Yönetmenliğini Sami Mermer’in yaptığı Xalko belgeseli, Orta Anadolu coğrafyasında azınlık olmanın, ne kadar meşakkatli bir dinamik olduğunu birebir hissettiren başarılı belgesel. Köy nüfusunun azaldığı, insanların Avrupa’ya göç ettiğini anlatan belgesel geçtiğimiz ay Montreal’e seyirciyle buluştu.
Yönetmenliğini Sami Mermer ile Hind Bencherkroun’un yaptığı Xalko geçtiğimiz ay Montreal Uluslararası Belgesel Festivali’nde seyirciyle buluştu. Kanada yapmı 100 dakikalık film, Orta Anadolu coğrafyasında azınlık olmanın ne kadar meşakkatli bir dinamik olduğunu birebir hissettiren başarılı belgesel.
Konya’nın Kürt köylerinden Xalko belgeseli, coğrafyada farklı olmanın zorluklarını ayrıntılarıyla teşhir ediyor. Türkiye’de Kürt olma duygusunu derinden, bağırıp çağırmadan, içten içe yansıtan bir yapısı var Xalko’nun.
Bianet’ten Murat Türker’in haberine göre belgeselde izlediğimiz kadarıyla köy nüfusunun büyük bir kısmı kadınlardan oluşuyor, erkekler azınlıkta! Xalko’dan göç etmiş yönetmen Sami Mermer’in orada kalmış ailesinde çoğunluğun kadınlardan oluştuğu zaten kesin. Ev işlerinin tümünü yerine getirdikleri gibi inek, koyun, keçi veya kazlarla ilgileniyorlar, onlardan elde ettikleri ürünleri satarak geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar.
Gidenlerin geride bıraktıkları
Belgeselde yakın veya uzak şehirlere, Avrupa ülkelerine şu veya bu sebepten fazlasıyla göç vermiş bir coğrafyada, gidenlerin geride bıraktıklarını hüzünle izliyoruz. Bölünmüş aileler, babalarını pek hatırlayamayan çocuklar, gurbette verilen hayat mücadeleleri ve evde onları belki hayat boyu bekleyen kadınlar. Filmde başka diyarlarda kendini yeni hayatlara kaptırmış, kumar batağına saplanmış, köklerini unutmuş hayırsız adamlardan da bahsediliyor.
Geçtiğimiz ay Montreal Uluslararası Belgesel Festivali RIDM’de yer alan Xalko adlı Kanada yapımı seyirciyi ilk andan itibaren sıcaklığıyla kuşatıyor. Yönetmenliğini Sami Mermer’le Hind Benchekroun’un paylaştığı estetik film 100 dakikalık süresine rağmen asla sıkmıyor. İzleyiciyi Xalko köyünün dünyasına, yavaş akan zamanına zarafetle dahil ediyor, ayrıca Kürtçe’ye olan özlemimizi bir nebze de olsa gideriyor.
Konya’da azınlık olmak
Türkiye’de Kürt olma duygusunu derinden, bağırıp çağırmadan, içten içe yansıtan bir yapısı var Xalko’nun. Orta Anadolu coğrafyasında azınlık olmanın ne kadar meşakkatli bir dinamik olduğunu da birebir hissettiriyor başarılı belgesel.
Kimliksizleştirme adına tepeden inme bir kararla köyün adının birçok yerleşime verilmiş bir adla değiştirilmiş olması bile yeterli değil mi?
Baskı gören coğrafyada göç etmek birileri için kaçınılmaz bir hal aldığında bunun bedeli geride kalanlarla paylaşılıyor, izleri nesilden nesle aktarılıyor. Kadınlar ne kadar güçlü olsa da hayatları bir şekilde sekteye uğruyor, birçoğu arzu edilenden epeyce uzak yaşamlara talim etmek zorunda kalıyor. Uzaklaşmış kişilerinin hayatı bir şekilde kurtulmuş gibi görünse de geride kalanların düzenlerini değiştirme şansı pek yok. Kadere sessizce boyun eğiliyor, isyan etmek nedense zor! Üstelik geleneklere uygun olarak kadının köyden birisiyle, görücü usulüne göre evlendirilmesine hâlâ prim verildiği düşünülürse.
Köyün nüfusu azalıyor
Xalko ahalisi kadınla erkeğe mümkün olduğunca eşitlikçi muamele etmeye çalışsa da ataerkil statükoyla karşı karşıya olduğumuz kesin.
Kumara bulaşmış kişinin şeytana uyduğunu ifade edebilecek bağnazlıkta karakterler de var güçlü belgeselde. Ancak yeni neslin temsilcilerinden bazıları evleneceği adamı seçme hususunda ayak direyebiliyor.
Bu arada köyün nüfusu azaldıkça azalıyor, haneler boşalıyor, bazen kasvet, bazen içinden çıkılmaz durumun dayattığı ümitsizlik izleyicinin içini burkuyor…
İnsanın içine işleyen bir eser
Babası Apo ve annesi Zaxo’ya ithaf ettiği belgeselle Sami Mermer tecrübe çıtasını yükselterek insanın içine işleyen bir esere imza atmış durumda. Daha önce, yine Hind Benchekroun’la kotardıkları Callshop İstanbul’a göre çok daha derli toplu, duygusunu birebir seyirciye geçiren bir sinema yapıtı izliyoruz. Bunda Mermer’in köyüne, çocukluğuna, akrabalarına, kısacası özüne dönmesinin payı mutlaka vardır; film kahramanlarının kamera karşısındaki rahatlıklarının sebebi de bu kesinlikle. Fakat film seyirciyi zoraki bir duygusallığa asla sürüklemiyor; hatta bazı anlarda güçlü, inatçı ve başına buyruk bazı Kürt kadınlarının mizah dolu dünyasına dahil edip gülümsettiriyor.
Müzik eşliğine de epeyce özenilmiş filmin sonunda Feqiyê Teyran’a ait Ey Dîlbera Gerden Zerî’nin Sümeyra Çakır yorumunu dinliyoruz…
KÜLTÜR SERVİSİ