üyeleri de herhangi bir bilgi paylaşmaktan kaçınıyor. İmralı’ya dış dünyadan erişebilen tek kurum olan CPT’nin ziyaretine dair raporların paylaşılmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
CPT'nin devletler ile üzerinde anlaştığı bazı kurallar olduğunu biliyoruz. Bunlardan biri gizlilik ilkesi, diğeri ise raporların devlet tarafından onaylandıktan sonra yayınlanmasıydı. Bu temel standarttır. Bunu anlayabiliyorum, çünkü bu şekilde soruşturulan devlet ile CPT arasında bir tür güven oluşuyor. Prosedürün bu olduğunu anlıyorum. Fakat sonuçta bu prosedürden memnun değilim. CPT'nin çok şeffaf görünmediğini söyleyebiliriz. Ama CPT’de bu işler böyle yürüyor. İmralı konusundaki tek adres CPT değil, diğer Avrupa kurumlarının da adım atması gerekiyor. Fransa, Almanya, İtalya, İspanya gibi büyük Avrupa devletlerinin Türkiye'ye siyasi açıdan baskı kurmaları gerekiyor. Kısacası CPT elbette çok önemli ve gerekli. Yaptıkları iş çok değerlidir. Ancak tecridi kırmak için elimizdeki tek araç CPT değil. CPT heyeti sadece tavsiye kararları yazabilir. CPT'nin çalışmalarını örnek almak ve Türkiye'yi tavsiyeleri uygulamaya ve İmralı'nın kapılarını açmaya zorlamak diğer örgütlerin, diğer uluslararası organların ve devletlerin görevi.
Kendi yazılarınızda İmralı’daki tecridin bir işkence olduğunu ifade ediyorsunuz. Öcalan’a yönelik İmralı’da ortaya konan özel tutumu insan hakları bakımından nasıl değerlendirdiğinizi okurlarımız için kısaca açıklayabilir misiniz?
Son yıllarda, Türk devleti ile Kürt halkı arasında barış sürecinin yeniden başlatılması için sahadaki durumu daha iyi öğrenmek amacıyla Türkiye'yi ve Bakûr'u ziyaret eden farklı heyetlerin bir parçası oldum. Farklı avukatlar ve siyasetçilerle konuşmayı başardık. Türk devletinin İmralı'da yaptıklarının sadece insan hakları meselesiyle ilgili olmadığını, çok daha geniş kapsamlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü hepimiz Abdullah Öcalan'ın Kürtler için kilit bir şahsiyet olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, eğer gerçek bir barış süreci yaratmak istiyorsak, Öcalan'ın bir şekilde sürece dahil edilmesi gerektiğine inanıyorum. Nelson Mandela'nın dediği gibi, sadece özgür insanların müzakere yapabileceğini hepimiz biliyoruz. Türk devletinin İmralı'da yaptığı şey tam bir insan hakları ihlalidir ve işkenceye eşdeğer bir tecrittir. Ve bu çok tehlikeli, çünkü şimdi Türkiye'deki diğer cezaevlerinde de uygulanıyor. Türkiye'de insan hakları ihlalleri, özellikle 2016 yılındaki başarısız darbe girişiminden sonra artmıştır. Ancak Öcalan meselesi bunun ötesine geçerek siyasi bir mesele haline geldi. Çünkü ona yönelik tutum Türkiye'de ve daha geniş anlamda Ortadoğu'da Kürt halkına yönelik genel baskıyla bağlantılı. Dolayısıyla Abdullah Öcalan'ın tecridinin iki farklı boyutu var: İnsan hakları boyutu ve siyasi boyutu. Zaten insan hakları konusu siyasi meselelerle sıkı sıkıya bağlantılı.
Öcalan’ın Türkiye’ye getirilme sürecinde birden fazla devletin oynadığı role vurgu yaparak, “Ben Türkiye’nin değil, uluslararası komplonun mahkumuyum” tespitinde bulunuyor. Siz bu tespit ışığında İtalya’nın o süreçteki tutumunu nasıl yorumluyorsunuz? O zamandan bu zamana İtalya’da pek çok şehirde Öcalan’a “onursal vatandaşlık” verildi. Bu ne anlama geliyor?
1991 yılında Öcalan Suriye'den ayrılıp Avrupa'ya geçtiğinde İtalya'ya geldi ve burada siyasi sığınma talebinde bulundu. Buradaki hükümet Öcalan'a gitmesi için baskı yaptı. Daha sonra Öcalan Yunanistan'a gitti ve Güney Afrika'ya giden bir uçağa bindi. Daha sonra kaçırıldı. Biz bu hikayeyi biliyoruz. Ancak daha az bilinen şudur: Türkiye'de tutuklanmasından sonra İtalyan yargısı Öcalan'a siyasi sığınma hakkı verilmesi talebini onayladı. Yani Abdullah Öcalan'ın İtalya'da siyasi sığınma hakkı var, resmi olarak hala bu geçerli, çünkü bu karar hiçbir zaman iptal edilmedi. Öcalan bir şekilde İtalyan hükümeti tarafından komploya uğradı, çünkü Türk devletiyle bir sorun yaşamak istemiyorlardı. Ancak o dönemde İtalyan yargısı siyasi sığınma hakkı verdi. Ve daha sonra geniş İtalyan sivil toplum çevreleri Öcalan'ın özgürlüğü için o zamandan beri çok emek verdi. Bu nedenle daha önce de bahsettiğiniz gibi bu zamana kadar İtalya’daki birçok şehir ona fahri vatandaşlık vermiştir. Bu, Öcalan'la dayanışma ve destek göstermenin bir yolu.
Tabii sivil toplumlar bu konuda ne kadar çok çalışsa da devletler yeterince çaba göstermiyor. Türk devletini ve Türkiye'deki baskıları açıkça eleştirmek için gerekli adımları atmıyorlar. Türkiye'nin İtalya ve diğer Avrupa ülkeleriyle pek çok silah anlaşması var. Türkiye ile Avrupa arasında çok güçlü ekonomik bağlar var. Dolayısıyla ekonomik kalkınma adına insan hakları ihlalleri konusunda tavize dayanan bir uzlaşma söz konusu. Bu, teoride her zaman en yüksek düzeyde insan haklarını savunan Avrupa kurumları için utanç verici bir durum.
***
Federico Venturini kimdir?
Federico Venturini, Thomas Jeffrey Miley ile birlikte "Senin Özgürlüğün ve Benimki: Abdullah Öcalan ve Erdoğan'ın Türkiye'sinde Kürt Sorunu" başlıklı kitabın editörlüğünü yaptı. Doktorasını 2016 yılında Leeds Üniversitesi'nde sosyal ekoloji, kentsel kriz ve sosyal hareketler üzerine yapan ve yıllardır Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ile ilgili çalışmalarda yer alan İtalyan araştırmacı Venturini akademik çalışmalarını İtalya’da bulunan Udine Üniversitesi’nde sürdürüyor.
*EUTCC: Kasım 2004'te 'AB, Türkiye ve Kürtler' konulu ilk uluslararası konferansın sonucu olarak kuruldu.







