- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile birlikte İmralı Cezaevi'nde tecrit altında rehin tutulan tutsaklardan Veysi Aktaş'ın annesi, 7 yıldır görmediğini, 28 aydır da hiçbir haber alamadığını belirterek, "Artık oğlumu görmek istiyorum" dedi.
Ağabeyi Veysi Aktaş'ı en son 2019'da İmralı'da ziyaret ettiğini belirten Sabiha Aslan, şunun altını çizdi: "Adanın şartlarından dolayı orada bir insanın yaşayabileceğine insan inanmıyor. Hiçbir irade orada o kadar yıl kalamaz. En büyük kahramanlar orada kalanlardır."
Uluslararası Komplo'yla 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye teslim edilen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, o tarihten bu yana İmralı’da ağır tecrit altında rehin tutuluyor. Aynı cezaevinde Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş da tecrit altında. İmralı’da uygulanan özel sistem son 28 ayda ise mutlak iletişimsizliğe dönüştü. En son 25 Mart 2021'de kardeşi Mehmet Öcalan ile yaptığı 4-5 dakikalık yarıda kesilen telefon görüşmesinden bu yana Öcalan ile diğer üç tutsaktan hiçbir haber alınamıyor. Aile ve avukatların yaptığı tüm başvurular ya yanıtsız bırakılıyor ya da “disiplin cezası” gerekçesiyle reddediliyor. Tecrit ve haber alamama durumuna karşın başta Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT) olmak üzere tüm uluslararası kurum ve kuruluşlar ise sessizliğini koruyor.
Ailelerin son olarak Kurban Bayramı için yaptıkları başvuruya da yanıt verilmedi. 2015'ten bu yana İmralı'da tutulan Veysi Aktaş'ın ailesi, MA'dan Müjdat Can'a konuştu.
Oğlunu görmek istiyor
Oğlunu en son Kırıkkale Cezaevi'nde tutuklu bulunduğu sırada 2015 yılında gördüğünü aktaran anne Faika Aktaş, "İmralı'ya gittiğinden beri oğlumu göremedim. Ne bir telefon ne de mektup hiçbir haber alamıyorum" dedi. Anne Aktaş, "Bu bayramda oğlumu görmek istiyorum. Adalet Bakanlığına sesleniyorum; izin versinler, oğlumu göreyim, hayırlı bir bayram yapalım" diye konuştu.
Dört yıl önceki görüş
Ağabeyi Veysi Aktaş'ı en son 2019'da İmralı'da ziyaret ettiğini belirten Sabiha Aslan, görüşmenin yapıldığı güne değindi. Heyecanla İmralı'ya gittiğini aktaran Aslan, şartların çok kötü olduğunu belirtti. Aslan, Gemlik'ten 3,5 saatlik yolcuğun ardından İmralı Adası'na vardıklarını ve birçok prosedürden geçtiklerini söyledi. Aslan, defalarca aramalardan geçtiklerini söyleyerek, “Orada normal bir askeri görevli yoktu, farklılardı. Daha önceki cezaevlerinde görmediğim kıyafetli görevliler vardı, korkunçtular" dedi.
Hiçbirini diyemedim
Görüş günü ağabeyiyle Kürtçe konuşmak istediğini söyleyen Aslan, şöyle devam etti: "Görevliler bana, ‘Bak ne güzel Türkçe konuşuyorsun. Türkçe konuş' dediler. Ben de 'Hayır olmaz. Ağabeyimle Kürtçe konuşacağım' dedim. Daha sonra yetkililer bir ses kaydı bıraktı. O cihazın yanı sıra karşımızda iki görevli vardı. Ağabeyim çok değişmişti, sesi, fiziği değişmişti. Hasta olduğunu düşünerek üzüldüm ve ağladım. Ona, 'Seni görmesem başkası konuşuyor zannederim' dedim. Bana, 'Buranın havasından ve şartlarından dolayıdır' dedi. Ondan sonra 45 dakikalık bir görüşümüz oldu. O günkü o heyecan, o stres, o yolculuk şartları, onların orada oluşu fazla konuşmamıza izin vermedi. Diyeceklerimin hiçbirini diyemedim, konuşamadım. Ben sadece onların yaşadıklarına, o cezaevinin zorluklarına odaklanmıştım."
Nasıl anlatılabilir, bilemiyorum
Aslan, adanın şartlarına işaret ederek, şunları söyledi: "Adanın şartlarından dolayı orada bir insanın yaşayabileceğine insan inanmıyor. Orayı daha önce internetten izlemiştim, Yılmaz Güney kalmış. Sebze ve meyve falan ekmişlerdi, öyle bir şey karşıma çıkacak umuduyla gittim ama göremedim. Olması da mümkün değil sanki. Görüş sonrası bize gemiye kadar eşlik eden şahıslara, 'Bu mahkûmları bıraksanız zaten gidebilecekleri yer yok. Dört tarafı denizlerle çevrili bir ada dedim. Bana, 'Mümkün değil öyle bir şey imkansız, olamaz' dediler. Kitaplarda kahramanlardan bahsederler ya, sanırım dünyanın var oluşundan bu yana en büyük kahramanlar orada kalanlardır, orada yatanlardır. Hiçbir irade orada o kadar yıl kalamaz. Bu kadar ağır tecrit altında mümkün değil duramaz. Nasıl anlatılabilir, bilemiyorum; ben geldikten sonra psikolojik travma yaşadım, onlar orada yıllardır yaşıyor. Ben onların iradesi önünde saygıyla eğiliyorum. Eğer gerçekten kitaplardaki kahramanlar onları tanısaydı, orada neler yaşayıp nasıl durduklarını bilseydi saygı duyardı.”
7 bayramdır göremiyor
Ağabeyini 7 bayramdır göremediğini belirten Aslan, şöyle konuştu: "Böyle bir zulüm yok. Bayramlarda göremiyoruz, telefonla bir iletişim kuramıyoruz. Zaten 30 yıl hepsi müebbetlik. Kelimeler az kalır. Artık bu tecrit kaldırılmalı. Bu zulüm bitmeli. Bu kadar sınırsız işkenceye ne gerek var. Buna akıl sır erdiremiyoruz. 28 aydır hiçbir haber alamıyoruz. Kesilen telefon görüşmesine de Veysi çıkmamıştı. Sonrasında ise tecrit içinde tecrit uyguluyorlar."
Babasına veda edemedi
İmralı tecridinin sürekli bir hal aldığını dile getiren Aslan, "Gidip bir kez görmek çözüm değil. 5 yılda, 10 yılda bir gidip görmek, ‘razı olun’ zihniyeti doğru değil. Bu insanların aileleri, kardeşleri, anne-babaları var. Benim babam 6 ay önce vefat etti. O zaman da başvuruda bulunduk, reddedildi. Haliyle sağlık durumları, psikolojik durumlarını merak ediyoruz. Bu kadar zulüm yapanlar evlerinde nasıl rahat uyuyor, kendi çocuklarına nasıl bakıyor?" diye sordu.
Bir an önce aile ve avukat görüşlerinin sağlanması çağrısında bulunan Aslan, "Sağlıklarından, psikolojilerinden endişeliyiz. Korkuyla telefonlarımıza sarılıyoruz. Bu tecridin İmralı başta olmak üzere tüm cezaevlerinde son bulmasını istiyoruz. Umuyorum ki bu bayram görüşe gideriz. Bunu umut ediyorum" dedi. AMED