Her ne kadar Kürtleri şimdiye kadar görmezden gelmişlerse de, küresel güçler Ortadoğu siyasetinde Kürtlerin önemli bir faktör ve aktör olduğunu artık görüyor. Son birkaç yılda iyice çetrefilleşip iç içe geçen Irak, Suriye ve Türkiye’deki Kürt sorunları yüzünden Kürtleri hesaba katmayan Ortadoğu planları ardı sıra iflas ediyor. Bunun en iyi örneği Türkiye. Bölge dağılıp yeniden yapılanırken Kürtler kırılıp dökülen rejimlerin yıkıntıları arasından tarih sahnesinde yeniden görünmeye başladı. Cin şişeden çıktı. Bastırılıp görünmez kılınan bir halk geri dönüyor. Talebi net: Ortadoğu yeniden kurulurken haklı olarak ve muhakkak siyasal statü istiyor. Kürtler için fırsatlar kadar tehlikeler de büyük. Böylesi bir siyasal bağlamda, Kürt sorunu ile ilgilenen siyasetçi, uzman ve akademisyenleri buluşturup Türkiye ve Batı Kürdistan’daki Kürtlerin durumunu gündemleştirmeyi hedefleyen BDP’nin Amerika Temsilciliği’nin 28 Ekim’de Washington’da düzenlediği konferans bir ilkti. Konferansa yönelik heyecan ve ilgi büyüktü. Dinleyiciler arasında Türkiye Büyükelçiliği ile Amerika Dişişleri Bakanlığı yetkilileri, basın kuruluşları, akademisyenler, politika üretim merkezleri temsilcileri ve (büyük ihtimal) istihbarat yetkililerinin yanı sıra Amerika ve Kanada’dan birçok Kürt ile değişik parti ve parçalardan Kürt temsilciler vardı.


Zamanlaması ilgiyi arttırdı

Konferansın zamansal olarak Kürtlerin yeni Ortadoğu’da ciddi bir güç olarak belirmesi ile çakışması gösterilen ilginin sebeplerinden biri.  Washington’da böylesi bir konferansın yapılmasını Kürtlerin tarih sahnesine yeniden çıkması anlamına geldiğini söyleyen katılımcılar bile oldu.

Kürtlerin kaderi ortak

Salih Muslim’in vize sorunları yüzünden konferansa şahsen değil de Skype üzerinden katılmış olması moral bozucuydu. Selahattin Demirtaş ve Salih Muslim’in konferansa birlikte iştirak etmiş olması ise Türkiye ve Batı Kürdistan’daki Kürtlerin durumunun ayrı ele alınamayacağı gerçeğinin bir resmiydi.

ABD’nin gözü kulağı Rojava’da

Yine de, Amerikalıların ilgisinin Selahattin Demirtaş ve Türkiye’deki barış sürecinden ziyade Suriye ve Salih Muslim üzerinde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu durumun küresel siyaset ve bölgesel denklemde Rojava’nın son derece kritik bir faktör olması ile ilgisi var. Ortadoğu’ya dair yeni küresel ve bölgesel dengeler Suriye’de kurulacak. Suriye’nin dengesi ise Rojava olmadan kurulamıyor.

Mesajlar çok netti: AKP adım atmalı

Konferans genel itibari ile vermek istediği mesajı verdi. İyice tıkanan barış sürecine destek isteyen konferans katılımcıları, barış sürecinin ilerleyebilmesi için Türkiye’nin artık ciddi adımlar atması gerektiğini, demokratikleşme paketi olarak sunulan düzenlemelerin çok zayıf ve oyalamaya yönelik olduğunu, somut bir çözüm projesi etrafında açık müzakerelerin zamanının geldiğini, Abdullah Öcalan’ın müzakerelerin selameti açısından koşullarının düzeltilmesinin elzem olduğunu ve uluslararası güçlerin artık sürece gözlemci olarak açıktan müdahil olmaları gerektiğinin altını çizdi.

Kürtlerle yapıcı diyalog şart

Rojava için öne çıkan tartışmalar ise şöyleydi: Türkiye’nin El Nusra gibi Kürt bölgelerine saldıran gruplara destek vermekten vazgeçmesi, Kürtler ile yapıcı bir diyaloga girmesi, böyle bir diyalogun Türkiye’deki barış sürecinin ilerlemesi için olmazsa olmaz olduğu ve başta PYD olmak üzere Rojava Kürtleri’nin Suriye’nin kaderinin belirleneceği uluslararası diplomatik süreçlere dahil edilmesi.

ABD çözüme katkı sunmalı

Salih Muslim, Selahattin Demirtaş ve bazı diğer konuşmacılar Amerika’nın Kürt sorununun bölgesel çözümü konusunda şu ana kadarki politikasını revize ederek hem Türkiye hem de Rojava’da yapıcı bir rol oynaması gerektiğini özellikle vurguladı. Bu talepleri ifade edenler sadece Kürt katılımcılar değildi.

Türkiye’nin Suriye politikası rahatsız ediyor

Konferans öncesi ve sonrası Amerikalı çevrelerle yaptığım sohbetler ile katılımcı ve dinleyicilerden edindiğim izlenim şu: Amerika Türkiye’deki barış sürecini, özellikle de Suriye’deki etkileri bağlamında yakından takip ediyor ve Türkiye’nin mezhep eksenli Suriye politikasından memnun değil. Türkiye’nin temel olarak Kürtlerin statü talebini engellemek için El Nusra ve benzeri gruplara sunduğu destek Amerika’yı da ciddi bir şekilde rahatsız etmeye başlamış.

Rojava direnişi ilgiyle izleniyor
Ötesi, konferansta Salih Müslim’in anlattığı Rojava’nın ademi-merkeziyetçi, çoğulcu ve müzakereye dayalı çözüm modeli en azından söylem düzeyinde ABD’nin Suriye’ye yaklaşımı ile önemli benzerlikler taşıyor. Rojava’nın El Nusra ile Irak Şam Devleti gibi örgütlere karşı gösterdiği ciddi direniş Kürtlerin hem askeri hem de siyasi olarak hafife alınmaması gerektiğine dair düşünceleri güçlendirdiği gibi şaşkınlık ve hatta beğeni ile izleniyor. Demek istediğim, niyetler, sebepler ve ideolojik yönelimler son derece farklı da olsa, Amerika ile Kürtler arasında Rojava konusunda pratik politika itibari ile kısmi bir örtüşme ihtimali var. Bu durumun olası politik ve diplomatik sonuçlarını öngörmek zor. Bu biraz da Kürtlerin diplomasi yürütebilme yeteneğine bağlı.

ABD ile Türkiye ilişkileri gergin

Hem bu örtüşmeyi hem de Washington konferansının önemini anlamak için son dönemde gerilen Amerika-Türkiye ilişkilerine biraz bakmakta fayda var. Bipartisan Policy Center tarafından, Türkiye’de de büyükelçilik yapmış Amerikalı diplomatlar Morton Abramowitz ve Eric Edelman imzası ile bu ay açıklanan rapor temel olarak Amerika ile Türkiye’nin ilişkilerinin hiç de iyi gitmediği ve yeniden yapılandırılması gerektiğini söylüyor. Amerika’nın Türkiye’ye bölgesel lider olarak duyduğu ihtiyaç iyice artmışken, Türkiye bölgeyi etkileyebilecek siyasal sermayesini çoktan tükenmiş durumda. Rapor bu durumun altını çiziyor. Özellikle Suriye’ye dair hırçın ve müdahaleci politikaları yüzünden Türkiye’nin İran ve Irak ile ilişkileri de kötü. Malum, Amerika’nın Irak politikası Bağdat’ı merkez alıyor. İran ile belli bir yakınlaşma siyaseti izlemesinin kısmen bununla da ilgisi var. ABD, Türkiye ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki ilişkilerin gelişmesi için çok çaba göstermişti, ama bu ilişkilerin Bağdat hükümetini zorlayacak evreye gelmesini kesinlikle istemiyor. Amerika’nın Irak’taki çıkarları için Suriye’nin geleceği çok önemli. Suriye dağılırsa Irak da dağılacak, bunu herkes biliyor. Böylesi bir durum Amerika’nın bölgesel çıkarları açısından tam bir kabus demek.

‘Sıfır sorun’ politikası alay konusu

Türkiye ise şimdiye kadar Suriye ve Irak politikalarında Amerika ile önemli oranda ters düştü. Türkiye’nin sıfır sorundan sıfır komşuya geçiş siyaseti Amerika’da kaygı yarattığı kadar bir alay konusu da. Türkiye’nin daha birkaç sene öncesine kadar “aşiret liderleri” diye ırkçı bir şekilde alay ettiği Kürdistan Bölgesel Yönetimi dışında bölgede dostu kalmamış. “Bölgesel liderlik” ve “stratejik derinlik” yerini “değerli yalnızlığa” bırakmış.
Öte yandan, Obama’nın tüm ısrarlı çabalarına rağmen İsrail ile ilişkilerde bir anlaşmaya varılmamış olması, Türkiye’nin savunma sistemleri için Çin ile ticari-askeri flörtü, AKP’nin kısa zaman öncesine kadar Müslüman Kardeşler üzerinden bölgede nüfus arttırma hırsı (Mısır, Tunus, Suriye ve Gazze’de) Amerika’daki siyasi ve diplomatik çevreler arasında ciddi sorunlar olarak görülüyor.

Ortadoğu politikası fiyasko

Türkiye Amerika’nın kendisine sunduğu bölgesel liderlik pozisyonunu ‘Arap Baharı‘ ve özellikle de Suriye’ye yönelik siyaseti ile heba etmiş durumda. Açıkçası, Türkiye’nin Ortadoğu politikası tam anlamıyla bir fiyasko. Ötesi, Abramowitz ve Edelman’ın raporu ilginç bir şekilde AKP’nin Türkiye’de de artık yenilmez bir güç, bir kader olmadığını da söylüyor. Gezi olaylarına dair çıkarımlarından biri de bu.

PYD dışlanmamalı önerisi
Amerika’nın barış sürecinin ilerlemesi için Türkiye’ye daha fazla baskı kurmasını öneren rapor, başta PYD olmak üzere Rojava Kürtleri’nin dışlanmaması, siyasal ve diplomatik süreçlere dahil edilmesi gerektiğini vurguluyor. Obama ve Dışişleri ekibi bu rapordaki tespit ve önerileri ne kadar dikkate alır bekleyip göreceğiz. Açık olan şu ki, Türkiye ve ABD’nin Ortadoğu’daki öncelik, ihtiyaç ve görüş farklılıkları ciddi boyutta ve artık aleni bir şekilde konuşuluyor.

Artık Kürtleri tanıma vakti
Bu hengame içerisinde yapılan konferans, küresel güçlerin Kürtleri tanıma vaktinin artık geldiğini, Türkiye ve Suriye’de Kürtleri hesaba katmadan bir bölgesel denklem kurmanın çok mümkün olmadığını göstermesi açısından önemliydi. Amerika Dışişleri Bakanlığı’ndan konferansı izlemeye gelen yetkilileri konuşmacıları dikkatle dinleyip notlarını tuttular.

Konferans diplomatik zemin sundu

Amerika, Salih Muslim’i misafir etme konusunda bu sefer hazır değildi, ama bu konuda yakın zamanda bir değişiklik olursa bu sürpriz olmaz. Washington konferansının yarattığı heyecan, ilgi ve tartışmalar, barış süreci ile Rojava direnişinin Kürtlerin önünde önemli bir diplomatik zemin açtığını gösteriyor. Kürtlerin diplomasiye yoğunlaşıp bu konuda kazanımlar elde etmesi kolay olmasa da pekala mümkün.


 YRD. DOÇ. HİŞYAR ÖZSOY