Ey kurtuluşun gübrelenmiş toprağı,

Ey bağımsızlığa susamış ülkenin peri ve asi kızları,
Ecelsiz gelen ölümün sevinenine, gizli çığlıklar atan hain ve de namert takımı, yokluğuna kadeh tokuştura dursunlar…
Umuda yolculukta, ilk sevdaydın. İlk hakırıştın. İlk kıvılcımlarıydın, bağımsızlığın ve özgürlüğün. Ya şerefli bir yaşam ya da şerefli bir ölümün ilkiydin, ilk adımı, ilk anısıydın.
İlktin, iyi düşünmeniz, iyi kavramanın, iyi karar vermenin…
Laç deresindeki kemik yığınlarının acı ve üzüntüsüne bir ilktir. İlk günlerindin, özgür yarınlara varmak, beton yığınlarını parçalayıp mutlu bir dünyanın sonuna hep beraber ulaşmak için ilk doğruydun, yarınları düşünmek için.
Hasret ve özlemlerde ilktin.
Acıda, kederde, yakılan ağıtta, söylenen türküde ilktin. İlksin atılan sloganda. İlk merhamet sendin, sendin ilk vicdan. İlk baharın erken açan ilk gülü. Çalan sazın tellerine dokunan ilk mızrap, bir bebenin çığlıklarına karışan ilk sendin. Sendin kalplerin ilk sevdası, gönüllerin ilk sultanı, gözlerin ilk ruhu, ilk sendin ağaçlarda yeşeren dalbudak salan…
Yoldaşları sendin, ilk öğrencileri olan. Dersim’in dağ mahallesinde verdin, ihanetin ilk şehit ettiği Aydın Gül yoldaşı ilk tanıyan. Oracıktayı bedenim ilklerle. Alnımız çatık ama başımız dikti. Gözgöze gelmiştik ilk defa, sessiz ve sedasız.
İlkti, orada andımız, özgürlüğe susamış bir ülke için. Bir ilkti, dağıldık dünyanın dört bir yanına.
Fikirde birlik, eylemde birlik, doğumlarda ve ölümlerde birlik. Şehitler bir yana, meşhur oldun özgür olsun diye uğruna savaş verdiğin halkın gönlünde.
Bir hikaye gibi, bir roman gibi, Rosa Luxemburgları, Clara Zetkinlerı, Zeynep Kınacıları, Beritanları anlarım. Ölüm, mücadelende bir yaşam biçimi gibiydin.
İşkenceler, tanklar, toplar, bombalar, ihanet, açlık-susuzluk, hasret ve özlemler nedir ki, senin için. O dağlar, o diyarlar, o Hezil çayları, kar-tipi-fırtına, gökyüzündeki ay ve güneş o halk, o ülke sendin ve senindir.
Yılmak, bıkmak-usanmak, hele hele ihanet kitabında hiç yazmadı. Bu hikayeyi yazdıkça yazmak geliyor içinde. Sevdiklerimin hiçbirisinin musala taşlarına dokunamadım. İçim kan ağlıyor, gözyaşlarım yüreğime akıyor. Ruhumuz şad olsun diyemiyeceğim. Sizleri katlettirenler, iki gün sonra ortaklarından katillerini bulmalarını istiyorlardı. Oysaki bu vahşeti yapanlar çoktan toz-dumana karıştılar. Sarı ve siyah kafalılar, özgürlük var dedikleri beton sokaklarının katilleri…
Görebilmeli körler, işitebilmeli sağırlar, dile gelmeli insanlığın utanç tarihi. Onurun, haysiyetin ve şerefin en sıradan insanı bile inanmayacaktır bu katliama.
On için sizinkine ölüm demeyeceğim. Kalleşlik, kalleşlik… Namert bir düşman. Bu düşmanda barış demeye başladı. Uzun bir yolculuğa çıktınız. İnsanlık alemi, sizleri doğru okumalı, doğru yazmalı. Yolunuz açık olsun.


Aachen