- Fransa Demokratik Kürt Konseyi (CDK-F) üyesi İmam Namoğlu, Paris’te 4 Temmuz’da geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Hayat arkadaşı Aynur Namoğlu, onu şöyle anlatıyor: "İmam partiye, halkına ve bize karşı dürüsttü. Bu onun en önemli özelliğiydi.”
- İmam Namoğlu’nun yeğeni Ayhan Dep de, "Son derece mütevazı, fedakar biriydi. Onurlu yaşamı bizlere miras kaldı" diye vurguluyor. Yoldaşı Hüseyin Serhat, "Karşılıksız emeğin ve adanmış bir yaşamın ete kemiğe bürünmüş haliydi” diyor. Bir diğer yoldaşı Cuma Elbistan da halkta bıraktığı etkiye dikkat çekiyor.
BARIŞ BALSEÇER/STRASBOURG
Avrupa’da 40 yılı aşkın bir süre boyunca Kürt toplumunun mücadelesi içinde yer alan İmam Namoğlu, yaşamını halkına ve örgütlü mücadeleye adadı. Mücadelenin ihtiyaç duyduğu her alanda görev almayı, sorumluluk üstlenmeyi ve verilen görevleri yerine getirmeyi yaşamının temel bir parçası olarak gördü. İnsanlarla kurduğu güçlü bağlarla tanınan Namoğlu, yalnızca siyasi ve örgütsel çalışmalarıyla değil, geride bıraktığı dayanışma ilişkileriyle de hafızalarda yer etti. Paris’te kalp krizi sonucu yaşamını yitiren Namoğlu’nu hayat arkadaşı Aynur Namoğlu ve uzun yıllar birlikte mücadele ettiği yoldaşları Ayhan Dep, Hüseyin Serhat, Cuma Elbistan ile konuştuk.
Yurtseverlik bilinci yüksekti
Fransa’nın başkenti Paris’te 4 Temmuz’da geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitiren Kürt kurumlarının çatı örgütü Fransa Demokratik Kürt Konseyi (CDK-F) üyesi İmam Namoğlu, 1964’te Xarpêt’in (Elazığ) Dep (Karakoçan) ilçesine bağlı Zelxider (Sarıbaşak) köyünde dünyaya gelir. Eşi Aynur Namoğlu, onun çocukluk yıllarını anlatırken, annesiyle kurduğu güçlü bağa ve genç yaşta gelişen politik duyarlılığına dikkat çekerek, “Akrabayız kendisiyle. Çocukluğunda babası Avrupa’daydı. Annesi onu titizlikle büyüttü. Kürt mücadelesiyle tanışması çocukluk yıllarında, daha 13-14 yaşlarındayken başladı. Köydeki yaşıtlarını mücadeleyle tanıştıran da oydu. Yurtseverlik bilinci çok yüksekti” diyor.
Gençliğinde işkenceyle tanıştı
İmam Namoğlu henüz 14 yaşındayken askerlerin evlerine düzenlediği baskın sırasında kaçmayı başarır ve ablasının yaşadığı başka bir köye gider. Annesinin, oğlunun yerini söylemesi için işkenceye maruz kaldığını anlatan Aynur Namoğlu, “Askerler annesine işkence yaparak ‘Oğlunu getir’ demişler. Annesi çok yurtsever bir kadındı. İşkenceye direnmişti” diyor. İmam, gittiği köydeki birisinin ihbarı üzerine yakalanır, ağır işkenceler görür. Sonra bırakılır ama mücadeleden kopmaz. 15-16 yaşlarında mücadelenin içinde daha aktif yer almaya başlar.
1980 sonrası sürgün yolları
Genç yaşta evlendiklerini söyleyen Aynur Namoğlu, “1981’de, 17 yaşındayken evlendik. Evliliğimizin dördüncü ayında İmam yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. 13 Eylül 1981’de. Ben de iki sene sonra yurtdışına çıktım” diyor.
Sürgünde de mücadeleyle bağını güçlendiren Namoğlu, siyasi faaliyetleri gerekçe gösterilerek İsviçre’nin Cenevre kentinde tutuklanır. Üç buçuk yıl tutuklu kalır ve bu dönem, aile açısından da uzun bir ayrılığın başlangıcı olur.
‘Örgütlü olmasak ayakta kalamazdık’
“Kızım Gülistan yeni doğmuştu” diyen Aynur Namoğlu, yaşadıklarını şöyle aktarıyor: “Bana oturum verilmemiş, İsviçre’den ‘ülkeyi terk et’ kararı almıştım. Arkadaşların yardımıyla Fransa’ya geçtim. İsviçre, İmam’ı serbest bıraktı ancak Türkiye’ye iade etmemeyi, oturum için başvuracağı ülkenin kabulüne bağladı. İtalya olumlu cevap verdi ve İmam’ı kabul etti. Ben de Gülistan’ı Paris’te Bingöllü bir aileye bırakıp İtalya’ya geçtim.”
1987’nin sonlarında İtalya’da yaklaşık altı ay kalan aile, daha sonra Fransa’ya döner. Namoğlu bu yılları “Göçün içinde göç yaşadık” sözleriyle anlatarak ekliyor: “Kürt halkının örgütlülüğü bizi ayakta tuttu. Çok sahip çıktı halkımız. Örgütlü olmasaydık ayakta duramazdık.”
‘Size boyun eğmem’
Ailenin Fransa’ya yerleşmesiyle sürgün yolculuğu büyük ölçüde sona erse de İmam Namoğlu’nun üzerindeki siyasi baskılar devam eder: “Birçok kez evimiz polis tarafından basıldı. Fransa dışına çıkması, Komel’e gitmesi ve Kürt esnafıyla görüşmesi yasaktı. Hareket alanı son derece kısıtlanmıştı ama o ‘Size boyun eğmem’ dedi ve mücadelesine devam etti.”
‘Ben bu halkın hizmetçisiyim’
İmam Namoğlu’nun yaşamındaki temel çizgi, nerede olursa olsun baskıya karşı direnmek olur. Köyde başlayan, tutukluluk ve sürgün yıllarından geçerek Avrupa’ya uzanan mücadele, coğrafya değişse de onun yaşamının son anına kadar devam eder. Namoğlu’nun “Ben bu halkın hizmetçisiyim” sözü de bu yaşam anlayışının içinde anlam kazanır.
Bu yaklaşımın aile yaşamına da yansıdığını söyleyen Aynur Namoğlu, eşinin çocuklarıyla ilişkisini ise şöyle anlatıyor: “Çocuklarıyla bir babadan öte arkadaştı, onları kendi kültürüyle büyüttü. Son dönemde sağlık sorunları artmıştı. Kızım Evîn bir gün ‘Baba, çalışmalara daha az katılıp sağlığınla ilgilenmelisin’ demişti. İmam ‘Çalışmaları bırakırsam siz benim emeğime saygı gösteremezsiniz’ diye cevap vermişti. İmam partiye, halkına ve bize karşı dürüsttü ve bu onun en önemli özelliğiydi.”
Sağlık sorunlarının son dönemde arttığını belirten Namoğlu, buna rağmen eşinin günlük yaşamındaki temposunu koruduğunu söylüyor: “Yaşamı seviyordu. Her sabah düzenli spor yapıyordu. Kalp sorunu vardı, uyarıyorduk ama kimse onu durduramazdı.”
Dönüşü yarım kaldı
Namoğlu’nun yaşamında memleketine dönme isteği de önemli bir yer tutar. Aynur Namoğlu, eşinin 2013-2015 yılları arasındaki Çözüm Süreci döneminde köyüne gittiğini ve orada bir ev yaptığını anlatıyor: “Memleketini çok seviyordu. Köydeki ev için ‘Her sene giderim’ diyordu. En son 2015’te dört ay kaldı. Sonra savaş yeniden şiddetlendi ve bir daha gidemedi.”
Orada huzurla uyuyacak
Aynur Namoğlu, eşinin memleket özlemini ise şu sözlerle anlatıyor: “Elbette, binlerce insanımızın canı pahasına ördüğü bir mücadele bu. Onların bıraktığı bu miras acımızı seyreltiyor. Toprağına, memleketine, büyüdüğü yere özgürce dönmenin mücadelesini verdi. Özlemini çektiği o özgür vatanın hasretiyle yaşadı. Vefatından sonra ‘Memleketine götürmenize izin verilmeyebilir’ denildi. Ben ‘Neye mal olursa olsun, doğduğu yere götüreceğim’ dedim. Orada huzurla uyuyacak, buna canı gönülden inanıyorum.”
Namoğlu vefatından sonra da olsa toprağına kavuştu. Xarpêt’in Dep ilçesine bağlı Zelxider (Sarıbaşak) köyünde toprağa verildi.
Sahipleniş çok büyük oldu
Aynur Namoğlu, eşinin vefatı ardından gördükleri dayanışmanın, onun yıllar içinde kurduğu ilişkilerin boyutunu kendilerine de gösterdiğini söylüyor: “Onun mücadeleye çok bağlı olduğunu biliyordum ama insanlar üzerindeki etkisinin bu denli büyük olduğunu açıkçası bilmiyordum. Vefatından sonra mücadelenin içindeki tüm insanların sahiplenme biçimini gördüm. Aile olarak bu sahiplenmeden oldukça etkilendik.”
Ender biriydi
İmam Namoğlu’nun yaşamının son yıllarına yakından tanıklık eden isimlerden biri de Hüseyin Serhat. Namoğlu ile İkinci Paris Katliamı’nın ardından tanıştığını ve yaklaşık dört yıl birlikte çalıştıklarını belirtiyor: “Fransa’daki çalışmalara yeni katılmıştım. O gün binlerce insanın arasında Heval İmam’ı fark etmemek mümkün değildi. Yaklaşık dört yıl boyunca, neredeyse her gün aynı çalışma temposunu paylaştık. Kitle çalışmaları, Fransa’daki yerel seçim faaliyetleri, kurumların güçlendirilmesi, halkın örgütlenmesi ve meclis çalışmalarında birlikte görev aldık. Duruşuyla, bakışıyla ve taşıdığı güven duygusuyla insanın dikkatini çeken ender kişilerden biriydi. Bu ilk izlenimin ne kadar doğru olduğunu her geçen gün daha iyi anladım.”
Yaşamıyla örnek oldu
Hüseyin Serhat’ın, İmam Namoğlu ile çalıştığı dönem, Fransa’da gözaltı ve tutuklamaların yaşandığı bir döneme de denk gelir. Serhat, Namoğlu’nun bu süreçte baskılarla karşı karşıya kaldığını ancak çalışmalarını sürdürdüğüne şu sözlerle dikkat çekiyor: “O dönem Fransa’da gözaltılar, tutuklamalar ve yoğun siyasi baskılar yaşanıyordu. İmam bunların hiçbirini kendisi için bir gerekçe yapmadı. Tam tersine, mücadeleye daha fazla bağlandı ve daha büyük sorumluluklar üstlendi.”
Namoğlu’nun, yürüttüğü çalışmalarda kendini öne çıkarmaktan kaçındığına da işaret eden Serhat şöyle devam ediyor: “Kendisini hiçbir zaman bir yönetici ya da bir aktivist olarak tanımlamazdı. O, yaşam biçimiyle de örnek olan bir insandı. Yaşamı boyunca yaptığı çalışmaların görünür olmasını istemedi. Defalarca röportaj teklif ettik, kabul etmedi. ‘Ben buna inanıyorum ve yapıyorum. Bunun konuşulmasına gerek yok’ derdi. Her zaman mütevazı kaldı ve yoldaşlarının emeklerini kendi emeğinin önünde tuttu.”
Programını siyasi takvim belirlerdi
Namoğlu’nun sağlık sorunlarına rağmen çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Serhat, “Hastane randevularını, ailesiyle geçireceği zamanı, tatillerini ve özel günlerini siyasi çalışmaların takvimine göre planlardı. Hiçbir zaman mücadeleyi kendi programına uydurmaya çalışmadı. Aksine kendi yaşamını mücadelenin ihtiyaçlarına göre şekillendirdi” diyor.
‘Benim köküm orada’
Namoğlu’nun yaşamının son döneminde memleketine dönme isteğinin daha da güçlendiğini anlatan Serhat, vefatından birkaç gün önce yaptıkları konuşmayı ise şöyle aktarıyor: “En büyük hayali bir gün ülkesine dönmekti. Son dönemlerde yaptığımız sohbetlerin büyük bölümü bu özlem etrafında şekillenirdi. Özellikle vefatından birkaç gün önce bunu daha sık dile getirdi. ‘Artık temelli ülkeme, topraklarıma döneceğim’ derdi.”
Namoğlu’nun, doğduğu köyü yeniden görmek ve annesinin mezarını ziyaret etmek istediğini de dile getiren Serhat, şunları söylüyor: “Bir gün ülkesine döndüğünde dağlarını, taşlarını, vadilerini tek tek gezmek istediğini anlatıyordu. ‘Nefesim yettiğince o topraklara dokunmak, onları yeniden hissetmek istiyorum’, ‘Eğer buralarda yaşamımı yitirirsem mutlaka toprağıma gitmeliyim. Köyümün toprağına kavuşmalı, köyümün suyuyla yıkanmalıyım. Benim köküm orada. Oraya aitim’ derdi.”
Yarım kalan son buluşma
İmam Namoğlu, Serhat ile katılmayı planladıkları bir toplantı gününde vefat eder. Serhat toplantıya katılacakları günün öncesini şu şekilde anlatıyor: “Vefat ettiği gün birlikte diasporadaki Kürtlerin geleceğine ilişkin düzenlenecek bir toplantıya katılacaktık. Bir gece önce uzun uzun gelecek planlarını konuşmuştuk. Sabah kendisine ulaşamayınca birçok ihtimali düşündüm ama onun yaşamını yitirmiş olabileceğini aklıma getirmedim.”
Ortak hafızamızın bir parçası
Serhat, Namoğlu’nun vefat haberini aldığı anı ise şöyle anlatıyor: “Hissettiğim şey yalnızca bir arkadaşımı kaybetmenin acısı değildi. Sanki 45 yıllık bir hafızayı, mücadele tarihinin canlı tanıklarından birini kaybetmiştik. O, Kürt halkının yaşadığı acıların, bedellerin, umutların ve kazanımların yaşayan tanıklarından biriydi. Ortak hafızamızın önemli bir parçasını yitirdik.”
Namoğlu’nu tek cümleyle anlatması istendiğinde Serhat’ın yanıtı ise şöyle: “Karşılıksız emeğin, sınırsız yoldaşlığın ve adanmış bir yaşamın ete kemiğe bürünmüş haliydi.”
***
Yeğeni: Davasından asla kopmadı
İmam Namoğlu’nun yeğeni Ayhan Dep de onu hem aileden biri hem de uzun yıllar birlikte yürünmüş bir mücadelenin yoldaşı olarak anlatıyor: “İmam heval ile hem akrabaydık hem de fikir bağına sahiptik. Bu benim için büyük bir onur. Bir akrabası olarak aileye olan bağlılığına ve samimiyetine; yoldaşı olarak ise sarsılmaz iradesine ve inancına tanıklık ettim. Kırk yıldan fazla süren mücadele geçmişine rağmen ilk günkü heyecanını ve inancını hiç kaybetmedi. Paris gibi sürgün topraklarında yaşarken bile köklerinden, toprağından ve davasından asla kopmadı.”
Dep, Namoğlu’nun öne çıkan özelliklerinden birinin siyasi faaliyetlerinin yanı sıra gündelik yaşamında kurduğu ilişkiler olduğuna dikkat çekerek bu özelliğine dair şunları anlatıyor: “En zor zamanlarda dahi çevresine moral veren, yapıcı ve birleştirici bir duruş sergilerdi. Son derece mütevazı, dinlemeyi bilen ve karşısındaki insana değer veren biriydi. Ailesine karşı ne kadar samimi ve koruyucuysa, yoldaşlarına ve dostlarına karşı da o kadar fedakardı. Mücadeleye leke sürdürülmeden, çizgisini bozmadan taşıdığı onurlu yaşamı bizlere miras kaldı. Zorluklar karşısında eğilmeyen bir iradeyi, gurbetin tüm zorluklarına rağmen dimdik duran bir duruşu bizlere emanet etti. En büyük görevimiz, bu mücadeleyi ve onun adını layıkıyla yaşatmaktır.”
***
Yoldaşı: Halkta iz bıraktı
Namoğlu’nun siyasi yaşamına uzun bir dönem boyunca tanıklık eden isimlerden biri de Cuma Elbistan. Elbistan, Namoğlu ile 1990’ın başında Paris’te tanıştığını belirtiyor: “Ben 1989’un ortalarında Paris’e geldim. Geldiğimde İmam arkadaşlar çalışma yürütüyordu. Bu vesileyle tanıştık. O günden bugüne dostluğumuz devam etti. Bizi yaklaşık 40 yıldır aynı yolda, aynı safhada birleştiren kuşkusuz mücadelenin kendisiydi. İmam arkadaş hiçbir zaman mücadeleden uzak durmadı. Mücadele için çalışmayı kendisine borç biliyordu. Onu kaybettiğimiz için üzgünüz.”
Cuma Elbistan, Namoğlu’nun uzun yıllar boyunca çalışma yürüttüğü çevrelerde kurduğu ilişkilerin, vefatının ardından geride bıraktığı en belirgin izlerden biri olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor: “İmam arkadaşın böyle bir duruşu vardı. İstisnalar hariç 40 yıldır çalışmalar yürüttüğü bölgede gerek esnaflarla gerekse iletişim ve etkileşim halinde olduğu insanlarla çok iyi ilişkiler kurardı. Gittiği her yerde, çalıştığı herkeste bir etki bırakmıştı.”