Alman Federal Meclis’in Sol Parti üyeleri Andrej Hunko, Heidrun Dittrich, Ingrid Remmers ve Harald Weinberg, 1 Temmuz’da Türkiye’ye giden Almanya Dışişleri Bakanı Westerwelle’ye bir mektup yazdı. 30 Haziran tarihli mektupta, Bakan’dan, Hatip Dicle ve diğer tutuklu bulunan milletvekililerin durumunu gündeme getirmesi isteniyordu. Bakan, milletvekillerinin mektubunu 20 Temmuz’da cevapladı.
Westerwelle, mektubunda şu değerlendirmeyi yapıyor: „Seçimlerden sonra gelişen süreci, 1 Temmuz İstanbul’da yaptığımız görüşmede gündeme getirdim. Sizin de belirttiğiniz gibi, demokrasi için Türkiye önemli bir kararlaşma sürecindedir. Seçim sonuçları hükümeti önemli sorumluluklarla karşı karşıya getiriyor, bunlardan en önemlisi yeni anayasa çalışmalarıdır. Böylesi bir çalışma tüm demoratik kesimlerin katılımını gerektiriyor. Böyle olması gerektiği, beklentimizin yanısıra Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne daha fazla yakınlaşma perspektifiyle bağlantılıdır.“
Westerwelle, Hatip Dicle’nin YSK tarafından vekilliğinin düşürlemesini ise, „Türkiye Anayasası’nın 76 Maddesi gereği, bir yıldan fazla ceza alan birisinin vekil olamama“ kararı ile ifade etmeye çalışıyor. Westerwelle, bu cevabıyla, 80 bine yakın seçmenin iradesini görmezden gelerek, çokça bahsettikleri demokrasi normları ile çelişkili ifade kullanıyor. 
Seçildikleri halde hala tutuklu bulunan sekiz milletvekili hakkında yaptığı açıklamada ise, „Tukuklu bulunan diğer sekiz aday seçilmiş bulunuyorlar. Fakat milletvekili sorumluluklarını yerine getirip getiremeyecekleri ise bilinmiyor“ diyor.
Westerwelle’nin cevabında da görüldüğü üzere, sözkonusu Kürtler olduğunda, AB ve Almanya’nın Türkiye’nin anti demokratik yaklaşımlarını görmezden gelerek, Türkiye’nin bu politikalarını sürdürmesi için cesaret veriyor.


DEVRİŞ ÇİMEN