
İlk kitabı “Hayig”te masalsı anlatımları tercih eden Mikail, Xayîs’teki anlatımı kendi deyimiyle küçük cümlelerle büyük durumları anlatma hali olarak tanımlıyor. Şarkılarında olduğu gibi anadili Kirmanckî’de ifade ediyor kendini. Her dilin bir ruhu olduğunu belirten Mikail, yazmayı bir patlama hali olarak görüyor.
Aslan, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan Kirmanckî’ye en önemli katkılarında biri de gölgede kalmış kavramları ve kelimeleri dile kazandırması. “Xayîs” de onlardan biri. Xayîs’i ‘Kendisinden geçmek, bilinmeyenle karşılaşmak’ anlamında kullanan Aslan, Xayîs olma halini kanatlarını açarak kendisini rüzgarın hükmüne bırakmış bir kartalın dinginliği olarak değerlendiriyor.
Her dilin bir ruhu var
Kitap yazma fikrinin oluşum sürecini Mikail Aslan şöyle anlatıyor: ‘’Sürekli kendi müziğime sözler yazıyordum, ilerleyen zamanda yazdıklarımın bazen kilam-şarkı formatının dışına çıktığını görüyordum. Kendimi serbest bırakınca bazen düzyazı şeklinde, bazen kafiyesiz, bazen de adını bilmediğim tarzda denemeler ortaya çıkıyordu. Bunların hepsini bestelemek çok zordu. Ve bu tarzda yazdıklarım birikti. Daha sonra bunları belirli bir tema çerçevesinde paylaşma gereği hissettim. Her dilin bir ruhu var ya bu dili konuşan insanların gözleri ile baksaydım nasıl anlatırdım meseleyi diye düşündüm. Bununla beraber yazdıklarımda geçmişle gelecek arasında kendimce bağ kurmaya çalıştım.’’
Aşırı hüzün hali
Aslan’ın müziklerinizde geçmiş çok önemli bir yerde duruyor. Özellikle geçmiş acılar ve hüzün müziğine damgasını vuruyor. Aslan, bunu şöyle izah ediyor: ‘’Çünkü geçmişe dair halen hesaplaşamadığımız ya da yüzleşemediğimiz konular var. Hele ki bu bir soykırım travması ise onun yasını tutmadan geleceğe bakamaz. Kendi çocuklarımıza nasıl bir müzik geleneği bırakacağız. Geçmiş acı ve travmalarla dolu. Müziğimde aşırı bir yas, aşırı bir hüzün görüyorum. Dönem dönem de bundan rahatsız olduğumu söyleyebilirim. Platon’un bir sözü var; “Dertlere düşmüş bir insana verilmiş en büyük armağan müziktir.” Ben de müzikte şifa buldum.’’
Mikail Aslan, Kürdistan’da yeni bir nesilin doğduğunu ve bu yeni nesile hüzün dolu bir miras bırakamamak gerektiğini ifade ediyor.
Küçük cümlelerle büyük durumlar
Kitapta nasıl bir anlatım tekniği izlediğini ise Aslan, ‘’Zazakî de sembolik anlatımlara çok yatkın bir dil, küçük cümlelerle çok büyük durumlar anlatabilirsiniz. Mesela, “Ma ke zerrê xo de Heqê xo kist, kemera mezela ma serra el fatiha nusnay (biz kendi içimizdeki hakkı öldürünce mezar taşımızın üzerine el fatiha diye yazıldı). Bu küçücük cümle ile geçmişi ve geleceği sorguluyorum. Bu anlatım bir durumun patlama halidir, bir cümleye dönüşmüştür. Bu cümle anlaşılsın diye yazdığım cümlenin öncesine ve sonrasına da bazı anlatımlar ekliyorum tabi ki. Toplumun içinde bulunduğu duruma ilişkin şikayetlerim, eleştirilerim var ama sürekli bir bir çözüm ve bir çıkış noktası da arıyorum’’ diyor.
İlk kitabı Hayig’da daha masalsı-geniş anlatımları tercih eden Aslan, yeni kitabında ise daha kısa anlatımları tercih etmiş.
Saklı kavramların peşinde
Aslan müziklerinizde de olduğu gibi kitaplarında da saklı kavramları ve kelimeleri, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan Kirmanckî’ye kazandırıyor. Kelimenin günlük hayatın içindeki anlamı dışında diğer ilişkilerin içine de yerleşiyor. Aslan şöyle diyor: ‘’Bazı kavramlara mana verdiğimiz ölçüde toplum da onu anlamlaştırıp kendi hayatında yer veriyor. Sanatçının amaçlarından bir tanesi de anlamlaştırmadır. Anlamsız görünene anlam vermek, veya o anlamları çoğaltmak, değersizleştirilene yeniden hak ettiği değeri vermek, yitirileni yeni bir kelimede yeniden canlandırmak... Bazı kavramlar gölgede kalmıştır. Belki gündelik hayatımızda kullanılmıyordur ama onları açığa çıkardığımızda kendi dilimize de yeni bir kavramı açığa çıkarmış oluyoruz.’’
Önder Elaldı