• “Vive La Commune - Yaşasın Komün” pankartı, yalnızca geçmişe gönderme yapan romantik bir slogan değil, gençlerin kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olma arzusunun sembolik bir ifadesidir.

ERCAN JAN AKTAŞ

'Vive la Commune!/Yaşasın Komün!' sloganının Fransa’nın siyasal hafızasında derin tarihsel kökleri var. Bu slogan, özellikle 18 Mart–28 Mayıs 1871 tarihleri arasında Paris’te yaşanan Paris Komünü’nü hatırlatıyor. Fransa-Prusya Savaşı’nın yenilgiyle sonuçlanmasının ve İkinci İmparatorluk’un çöküşünün ardından Paris halkı, kendi kendini yönetme iddiasıyla yeni bir siyasal deneyim başlattı. İşçiler, zanaatkârlar, kadınlar ve cumhuriyetçiler; eşitlik, toplumsal adalet ve halkın yönetime doğrudan katılımı talepleri etrafında bir araya gelerek kendi sistemlerini en kısa sürede hayata geçirdiler. Ezilen sınıflar açısından Paris Komünü her zaman yerini korumaya devam ediyor.

Kanlı bir bastırmayla sona eren Paris Komünü, aradan geçen bir buçuk yüzyıldan fazla zamana rağmen yalnızca tarihsel bir olay olarak değil, başka bir toplumun mümkün olduğuna dair kolektif bir hafıza olarak yaşamaya devam ediyor. Bugün Fransa’da sokaklara çıkan liselilerin “Vive la Commune!” pankartını açmaları da bu tarihsel mirasın yeni kuşaklar tarafından yeniden yorumlanması olarak okunabilir. Elbette 1871’in toplumsal koşulları ile bugünün Fransa’sı birbirinden farklı, ancak gençlerin bu sloganla kurduğu bağ, mevcut düzene itirazın ötesinde, nasıl bir toplumda yaşamak istediklerine ilişkin bir arayışın da ifadesi olabilir.

Bu anlamıyla Fransa’da üçüncü haftasına giren liselilerin eylemleri, birçok ezberi yeniden sorgulatmaya başlattı. Bunların en başında ise ‘apolitik gençlik’ söylemi geliyor. Apolitik, siyasetle ilgilenmeyen, herhangi bir siyasi görüşe sahip olmayan, siyasi olaylara karşı ilgisiz ya da tarafsız kalan kişi veya tutum anlamına geliyor. Peşi sıra gelen diğer ezber ise ‘kapitalizm büyük bir kuşatma altında, hiçbir alternatifinin yaşam bulması mümkün değil’ şeklindeydi. Özellikle 1 ve 6 Ekim’de liseli gençliğin mobilizasyonu üzerinden sokaklara inen yüz binlere, ellerindeki dövizlere, dillerindeki sloganlara ve basın, medyaya verdikleri demeçlere baktığımızda ise çok başka bir şey görüyoruz.

İşçi mahallelerinin liselileri

6 Ekim’de eyleme katılan 17 yaşındaki Cheick, kendisine uzatılan mikrofona duygularını “Başlangıçta protesto etmekten korkuyorduk. Belki de işe yaramaz diye. Bugün yüz binlerce insanı görmek beni gururlandırıyor” şeklinde ifade ediyor. Toulouse’daki eylem kortejinde yerini alan 67 yaşındaki emekli Françoise Berjoan, “Lise çağındaki gençler hiç bu kadar baskı altında kalmamıştı, bugün bizleri de yanlarına kattılar” diyor. Lyon’daki yürüyüşe şehrin dış emekçi mahallelerinden katılan grubun dövizlerinde; “İşçi mahallelerinin liseleri” yazıyordu. Lyon’un güneyindeki bir kasabada gelen iki çocuk annesi Alice, “Onları desteklediğim için buradayım. Baskı biraz ürkütücü, ama onları dinlemek lazım; söyleyecek çok ilginç şeyleri var” derken çocukları da “Farkındalığın prizi nereye takılır?” yazan karton dövizlerini sallayarak neşeli lise öğrencileri kalabalığının içine karışıyor.

17 Eylül'de başlayan hareketin 6 Ekim’de “3. aşaması”na geçildi. Paristeki kortejin başında yer alan Lise Öğrencileri Sendika Birliği (USL) Başkanı Ryad Rani, “Mücadele devam etmelidir” diyerek kararlılıklarını ifade ediyordu. Üniversite rektörlerini bir araya getiren France Universités ise “Gençlik genel kurulunun” toplanmasını talep ederken 2027 Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında “gençlerin nihayet toplum projesinin bir önceliği haline getirilmesini” talep ediyor. Bütün gelişmelere dair Siyaset bilimci Vincent Tiberj, “Hükümetin lise öğrencilerine karşı sergilediği küçümseyici tavır, onların birer vatandaş olarak ciddiye alınmadığını gösteriyor” derken, La France Insoumise (LFI)/Boyun Eğmeyen Fransa Partisi Genel Başkanı Jean-Luc Melenchon, “1968’den bugüne görülen en güçlü lise ve üniversite gençlik hareketi“ diyor.

1 Ekim’de hareket yeni bir eşiği geçti. Liselerin yanı sıra üniversiteliler, öğretmenler, sendikalar, veliler ve farklı toplumsal kesimler de öğrencilerin taleplerine destek vermeye başladı. Böylece başlangıçta birkaç okulun önünde yükselen tepki, ülke çapında daha geniş bir toplumsal harekete dönüşmeye başladı. Hükümetin protestolara yaklaşımı ise hareketin seyrini daha da sertleştirdi. Bazı eylemlerde polis müdahaleleri, gözaltılar ve çatışmalar yaşandı. 6 Ekim’de başlayan “Acte III” (3.aşama), bu birikimin sonucu olarak ortaya çıktı.

foto:AFP

Lise öğrencileri ‘duayenlerle’ tartışıyor

Bu eylemsellik, Mart 2027’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerininde fitilini ateşledi. Liselilerin somut ve pratik talepleri üzerinden başlayan süreç, Fransa’daki mevcut kutuplaşmanın da etkisiyle yeni bir boyut kazandı. Öğrenciler sistemden rahatsızlıklarını daha etkili şekilde ifade etmeye başladı. Çok sınırlı da osla büyük Fransız kanalları biraz da ‘biz herkese söz veriyoruz’ espirisi üzerine liselileri programlarına davet ettiler. Lise öğrencileri karşılarına oturtulan “duayen“, “uzman“ gazetecilere ve bürokratlarla kıyasıya tartışmaların içinde olmaya devam ediyorlar. Bunlardan 16 yaşında lise öğrencisi Elwan, "Bizim talebimiz zaten sadece lise düzeyinde değil, kurumsal düzeyde. Yani hükümeti değiştirmeliyiz. Biz Macron’u istemiyoruz artık, Milli Eğitim Bakanı'nı da istemiyoruz, kendisine dikte edilen basit bir kelimeyi bile yazamıyor ama kalkıp eğitim kurumunun başı olduğunu iddia ediyor. İşte onun da gitmesi gerekiyor, anlıyor musunuz? Macron’un uzun zamandır bize beceriksiz olduğunu kanıtladığını düşünüyoruz. Dolayısıyla bugün hükümette beceriksiz birini istemiyoruz. Değişim yaratacak birini istiyoruz" derken liseli arkadaşları, "Vice La Commune!" pankartını Paris’teki bir lisenin üzerinden aşağıya sarkıtıyordu

Aşırı sağa karşı bir denge

Liselilerin enerjisi Front National'e (sağ, aşırı sağdan oluşan Ulusal Cephe) karşı Front Populaire'yi (Sosyalist, Komünist, Ekolojist partilerden oluşan Halk Cephesi) yeniden ateşledi. Burada “Front Populaire”yi yalnızca seçim ittifakları üzerinden okumamak gerekiyor, çünkü liselilerin sokağa taşıdığı itiraz, bir parti programından çok daha geniş bir toplumsal zemine işaret ediyor. Eğitim hakkı, eşitlik, kamusal hizmetler, geleceğe dair söz söyleme hakkı ve gençlerin kendi yaşamları üzerinde karar sahibi olma talebi. Nitekim 6 Ekim’deki gösterilerde öğrencilerin bir bölümü eğitim taleplerinin yanı sıra aşırı sağın yükselişine karşı sloganlar attı; bu durum, hareketin Fransa’nın önümüzdeki dönemde yaşayacağı siyasal tartışmalardan bağımsız olmadığını gösteriyor.

Buradaki asıl kırılma ise gençlerin yalnızca kendileri için konuşmaktan çıkıp nasıl bir toplumda yaşamak istediklerine dair söz kurmaya başlamalarıdır. “Daha fazla öğretmen”, “daha küçük sınıflar”, “Parcoursup baskısının sona ermesi” gibi son derece somut talepler, kısa sürede eğitim sisteminin kendisine ve gençlerin geleceğine ilişkin daha genel bir sorgulamaya dönüştü. Belki de bu hareketin en önemli tarafı, uzun zamandır siyaset dışı olarak tarif edilen bir kuşağın, siyasetin tam ortasına kendi deneyimiyle girmesidir. Bugünün liselisi artık yalnızca “geleceğin vatandaşı” değildir; bugünün yurttaşı olarak konuşmak, itiraz etmek ve karar süreçlerinde dikkate alınmak istemektedir. Créteil’de okulundaki öğretmen eksikliğine karşı kapının önünde barikat kuran birkaç öğrencinin eylemi, üç hafta içerisinde Fransa’nın eğitim politikasını, toplumsal eşitsizliklerini, polis müdahalelerini ve yaklaşan 2027 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini tartışmaya açan bir harekete dönüştü. Bu nedenle “Vive La Commune!” pankartı, yalnızca geçmişe gönderme yapan romantik bir slogan olarak değil, gençlerin kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olma arzusunun sembolik bir ifadesi olarak da okunabilir.

Bugün Fransa sokaklarında yükselen ses, 8 Ekim'de Paris Bastille Meydanı'nı dolduran on binler, 13 Ekim için yeniden çağrı yapan bu itiraz, yalnızca “daha iyi bir eğitim” talebi değil, gençlerin nasıl bir toplumda yaşamak istediğine ilişkin daha büyük bir sorunun habercisi olmaya da devam ediyor:

Vive la Commune!