
Devlet elini oynatmadı
Wan için planladığımız projeyi deprem mağdurlarına ilk yardıma dönüştürerek pirinç, yağ, şeker, makarna, mercimek, bulgur, salça, çay ve zeytinden oluşan 69 tonluk temel gıda maddesini 2 bin aileye dağıttık. Bununla da yetinmeyerek 500 adet kışlık çocuk montu ile 300 manto satın alarak yardıma muhtaç insanlarımıza sunduk.
Devletin elini oynatmadığı, olanaklarını test etmek için bir laboratuvar olarak kullanmaya çalıştığı Wan’ın çığlığını Almanya’ya ulaştırmak için harekete geçtik. 5 bin battaniye, 3 bin 600 adet çadır yapımında kullanılan 40’ar metrekarelik branda, bin adet tam teşekkül mutfak seti ve çadırlardan oluşan 2'nci yardım konvoyunu Almanya’dan yolcu ettikten sonra yeniden Wan’a geçtim.
5 ay sonra, Nisan 2012’de yeni bir yardım projesiyle bin 900 aileye toplam 59 tonluk temel gıda maddesi yardımında bulunduk. Depremden kurtulan, herşeylerini kaybeden, açıkta yaşayan insanlarımıza karınca kararınca katkıda bulunmaya çalıştık.
Direniş kamuoyuna mal oldu
Depremin üstünden 2 yıldan fazla zaman geçti. Halen konteynerlerde yaşayan yüzlerce aile var. Bu insanları yaşadıkları konteynerlerden söküp atmak için devlet geçen yaz elektrikleri kesti. Açlık grevi, depremzedelerin farklı eylem ve direnişleri basına yansıyarak, kamuoyuna mal oldu. Bunun üzerine devlet geri adım atmak zorunda kaldı, cereyan yeniden verildi ve belediye olanaklarını devreye koydu.
Biz de yeniden harekete geçtik ve Alman yardım kuruluşlarından sağladığımız destek ile Ocak ayında bin aileye 32 ton temel gıda maddesi dağıttık. 400 çocuğa kışlık mont yardımında bulunduk.
İşsizlik had safhada
Wan karla kaplı. Gündüz eksi 5, geceleri eksi 15 derece. Soğuk olmasına karşın berrak, pırıl pırıl bir gökyüzü. Güneş tüm sevecenliğiyle gülüyor Wanlıların yüzüne. Buna rağmen ama, Wan’da 18 metrekarelik konteynerlerde yaşayanlar, çevre semtlerdeki yoksul aileler ısınma, barınma telaşında, yaşam mücadelesi içinde.
Hangi mahalleye gitseniz, hangi kapıyı çalsanız birbirine benzer hikayelerle, yaşam öyküleriyle karşılaşırsınız. 20 yıl öncesine kadar kendi geçimlerini sağlayan, bağ, bahçe ve sürü sahibi olan insanlar, bugün geçim derdinde. Her hanede 5 veya 10 nüfus yaşıyor, üç kuşak birarada. İşsizlik had safhada ve her cadde, her sokak çocuk kaynıyor, ayakları, sırtları çıplak...
Ve bu insanlar, Türk devlet tufanından canını zar-zor kurtaran, çevre kasaba köylerden, Colemêrg merkezi ile ilçelerinden Wan’a göçmek zorunda kalarak, Wan’ın merkezi dışındaki tüm mahallelerini koca bir Colemêrg’e çeviren insanlar.
Kurdewarîleşen Wan...
Devletin yakıp viraneye çevirdiği köylerden can havliyle kaçıp Wan‘ın çeperlerine sığınan bu insanlar, kentin çehresini de değiştirmiş, Wan’a Kurdewarî bir kimlik ve karekter kazandırmış. Çarşı-pazarda süren Türkçe hakimiyetinin yerine Kürtçe hakim olmaya başlamış.
1980 yılında Wan merkez, ilçe ve köylerinde 450 bin insan yaşarken, 1990’lardaki zoraki göçlerle nüfus hızla artmış ve bugün bu sayı 1,3 milyona ulaşmış. Bunların yarısından fazlası ise, Wan merkezinde yaşıyor. Kimi Wan ilçe ve köylerinden, kimi Colemerg, Çelê, Bêşebab ve Şemzînan’dan gelerek Wan’lı olmuş.
Mağdurlar anlatıyor
Konu yeni Wanlılardan açılmışken sözü yenilerden ikisine vermek doğru olur;
Abdullah: "18 yıl önce Çelê’ye bağlı bir köyden geldim. Ya korucu olacak ve kendi çocuklarımıza karşı silah kullanarak lanetli bir yaşam sürdürecektim, ya da herşeyi orada bırakıp gidecektim. Ben 2'ncisini yaptım. Geçen yıl gizli yollardan köye gittim. Evler, damlar viraneye çevrilmiş. Yalnız onlar değil, bağ ve bahçelerimiz, ceviz ağaçlarımız da bakımsızlıktan, ilgisizlikten kurumuş.
Depremde evimiz tahrip oldu. Şimdi benzer bir viranede kiradayız. 8 çocuğum var ve işsizim. Bir ışık görsem, dönerim köye."
Fehime: "45 yaşındayım. 15 çocuğum var ve en büyükleri 16 yaşında. Eşim ise ağır hasta, yatalak. Evde çalışan tek bir insan yok. El işleri, boncuk işleri yapıyorum biraz katkı sağlasın diye.
Şirnex’lıyız. 25 yıl önce korucu olmayı reddettiğimiz için köyü terketmek zorunda kaldık. Önce 10 yıl Amed’de, ardından 5 yıl Batman’da kaldık. Sonra da Wan’a göçtük. Sizin bu yardımlarınız olmasa, belediye bize el uzatmasa, yaşam şansımız yok. Xwedê ji we razî be û we biparêze.’
Halk BDP etrafında kenetlendi
Kıştan, soğuktan bahsettik. Ama toplantı üstüne toplantı, eylem üstüne eylem gerçekleştiriliyor. Kiminle konuşsanız, herkes seçimlerin kazanıldığını söylüyor. "AKP’yi her yerden söküp atacağız" deniliyor. Van Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde AKP ve devlet iktidarına son verilmiş. Şimdi sıra 19 meslek odası seçimlerinde. İlki Şoförler Odası’ydı, AKP’nin kalesi. Bu kale de düştü. Sıra diğer odalarda.
Yine söz seçim olunca, eksiklikler de dile getirilip, kimi uygulamaların yanlışlığına vurguda bulunuluyor. Belediye Meclisi için bin 600 kişi başvuruda bulunmuş. Bu sayının 6'da veya 5'te biri listelerde yer alacak. Listelerde yer alamayacak bin 300 kişinin bir kısmı darılıp küsecek. "Oysa önseçim yapılsaydı, halk, adaylar sürece ortak edilseydi, herkes sonuca ortak olur, kırılmalar fazlaca yaşanmayabilirdi" deniyor.
Her ne olursa olsun, seçim sonuçları net. Halk BDP etrafında kenetlenmiş durumda. AKP ile görünenlerin, AKP adına meslek odalarında can siperane direnenlerin halk nezdinde bir itibarı kalmamış.
90 yıllık politikanın sonu
Çıraklık, kalfalık dönemi sona erdi. Şimdi ustalık dönemi ve bu 1 Nisan’la başlıyor. Artık 90 yıllık devlet politikasını anlatma sürecinin de sonuna gelindi. Bundan sonra yetkinlik, uzmanlık, üretkenlik ve yaratıcılığın hakim olduğu örnek bir çalışma gerekiyor. Eskiyle, varolanla yetinmeyip ileri atılarak, 'Halkla halk için yerel yönetim' modelini her alanda hayata geçirmek gerekiyor. Bir de Kürt hareketinin en zor dönemlerinde kelle koltukta mücadele eden kadroları, emektarları unutmamak, zaman zaman kapılarını çalarak görüşlerini almak gerekiyor.
MEMO ŞAHİN