Sanırım Rönesans’ın ve Aydınlanma çağının bize sunduğu en güzel armağan “Çağdaş değerler” üzerine kurulu sosyal bir yapı olan devlettir. Devletin çekirdeği olan değerlerden biri de vicdandır diye düşünüyorum. 

Elbette vicdanın kendi başına zor kullanmak gibi özelliği yoktur. Onun için de vicdanın yeterli olmadığı yerde bu zoru yani “adil olmayı” ve adaleti devlet sağlar. Yani devlet bir anlamda toplumsal vicdanın ete kemiğe büründüğü bir sistemdir. Bundan dolayı da adil bir devletten söz etmek için o devletin kurumsal yapısı çağdaş değerlerle oluşturulmalıdır.

Çağdaş değerlerden söz edip karanlığa doğru hızla yol aldığımız günlerden geçerken, içinde yaşadığımız sistemde böyle bir yapı olanaklı mı? Ya da böyle bir devlet yapısı var mı? Doğrusunu isterseniz bu soruya evet demek isterdim ama ne yazık ki vicdanını, hümanizmasını, toleransını ve insanlara karşı eşit davranma yetisini kaybetmiş bir devlet sistemi ile karşı karşıyayız. Kendi şehirlerini yerle bir eden, Birleşmiş Miletler kayıtlarına göre yüz insanı diri diri yakan son olarak küçük bir kasabasını F 16’larla bombalayan ceberut bir sistemle karşı karşıyayız. İstisnasız her gün gözümüze sokulan ölümlere alıştık. Kimine şehit kimine terörist diyerek ölümler meşrulaştırılıyor. Bense artık dayanamıyorum ölü görmeye. 

Savaş psikolojisi sanatın dilini de keskinleştirdi. Sözcüklerimiz kılıç gibi, fırçalardan kan damlıyor. Guernica tablosunu bir gecede yapan Picasso bir sergisi sırasında ''Bu tabloyu siz mi yaptınız'' diyen bir generale'' Hayır, siz yaptınız'' demiştir. Bugün ülkenin bir kısmında yıkılan şehirler de 21.yüzyılın yeni Guernicaları yeni silahların ve savaş taktiklerinin uygulandığı  dağları ve şehirleri. O şehirleri birileri bir gün tabloya aktarır mı ve kendisine soru soran generale aynı cevabı verir mi bilmiyorum. Bildiğim şu ki gerçekler hiçbir zaman unutulmuyor ve kuşaktan kuşağa bir şekilde geleceğe aktarılıyor. Roman, şiir, öykü ve ya resim ile…

Yeni Ahit; “Ancak hakikatin bizi özgür kılacağını söyler.” Bizler hakikate bağlı kaldığımız ve vicdanımıza göre eylemde bulunduğumuz sürece özgürleşeceğiz. Yeter ki özgürlük tutkumuzu yitirmeyelim ve vicdanımızın sesini dinlemekten asla asla vaz geçmeyelim. Bildiğim şu ki; karşımızdaki sistem hakikatini yitirdiği sürece o sistemin çarkları ve dayandığı kitle ruhu asla özgür olamayacaktır. Şu sözü çok severim; Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner…