Bugün 21 Şubat(*), Dünya Anadil Günü . Toplumsal tarihin en kadim dillerinden biri olan Kürt dili, yaşamasını, zenginliğini ve üretkenliğini korumasını milyonlarca isimsiz kahramana borçludur. Başta anneler olmak üzere Kürt toplumunun dili ve kültürü etrafındaki kesintisiz direnişine borçludur. Son kırk yılda bu direnişe öncülük eden Kürdistan Özgürlük Hareketine borçludur. 

Dil, toplumsallığın geliştirdiği ve toplumsallığı geliştiren olağanüstü bir sıçramadır insanlık tarihinde. Tam da bu nedenle bir dilin yaşaması, her şeyden önce onu yaratan toplumsal doğanın dokusunun ahlaki-politik özelliğini korumasına bağlıdır. Kürt toplumsal doğası varlık-yokluk sınırına getirilmişken Kürdistan Özgürlük Hareketi tarih sahnesine çıktı. Toplumsal tarihin en zengin hazinelerinden biri olan Kürt dili ve kültürü tüm canlılığına, sıcaklığına, üretkenliğine ve binlerce yıllık ömrüne rağmen, asimilasyon ve inkarın 30 yıl gibi kısa bir sürede kazdığı soğuk mezara konulmak üzereydi. Üstelik ne acıdır ki bu mezarın kazıcıları arasında beyaz katliamdan geçirilmiş Türkçe konuşan Kürt çocukları da vardı. 

Sıdıka Avar’ın Dağ Çiçeklerim kitabını bilirsiniz, okumayanların okumasını tavsiye ederim. Kürt dilinin ve pedagojisinin nasıl katledildiğinin en sağlam kanıtlarından biridir. Ve yapılan tam bir dil, insan ruhu ve toplumsal kültür katliamı olmasına rağmen, Avar anılarını Dağ Çiçeklerim adı altında yayınlamakta ahlaki bir sorun görmemiştir. Oysa onun birinci amacı ve görevi, çiçekleri isyan eden dağlardan koparmak ve Kemalizmin saksılarına ekmektir. Bu kitapta bir anı var, okurken insanın içi acıyor! İsmet İnönü Avar’ın öğretmenlik yaptığı okulu 1944 Eylül’ünde ziyaret ediyor. Kazım Orbay, Nihat Erim ve Mustafa Muğlalı Paşa da hazır ziyarette. O gün okula en erken Hozatlı Elmas geliyor. Zaten İnönü de en çok köy kızları hakkında bilgi istiyor. Elmas’ı çıkarıyorlar huzuruna. Avar, Elmas’tan "son derece zeki, kültürü hazmetmiş, şivesini düzeltmiş bir kızımızdı" diye söz ediyor. İnönü, Elmas’ın tüm sorularına Türkçe cevap vermesinden ve Türkçe dersini çok sevmesini söylemesinden gayet memnun olur. Sonra yanındaki mebuslar Elmas’a "Kız, elini öpsene" derler. İnönü elini uzatır, "Elmas koştu, yere diz çöküp iki elinin üstünde o büyük eli hürmetle öptü…" İnönü Elmas’ı omuzlarından kaldırır. "İşte eser bu…" der. 

Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, bu ‘eser’in anne-babalarının, nine-dedelerinin katledildiği kanlı toprakları unutmayan hafızayla gelişti. Kürdistan Özgürlük Hareketi, ruhu yok edilmiş, bir fiziksel çerçeveye yaşam diye tapması öğretilmiş bu eser’i yıkmaya ant içerek gelişti. Kürt dili ve kültürünün yeşerdiği topraklara kan ve ateş yağdıran zulmün asimilasyon dilini susturmayı hayati görev belirledi. Kürt dilinin ve kültürünün yeniden yeşereceği, zenginliğine kavuşacağı ve çocukların ruhuna şekil vereceği özgür toplumsal dokunun gelişimi için yola çıktı. Bu yolculuk büyük bedellerle devam ediyor. Eğer bugün bir işçi çocuk Türkiye’de sırf Kürt olduğu için dövülüyorsa, eğer Mahir Çetin Antalya'da "Pis Kürt" denilerek katledildiyse İnönü’nün "İşte, eser bu" diyerek gurur duyduğu gerçeklik yıkıldığı içindir. Kürt dilinin mezar kazıcıları yapılan çocuklar; anne-baba demeden "Bijî Apo" demeyi öğrendikleri içindir. Kürt dilinin gelişeceği Kürt toplumsal doğası, özgürleşme seçeneğine ölümüne kilitlendiği içindir. 

Bugün 21 Şubat! Tam on gündür Xerabê Bava yanıyor, zulme boyun eğmiyor. Xerabê Bava 1990’larda birkaç kez yakılmış. Şimdi de yakılıyor, işkenceye, açlığa, susuzluğa mahkûm ediliyor ama onurundan vazgeçmiyor. Bu zulme maruz kalan köylüler, askerlerin evlerden, bahçelerden çıkan kişileri gördüklerini söylediklerini ve onların kim olduklarını ve nereye gittiklerini söylemeleri için kafalarına silah dayadıklarını anlatıyorlar. Köylülerin evleri içindeki hayvanlarla ateşe veriliyor. Ömrünü büyük bir emekle adadığı, çocuklarını doğurup büyüttüğü, onları büyütürken yaşadığı sayısız güzel anıyı barındıran evi gözlerinin önünde yanmasına rağmen bu anneler onurlarını koruyor. Onlar, hakikate eren yenilmez bir bilince sahipler. Onlar ve milyonlarca Kürt anası, Kürt dilini, kültürünü ve tüm değerlerini soğuk mezardan kurtaranların kimler olduğunu unutmuyorlar. Katledilen, asimile edilip kendisine yabancılaştırılan Kürtlüğü en büyük eseri sayan faşizan beyaz Türklük’ü kimin gerilettiğini biliyorlar.  

Bugün 21 Şubat! Kürt dilini korumanın sadece onu konuşup yazmaktan geçmediğini anlatan Xerabê Bava kaçıncı kezdir yanıyor. Kürt dilini ve kültürünü korumanın büyük bedeller istediği karanlık bir zamana ışık olmak istedikleri için! Evleriyle birlikte emekleri, anıları, yaşama bıraktıkları izleri yakılıyor.  Ama onlar asıl evlerinin, Kürtlüğün onurunu ve direniş dilini satarlarsa yanacağını bilen bilge insanlar. İnsanın asıl evi dilidir, kültürüdür yani ruhudur. Onlar, ruhlarını yakmadıkları için evleri yakılıyor. Türk özel kuvvetlerinin zulmüne karşı Xerabê Bava’nın asıl direniş noktası bu bilgelikte yatıyor. Zulmün asıl saldırısı da bu bilgeliğe karşı gerçekleşiyor. Kürt dilinin ve kültürünün yaşaması, özgür ve zengin doğasıyla yeniden yeşermesi için ömürlerini, en büyük varlıklarını bedel veren yürekli insanlara selam olsun… 

(*) Yazının yazıldığı gün.