
Kaos çukur değil, kaos bir merdivendir. Tırmanmaya cesaret edenlerin çoğu başaramaz ve bir daha da deneyemezler. Düşüş, onları mahveder. Bazılarına da tırmanma şansı verilir ama onlar bunu reddeder. Kendilerini adarlar: Krallığa, Tanrı’ya veya aşka… Hayallere. Gerçek olan tek şey merdivendir. Tırmanmaksa tek seçenek.
Lord Petyr Baelish (Bölüm 3/6’da Lord Varys’le konuşurken…)
Geldi, gelecek derken kış, Westeros’un kapısına dayandı. Yedi Krallık’ın dört bir yanında büyük kaosun çanları çalıyor. Game Of Thrones’da (Taht Oyunları) 6. sezon, Westeros tarihinin en büyük hesaplaşmalarından birinin hazırlık süreciydi adeta. Westeros ve Essos’ta bin yılın en ürkütücü kışına yaraşmayan kim varsa oyundan düştü. Westeros’ta ölüm, çoğunlukla beklenmedik anda geldi zaten; ama son günler, kış yaklaştığından mı bilinmez, bu açıdan en acımasız günlerdi. Bu sezonun ölüm çetelesi, mevsim dönüşünün etkisini açıklamaya yeter:
Balon Greyjoy: Zaten hırsından başka pek bir şeyi yoktu. Hem hırslı hem de ziyadesiyle “kötü” olan kardeşi Euron Greyjoy tarafından öldürülmesi, kış günleri için iyi oldu bile denilebilir! Hem böylelikle yeni bir güçlü özne daha kazanmış olduk: Yara Greyjoy. Şimdiye kadar hiçbir askeri başarısına tanık olmadığımız, soygun ve tecavüz dışında bi’ olayı olmayan Demirdoğumlular, kışa damga vuran hanelerden biri olabilir.
Doran Martell: Fena adama benzemiyordu aslında ama onun tarzı da kışı karşılamaya pek elverişli değildi. Hem King’s Landing’de Dorne aşağılanıp dururken bu kadar barışçıl bir lord neye yarardı? Üstelik bu ölümle, Westeros’ta bir kadın hakimiyeti daha sağlanmış oldu; gerçi en az umut vaat eden de onlar.
Roose Bolton: Pek çok kişinin sokakta görse olan bitenin sinemadan ibaret olduğuna boşverip kafa göz dalabileceği kötülükte olan Ramsay Bolton’un babası. O da kötüydü; ama Allah var, oğlu gibi de değildi, yol yordam biliyordu. Kimin öldürdüğünü söylemeye lüzum yok. Üstelik ardından karısı ve kundaktaki bebeği de Ramsay’in tazılarına yem oldu.
Ramsay Bolton: Ah Ramsay, ulan Ramsay! Aslında hemen herkesin içinden geçen birkaç bölüm boyunca işkencelere maruz kalarak yavaş yavaş ölmesiydi ama bu da fena olmadı. Sansa Stark’ın Ramsay’in “Tazılarım bana asla karışmaz” demesi ardından “Ama şu anda açlar” demesinde memlekete dair politik gönderme bulanlar bile oldu. Sansa’nın gülümsemesiyse, ilk bölümden beri ciğerimizi dağlamış Stark Hanesi’ne -yani, umuda!- yeniden sarılmamızı sağladı, desek yeri.
Hodor: Hodor:(
Brynden Tully (Karabalık): İşte bu abimiz, mahalle arasında “adamın dibi” olarak tabir edilen insanlardandır ki, kumaşına Westeros’ta az rastlanır, King’s Landing’de hiç bulunmaz. Saygıyla anıyoruz. İlhakçılar, mutlaka kaybeder!
Rickon Stark: Westeros’un en saçma sapan öleni yarışmasının birincisi. “Çapraz koşsana” diyen milyonları hiç umursamadı, 100 metre finalindeymiş gibi dikine yardırdı. Hani Ned Stark’la Jon’un hatrı olmasa, ölümü hak etti diyeceğim, o kadar sinirlerim bozuk.
Wun Wun: Ağzından bir kelime bile duymadık onun ama içini hep bildik. Dünyanın belki en tertemiz adamıydı. Sözünün eri, vurdu mu devirir, inandı mı yoluna baş koyar. Boşverin Lord Baelish’i, Wun Wun olmasaydı, belki de Jon şimdiye Ramsay’in tazılarının midesindeydi. Onu da saygıyla anacağız her daim.
Walder Frey ve oğulları: Arya, Kızıl Düğün’den bu yana pek çok kişinin yüzünü görünce tiksindiği Walder Frey’e oğlunun etini yedirdi ya, sevinmekten tiksinemedim. Valar morghulis.
Olly: Tamam, Jon Snow’a yapılan yanlış, hepimize yapılmıştır ama bu küçücük çocukta sanki haklılık payı olan bir öfke vardı. Jon onu öldürmek yerine büyütür diye bekliyordu herkes; ama işte Westeros’ta işler, her zamanki gibi, beklendiği gibi gitmedi. Jon, küçücük çocuğu idam sehpasında sallandırdı.
Yüce Üstat Pycelle: Oxweş.
Yüce Rahip: Öldüreni ölenden çok sevmiyorum; o yüzden ölümüne üzülmüş bile olabilirim. Gerçi Cersei’nin intikam alma biçimi, onunla özdeşlik kurup içten içe “oh çekmeye” sevk etmedi değil. Günün sonunda, İnanç’ın militanlarıyla birlikte gömülmesi, hepimizi büyük dertten kurtardı. Nereye varacağı belirsiz bir hal almıştı.
Kral Tommen: Bir sitede, “Kendi iradesiyle aldığı tek karar intihar kararıydı” demişler; e işte ölmesine sevinmek için yeterli neden. Ufacık Brandon büyüyüp Üç Gözlü Kuzgun oldu, bu velet koca Kral oldu ama çocukluktan kurtulamadı. “Anneciğim, bana güçlü olmayı öğret” diye Cersei’ye sığınmasındansa, kış gelmeden oyundan çıkması ve yerini esas oyuncuya devretmesi, iç rahatlatıcı oldu. Kışın, ayazın ortasında çoluk çocukla mı uğraşacaktık!
Diğer ölümler: Areo Hotah, Tyristane Martell, Alliser Thorne, Osha, Khal Moro, Üç Gözlü Kuzgun, Lady Crane, The Waif, Kevan Lannister, Mace Tyrell, Loras Tyrell, Kraliçe Margaery, Lancel Lannister. (Kıyam, yemin ederim!)
Kış geldi ve önümüzdeki yıl hem ölümlerle hem doğumlarla dolu bir yıl olacak. Kimbilir, belki Ak Gezenler’i yenmek için yeniden doğması beklenen efsanevi Azor Ahai’nin kim olduğunu bile öğrenebiliriz!
Tek bir “kehanetle” kapatalım: Son günlerde kafası açılmaya başlayan Jaime Lannister’ın Cersei’yi öldürmesinden öteye giden tahminler, hiç de uçuk kaçık değil. Ejderhaların annesi Daenerys Targaryen’e ve Lyanna Stark ile Rheagar Targaryen’in oğlu olduğunu öğrendiğimiz Jon Snow’a dikkatimizi yöneltmişken, bir anda kendimizi dağa taşa “Umudumuz Jaime” yazılmış bir Westeros’ta bulabiliriz!
Yedi Krallık’ın yoktan var eden, tırmalaya tırmalaya yükselen politika dehası Serçeparmak namlı Lord Baelish’in dediği gibi, “Kaos, merdivendir.” Bakalım, bu uzun kışta kimler yükselecek, kimler yere çakılacak.
Osman OÐUZ