
Türk basını ve kamuoyunun bir kesimi asker öldüğünde eline mendil alıp ağlıyor, ama Kürt gençleri Napalmla, Kimyasal Silahla, bir büyük depremi tetikleyecek küçük depremler yaratan bombalarla katledildiğinde bunları görmezlikten geliyor. Hatta bu savaş suçunu ordunun başarısı olarak gösteriyor. Bu basının insanlıkla ilgisinin olmadığı daha iyi görülmüştür. Onlar sadece hangi yöntem ve silah kullanılırsa kullanılsın Kürt gerillalarının yok edilmesin istiyorlar.
Savaşta kuşkusuz insanlar ölür. Bazıları bu savaşta haksız taraftan yana tavır da alabilir. Ama insanlığın binlerce yıldır edindiği bazı insani ve ahlaki değerleri savaşta da olsa korumak gerekir. Bunlardan biri de insan cesedine saygılı olmaktır. İşte Türkiye’de bu değer de yok olmuş. Bu aslında o toplumun da insanlıktan çıkmasıdır.
Türk basınında birkaç onurlu ve namuslu ve ilkeli yazar dışında temiz kalan kalmamıştır. En iyileri bile suskunluklarıyla kirlenmişlerdir. AKP hükümetinin aforozuna uğramamak için kelimelere dans ettiriyorlar. Bırakalım gerillalar üzerindeki uygulamalara karşı çıkmayı, siyasi soykırım operasyonlarına bile doğru dürüst karşı çıkmıyorlar. Artıları eksilerinden fazladır biçiminde oportünist bir formül bularak bu saldırıları meşrulaştırıyor ve cesaretlendiriyorlar.
Türkiye’deki basını ve kendine aydın yazar diyenleri sorgulama zamanı gelmiştir. Bu basın devlet borazanlığını bırakmadığı müddetçe ne Kürt sorunu çözülür, ne bu savaş biter ne de bu vahşi uygulamalar son bulur. Bugün Napalm ve Kimyasal Silah kullananlarla 1990’lı yıllarda gerillaların kafasını kesip üzerine ayağıyla basarak fotoğraf çektirenler aynı zihniyete sahiptir. Türkiye’de Kürt sorununa bakışta psikolojik savaş gereği değişen söylem dışında değişen bir zihniyet de uygulama da yoktur. TRT 6 gibi girişimler sadece bu kültürel soykırımcı politikayı örtmek için gündeme getirilmiştir
Türkiye’de din adamı ve kanaat önderi olarak bilinen Fethullah Gülen’in nasıl bir kirli savaş kışkırtıcısı olduğunu televizyonlara yansıyan vaazlarında gördük. 1980 yılında devrimcileri kısa sürede nasıl yok ettinizse şimdi de aynısını yapın diyerek orduya sesleniyor. Bırakalım beş bin, elli bin de olsa yok etmelisiniz diyor. Ahlak ve vicdan sahibi olması gereken din adamı böyle konuşursa asker de her türlü silahı kullanır. Dolayısıyla asıl suçlular Fethullah Gülen, Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan ve Kürtlerin Kimyasal Necdet olarak tanımladığı Necdet Özel’dir.
Fethullah Gülen “evlerini barklarını yerle yeksan eyle” fetvasını vermiş. Din adamı Kürtlerin hakkının verilerek bu sorunun çözülmesini isteyeceğine, bu hakları için mücadele edenlerin köklerinin kazınmasını istiyor. Fethullahçı ve yandaş basının neden savaş kışkırtıcılığı yaptığı, siyasi soykırım operasyonlarına neden bin bir kılıf bulduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor. İmam yellenirse cemaat bilmem ne yaparmış sözü tam da bunlar için söylenmiş söz gibidir. Din adamı Fethullah gibi olan bir yerden insani, ahlaki ve toplumsal değer beklemek tabii ki hayal olur.
Türk devleti gerillaya karşı bu tür silahları kullanarak sonuç alamaz. Bu vahşi saldırılar Kürt toplumunu da gerillayı da daha faza mücadele için biler. Bir gerilla yerine on Kürt genci dağa çıkar. Halk ise evlatlarına daha fazla sahiplenir. Şimdiye kadar kendileri demiyor muydu, “eski uygulamalar bu direnişi arttırmıştır” diye! Şimdi başka bir sonuç beklemek mümkün mü?
Gerillalar askerler gibi, “aman bizi doğuya vermesinler” diye dua ederek savaşmıyor. Sonu ölüm de olsa bu mücadele sonuna kadar sürecek diyorlar. Zaten onlarca yıldır dağlarda olanlar var. Köle yaşamaktansa özgürlük için yaşamlarını vermeyi tercih ettiklerinden dağa çıkıyorlar. Bunu anlamamak, hala tek terörist kalmayana kadar kökünü kazıyacağız demek, Kürt sorununda çözümsüzlükte ısrar etmektir.
Kendine liberal demokrat diyen yazarlar artık gerçeği yüksek sesle haykırmalıdırlar. AKP’nin politikalarına tavır almalıdırlar. Arada sırada bazı eleştiriler yaparak tarihsel sorumluluktan kurtulamazlar, vicdanlarını rahatlatamazlar. Kuşkusuz dün olduğu gibi bugün de devletin politikalarına karşı çıkanları andıçlarlar, aforoz ederler; televizyon ve gazetelere çıkarmazlar. Ancak vicdanlı aydın olmak da bu tür baskılara ve zorluklara karşı çıkmakla mümkündür.
Tüm aydınları, yazarları devletin Kürt politikasını kendi parti ve hükümet politikası haline getiren AKP ve hükümetinin uygulamalarına tavır koymaya çağırıyoruz. Yoksa Türkiye halklarının eli öte dünyada da olsa onların yakalarında olacaktır. Bizden söylemesi.