
Türkiye’de 2000’li yıllarla birlikte vicdani retçi sayısının giderek arttığını belirten Barış İçin Vicdani Ret Platformu aktivisti Ercan Aktaş, Türkiye’deki eğitim sistemi, yargı, iş alanları, sosyal hayat ve aile yapısının “askerliği özendiren” bir yapıya sahip olduğuna vurgu yaptı. Aktaş, “Bizler Türkiye’deki kadınların ve de erkeklerin bir şekilde savaşa karşı seslerini daha güçlü çıkarabilmeleri için vicdani reddin önemli bir etken olduğunu düşünüyoruz. Bu bağlamda vicdani retçi olmaları çağrısında bulunuyoruz. Ve şunu söylüyoruz; bizler savaşın insan malzemesini bir şekilde kurutabiliriz. Buna öncelikle inanmak gerekiyor” dedi.
1993 yılı Temmuz ayında Muğla Milas İlçesi’nde 40 ülkeden katılımcının olduğu Uluslararası Vicdani Retçiler Toplantısı’nda alınan kararla 15 Mayıs, Dünya Vicdani Retçiler Günü olarak kabul edildi. Bireyin, dini, politik ya da ahlaki gerekçelerle askerliği reddetmesi anlamına gelen Vicdani Ret, esas olarak da “savaşa karşı” bir tavır olarak adlandırılıyor. Vicdani Retçiler Günü’nün uluslararası anlamda 15 Mayıs olarak kabul edildiği toplantının üzerinden 19 yıl geçti. Vicdani Retçiler Günü’nün 19’uncu yılında, Barış İçin Vicdani Ret Platformu aktivistlerinden Ercan Aktaş ile Türkiye’de vicdani retçilerin yaşadıkları ve içerisinde bulundukları durum, Kürt sorunundan kaynaklı olarak yaşanan çatışmalar ve vicdani retçilerin yapması gerekenler, kışlada yaşanan şüpheli asker ölümleri ile yeni anayasa sürecinde vicdani retçilerin beklentileri üzerine konuştuk.
‘AK ülkelerinden sadece Türkiye’de vicdani ret yasası yok’
Uzun yıllardır vicdani retçi olarak mücadele eden Ercan Aktaş, Türkiye’deki vicdani retçilerin mücadelesine ilişkin şu bilgileri verdi: “90’lı yıllarda sınırlı bir şekilde vicdani retçi arkadaşlar görüyoruz, ama 2000’li yıllardan itibaren bu sayının giderek arttığını görüyoruz. Bunun, Türkiye’de yaşanan atmosfer ile doğrudan bağlantısı var. Kürdistan’da savaşın getirmiş olduğu sıkıntılar, açığa çıkan tablodan dolayı insanların vicdani retçi olmaları için gerekçeleri daha çok artmaya başlıyor. Türkiye’deki vicdani retçilerin deklarasyonlarına baktığımızda ‘savaş karşıtı’ tavırları çok ciddi bir şekilde görüyoruz. Biz bunu 2000’li yıllardan itibaren Türkiye’de daha yaygın bir şekilde görüyoruz. Dünyadaki vicdani ret hareketine baktığımızda, Avrupa’da zorunlu askerliğin gittikçe ortadan kaldırılmasından dolayı, vicdani ret bağlamında yürütülen tartışmalar daha sınırlıdır. Çünkü zorunlu askerlik hemen hemen Avrupa ülkelerinde kalmadı. Avrupa Konseyi ülkelerinden 47 tanesinde vicdani ret yasa olarak sözkonusudur. Bu ülkelerden sadece Türkiye’de vicdani ret yasası yok.”
‘Ne yazık ki Türkiye’de bunu göremiyoruz’
Vicdani ret tartışmalarının Ortadoğu’da daha yaygın olduğuna işaret eden Aktaş, “İsrail-Filistin savaşından dolayı vicdani retçileri medyada görebiliyoruz. Öte yandan ABD ve İngiltere’nin işgaline karşı çıkan yurttaşlar da var. Kendi ülkelerinin başka ülkeleri işgal etmesine karşı çıktıkları için savaş karşıtı bir tavır alıyor insanlar. Biz bunları da vicdani retçi olarak görüyoruz. Bizim gönlümüzde yatan aslında Amerika’nın Vietnam işgali sırasında Amerika’da başlamış olan çok ciddi bir savaş karşıtı harekettir. Yine İkinci Dünya Savaşı sırasında çok ciddi bir savaş karşıtı hareket vardı. Yani savaşların yaygınca yaşandığı coğrafyalarda, çok ciddi savaş karşıtı hareketlerin olduğunu söyleyebilirim. Ve temel öznesini oluşturanlar vicdani retçilerdir. Biz Türkiye’de ne yazık ki, bunu yeterince göremiyoruz” diye konuştu.
‘Bir türlü mevcut savaş görülmedi’
2009 yılından itibaren Vicdani Ret Platformu olarak Türkiye’de yaşanan çatışmalara karşı bir çalışma yürüttüklerini belirten Aktaş, “Savaşın tahribatlarını açığa çıkarmak, yaşanan operasyonları ve kışla içerisinde yaşanan şüpheli asker ölümlerini gündeme taşıyarak, bunu kamuoyu nezdinde, sokaklarda çeşitli etkinliklerle paylaşarak, savaş karşıtı bir hareketin gelişmesi için katkı sunmaya çalışıyoruz. Fakat çok çok yetersiz. Hani bunun çeşitli nedenleri olabilir. İki etken düşünülebilir. Biri bizden kaynaklı diğeri de mevcut atmosfer. Yani Türkiye’deki egemen siyasetin, iktidarın ve medyanın iktidar ile olan ilişkilerine bakmak gerekir. İlk etapta bizden kaynaklanan etkene dönmek istiyorum. Türkiye’de vicdani retçiler, her ne kadar uzun yıllar deklarasyonlarında ‘savaş karşıtı’ olarak ifade etmiş olsalar da, sokaklarda pek bu anlamda görünür bir şey sağlamadılar.
Zaman zaman anti-militarist duruşun bence eksik yorumlanması ve değerlendirmesinden kaynaklı olarak, ‘şiddetin her türüne, her biçimine karşı olmak’ söylemlerine karşı argümanlar çok yaygınca kullanıldığı için, bir türlü mevcut savaş görülmedi. Yani, ‘işte TC militer askeri hiyerarşik bir yapıdır, onun karşısında duran PKK’de hiyerarşik militer yapıdır’ gibi algılar çok güçlüdür. Bundan dolayı savaşa dair çok ciddi bir politika geliştirilmediğini görüyoruz. Fakat bu değişmeye başladı süreç içerisinde. Çünkü anti-militarist söylem de algı da öyle bir şey değil aslında. Yani burada çok ciddi bir yani sorun var. İşgaller var. Faşist bir iktidar sözkonusu. Katleden bir iktidar sözkonusu. Onun karşısında kendi dili için, hayatı için kültürü için mücadele eden bir halk var. Bunları görmek gerekiyor. Vicdani retçiler, savaş karşıtı olarak ifade ettiğimiz grup, bence bu konuda yeterince durumu iyi değerlendiremediler.”
Kürdistan’da binler kurşunlara siper olurken
Türkiye’deki eğitim sistemi, yargı, iş alanları, sosyal hayat ve aile yapısının “askerliği özendiren” bir yapıya sahip olduğunu, “Ordu peygamber ocağı”, “Her Türk asker doğar” anlayışının hakim olduğunu belirten Aktaş, “Hatta şöyle bir eleştiri de yapabilirim; sol hareket de ne yazık ki, bu durumu çok iyi değerlendiremedi vicdani ret bağlamında. 20 yaşına kadar sokakta mücadele yürüten, barikatlarda çatıştığını söyleyen genç insanlar yaşları 20’ye geldiğinde ‘şu askerliği yapıp aradan çıkaralım’ gibi düşünce taşırlar. Bunun da doğru bir yaklaşım ve politik olmadığını düşünüyoruz. Oysa askerliğe karşı TSK’ya karşı tavır çok daha net olmalıydı. Önceki zamanlarda açığa çıkmalıydı. Belki biz o zaman bahsetmediğimiz bir savaş karşıtı hareketi, Türkiye’de bahseder olabilirdik.
Bugün Kürdistan’da binlerce, onbinlerce insan operasyon alanlarına giderken, kendi bedenlerini kurşunlara siper ederken, hatta devletlerin uluslararası güçlerin sınırların çizmiş olduğunu ve bu sınırları hiçe sayarak, kendi çocuklarının cesetlerini, bedenlerini ararken, Ankara’da, İstanbul’da bir tepki göremiyoruz. Bu konuda kendimizi doğru sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.
‘Kışlada yaşanan kışlada kalır’ klişesi
Türkiye’de erkek egemen sistemin öğrettiği “Kışlada yaşanan kışlada kalır” gibi bir klişenin olduğunu ifade eden Aktaş, Türkiye’de kışlalarda yaşanan ve “intihar” adı verilen “şüpheli asker ölümlerine” ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Aslında kışlada yaşanan çok ciddi boyutta bir şeyler var. İnsanlara dair çok ciddi işkence olayları var. Diğer bir şeyde Türkiye’de asker olmak istemeyen bir şekilde askerden kaçan yüzbinlerce insan var. Onlar ‘asker kaçağı‘ olarak ifade ediliyor. Ve biz vicdani retçilerin yaşadıklarını Türkiye’de muhalif medya aracılığıyla izlemek mümkün. Ancak yüzbinlerin nerede yaşadığını bilmiyoruz. O zaman demek ki, bize öğretilmeye çalışılan ya da dikte edilmeye çalışılan ve “herkesin koşarak, severek, isteyerek kışlaya gittiği, asker olduğu, vatan hizmeti için çırpındığı” gibi şeylerin aslında altı biraz boşalıyor. Ve bu dinamik üzerine burada ciddi bir potansiyel var. Aslında biz Barış İçin Vicdani Ret Platformu olarak 2009’dan bu yana doğru sözümüzü söylemeye çalışıyoruz.”
‘Asker ailelerinin çıkışı örtülüyor’
Savaşlarda yaşamını yitirenlerin yoksul çocuklar olduğunu belirten Aktaş, buna rağmen özellikle Türkiye’de asker ailelerinin ölümlere çok fazla tepki göstermemesini şu cümleler ile açıkladı: “Bir asker öldüğü zaman devlet o aile ile başka bir iletişim aracı geliştiriyor. Daha özel bir ilişki geliştiriyor. Ekonomik ilişkiler sağlıyor ve çeşitli imtiyaz alanları oluşturmaya çalışıyor ve ciddi bir ablukaya alıyor aileyi. Ve onların kendilerini doğrudan ifade etmelerine bir olanak bırakılmıyor. Bu insanlar yoksul oldukları için mecbur bırakılıyor. Yani bir yerde kendi duygularını içinde yaşadığı o depremi çok da ifade ettiğini veya edebildiğine inanmıyorum. Zaman zaman bu yönlü çıkışlar oldu. ‘Benim oğlumun orada ne işi var, bayrağı kabul etmiyorum’ diyen. Bu yönlü çıkış yapan aileler, ana akım medyanın desteğiyle devlet tarafından örtülüyor.”
‘AKP kendi kafasındaki anayasayı koyacak masaya’
Türkiye’de yazımına başlanan yeni anayasada vicdani retçilerin durumunun ne olacağı ve bu konudaki beklentilerini ise Aktaş, şu cümleler ile aktardı: “AKP’nin kafasında vicdani reddin bir insan hakkı olduğuna dair hiçbir şey yok. Yasal düzenleme bağlamında hiçbir şey yok. Fakat baskı var. Özellikle Avrupa Konseyi’nin ciddi bir şekilde Türkiye’ye bir dayatması var. Çünkü, uluslararası sözleşmeye imza atmışsın, 1967’den bu tarafa çeşitli imzalar atmışsınız ve gerekliliklerini yerine getirmiyorsunuz. Türkiye bunun gerekliliklerini yapmak zorunda bırakılıyor. AKP kendi kafasındaki Anayasa’yı koyacak masaya. Onun içerisinde vicdani ret olacak mı? Çok umutlu değilim. Ama mecbur bir yandan da. Bir şekilde belki göstermek durumunda kalacak. Vicdani ret yasası çıktığı anda bir insan hakkı olarak görülmeyecek ve cezalandırma usulü olarak değerlendirilecek. Şu an 15 aylık asker ise, 20-24 ay belki de 30 ay ‘zorunlu bir çalışma’ diyecekler. Ve bu durum çok ciddi bir angarya olacak. Bu anlamıyla biz vicdani retçiler, her ne kadar anayasa çerçevesinde vicdani ret yasası görülsün, böyle bir talebimiz olsa da oluşacak öyle bir yasal düzenleme içerisinde yani ben de birçok arkadaşım da bu hakkı kullanmayız.”
‘Savaşın insan malzemesini kurutabiliriz’
Aktaş, açıklamalarını vicdani redde ilişkin şu çağrı ile bitirdi: “Bizler Türkiye’deki kadınların ve de erkeklerin bir şekilde savaşa karşı seslerini daha güçlü çıkarabilmeleri için vicdani reddin önemli bir etken olduğunu düşünüyoruz. Bu bağlamda vicdani retçi olmaları çağrısında bulunuyoruz. Ve şunu söylüyoruz; bizler savaşın insan malzemesini bir şekilde kurutabiliriz. Buna öncelikle inanmak gerekiyor. Bütün savaşlara karşı sürekli bir şekilde savaş karşıtı hareketleri oluşmuştur. Ve Türkiye’de doğrudan böyle bir şeye neden olmasına ve bu anlamda vicdanı retçilerin çoğalması savaş karşıtları güçlerin güçlenmesini etki yapacaktır.”
İBRAHİM ASLAN / MEHMET ŞAH ORUÇ - DİHA/İSTANBUL
Kürt asker işkenceden akli dengesini yitirdi
Türkiye’de sağlam gittiği askerlikte, gördüğü işkencelerden dolayı akli dengesi bozulan ve ailesine geri gönderilen Kürt asker Damhat Çakal, şimdi evden hiç çıkmıyor ve sürekli ağlıyor. Baba Şehmus Çakal, oğlunun askerde gördüğü işkence nedeniyle akli dengesini yitirdiğini söyledi.
Türk ordusundaki, Kürt kökenli askerlerin yoğun olarak şüpheli ölüm haberlerinin ardından, şimdi de işkence gören askerlerin akli dengesini yitirdiği haberi geldi. Balıkesir’in Samandır İlçesinde askerlik yapan Mardin-Derik nüfusuna kayıtlı Kürt kökenli asker Damhat Çakal, sağlıklı gittiği kışladan akli dengesi bozularak evine gönderildi.
Damhat Çakal’ın, altı ay önce Mersin’den Balıkesir’in Samandır ilçesine askerlik yapmaya gittiği ve burada gördüğü işkence yüzünden akli dengesini yitirdiği belirtildi. Damhat’ın ailesi, oğullarının şimdi evden hiç çıkmadığını ve kendileriyle bile konuşmadığını ifade ettiler.
Baba Şehmus Çakal, oğlunun askerde gördüğü işkence nedeniyle akli dengesini yitirdiğini ve 5 ay kaldığı askeriyede 2 ayını askeri cezaevinde geçirdiğini söyledi. Oğlunun askerdeyken kafasına vurduklarını anlatan Şehmus Çakal, oğlunun çok dövüldüğünü ifade ederek, “Oğlumun askeri cezaevine atıldığını duydum ve hemen ziyaretine gittim. Ancak beni orda oğlum olmasına rağmen görüştürmediler” dedi.
Oğlu için GATA’dan çürük raporu aldıklarını ve eve getirdiklerini ifade eden baba Şehmus Çakal, çocuğunu bu hale getirilerden hesap sorulmasını istedi.
Türk ordusunda kötü muamele ve işkence konusunda sık sık gündeme gelirken, Türkiye şüpheli asker ölümlerinin de en fazla yaşandığı ülkeler arasında. İnsan Hakları Derneği’nin 2011 raporuna göre geçen yıl 43 asker ve polisin ölümü “intihar” olarak kayıtlara geçirildi. 2000-2009 arasında İHD’ye göre 401 şüpheli asker ölümü gerçekleşti.
ANF/BALIKESİR