
Bundan birkaç on yıl önce bile doğruluğuna yüzde yüz güvenir, görüşlerimizi destekler türden bir atasözüne başvurduğumuzda kendimizi kaya gibi sağlam bir dayanağa kavuşmuş hissederdik. Toplumda da bu böyleydi. Bilge olarak kabul gören ve sorunların çözümünde görüşlerine başvurulan aksakallı insanların en belirgin özelliklerinden biri geniş bir atasözü repertuarına sahip olmalarıydı. Bir atasözünü yerinde kullanmak demek, taşı gediğine yerleştirip sorunu herkesin rıza göstereceği tarzda çözüme kavuşturmak demekti. Her atasözü uzun deneme ve gözlemlere dayanan bir tarihsel pratiğin ürünüydü ve halka mal olmuştu. Bu yüzden özellikle kırsal toplumda artniyetli olmadıkça ve lanetlenmeyi göze almadıkça kimse atasözüne karşı çıkmayı göze alamazdı.
Ne yazık ki bugün ahlakın hüküm sürdüğü kırsal alandan çok daha başka bir dünyada yaşıyoruz. Kutsal olan her şeyi ayağa düşüren kapitalizm atasözlerinin toplumdaki etkisini de yerle bir etti. Artık bir atasözünün bir baş soğan kadar bile değeri kalmamıştır. Günümüzde söylediklerini doğrulamak amacıyla atasözlerine başvurmak, ancak gülünç duruma düşmeyi gözle almakla mümkündür. Örneğin doğrunun canına okuyan birine kızdığınızda “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” derseniz, gerçekten de gülünç duruma düşmeyi hak etmiş sayılırsınız. Böyle bir durumda size “Sen daha çok yatsı beklersin” denilse yeridir. Açıktan dile getirilmese de, bugünün iğrenç bireysel çıkarlar dünyasında adeta ilahî bir buyruk gibi uyulan deyiş şudur: “Ok gibi doğru olsam yabana atarlar beni, yay gibi eğri olsam elde tutarlar beni!” Eğrilik kapitalizm dünyasında itibarın, doğruluk ise felaketini kendi eliyle hazırlamanın bir başka adıdır.
Doğruyu yitirmiş yaşam solucana bile müstahak görülemeyecek bir yaşamdır. Bir solucanın dahi kendisine göre doğru bir yaşamı vardır. Kendi doğasıyla uyumlu bir yaşamdır bu. Öyle ya, birçok kimsenin aşağıladığı bu canlı türü yalan nedir bilmez, kendini kandırma yolunu seçmez, kimseyi aldatmaya kalkışmaz. Yalan ve kendini kandırma insana özgü davranış biçimleridir. Kendini kandıran, yalanı sanat düzeyinde icra eden, doğru yaşam arayışı kadar yerlerde sürünen bir yaşama da tenezzül edebilen canlı türü yalnızca insandır. İnsanı son derece çirkin bir yaşamın mahkûmu kılan güç ise iktidarcı ve devletçi uygarlık sistemidir. Yalan iktidarı esas alan güçlerin cephaneliğindeki en etkili silahlarıdır.
Evet, ne yazık ki yalancının mumu artık yatsıya kadar değil, çok daha uzun süreli yanıyor. Bunun nedeni toplumsal ahlakın kapitalist iktidar tarafından berhava edilmesi, aynı anlama gelmek üzere iktidarın tarihsel toplumu büyük ölçüde çözdürmüş olmasıdır. Kendisi var kılan harç olan ahlaki bağları çözüldüğünde artık gerçek anlamda bir toplumdan söz edilemez. İktidarın dağıttığı toplumun yerine ikame ettiği olgu sürüleşmedir. İnsan türünde yaşanan sürüleşmenin hayvanların topluluk halinde yaşamalarıyla hiçbir ilgisi yoktur. Hayvanlar aleminde gördüğümüz topluluk halindeki yaşamda kendine yabancılaşmadan söz edemeyiz. Oysa sürüleşme insanın kendi gerçeğine yabancılaşmasıdır. Sürüleşme insana layık görülen ve onun asli gerçeğini anlatan eşref-i mahlûkat olma vasfını yitirmesiyle özdeştir.
İktidar güçlerinin silahı olan yalanın sürüleşmiş toplumdaki yansıma biçimi kendini kandırmadır. Kendini kandırma, öz olarak doğru olmadan da yaşanabileceğine kendini inandırmadır. Bu tür bir yaşamın içinde anlam namına hiçbir şey kalmamıştır. İnsan türünde anlamdan soyunmuş yaşam tam bir çirkinlik abidesi, en tanınmaz hale düşürülmüş bir kölelik biçimidir. Sürü toplum böylesi bir köleliği gönüllü olarak yaşayan toplumdur. Kapitalizmin ortaya çıkardığı toplum biçimi işte budur. Ahdi Atik’te Tanrı’nın ateşlere salıp kül yığınına dönüştürdüğü belirtilen Sodom ve Gomora ehlinin bugünün sürü toplumununkinden daha insani değerlere sahip olduğunu söylemek gerekir. Kapitalizmin toplumu içine düşürdüğü bu trajik durum adeta kıyamet vaktinin geldiğini haber verir gibidir.
Emevi iktidarıyla birlikte İslamiyet’in hakikatten uzaklaştığını, daha doğru bir ifadeyle resmi İslam’ın hakikatle tüm bağlarını kopardığını inançlı hiçbir Müslüman inkar edemez. Muaviye ve ardıllarının İslam’ı kesinlikle karşı-İslam’dır ve bunun en açık kanıtı Peygamber’in Ehlibeyt’inin Emevi iktidarı eliyle yok edilmesidir. İslamiyet kadar en erkenden ihanete uğramış başka bir din yoktur. İslam’ın gerçek özüne yakın duranlar “en büyük sultandır muhtac-ı sultan olmayan” deyip iktidar sultasından kaçan çeşitli mezhep ve tarikatlar olurken, İslamiyet’i iktidarlarının maskesi olarak kullananlar sözde İslam düşmanlarından çok daha fazla İslam’a zarar vermişlerdir. Özcesi, resmi İslam doğruluktan uzaklaşmış, hakikatini yitirmiş ve yalan üzerinde vücut bulmuş karşı-İslam’dır. Buna tekçi ulus-devlet İslam’ı da denilebilir.
Bugünkü AKP iktidarı bu sahte İslam’ın temsilcisidir ve esas aldığı miras Emevi mirasıdır. Bu mirası bir yandan İkinci Mahmut ve Sultan Abdülhamit yöntemleriyle takviye ederken, öte yandan küresel hegemon ABD’nin çıkarlarına uydurmaya çalışmaktadır. Karşı-İslam’da derinleşme bakımından AKP iktidarının Emevileri oldukça geride bıraktığı kesindir. Emeviler hiç olmazsa dönemin büyük güçlerine işbirlikçilik yapmamışlardı. Buna karşılık AKP iktidarının Türkiye’de gelmiş geçmiş en uydu rejimi tesis ettiği ortadadır. Bu iktidarın İkinci Mahmut deneyimini güncellemesi orduyu denetimine alma biçiminde gelişmekte, Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı mücadelede ise Abdülhamit yöntemlerini yenileyip hayata geçirmektedir. Göründüğü kadarıyla AKP’nin orduya hükmetmesi İkinci Mahmut’un Yeniçerileri lağvetmesinden daha kolay olmuştur. Ancak aynı şeyi Kürt Özgürlük Hareketi için söylemek doğru değildir. Kürt direnişi nemrutluğun yeni türü olan bu akıma karşı İbrahimî geleneği temsil etmektedir.
Hiç kimse AKP denilen Türkçü yeşil faşist yapılanmanın Türkiye’de bir korku ve yalan imparatorluğu inşa etmeye çalıştığını reddedemez. Korkutma asla süreklilik kazanamaz ve bir noktada ters teper. Ancak aynı şeyi yalan için söylemek zordur. Yalanın ayakları uzundur. Zihniyetin tecavüze tabi tutulması ile özdeş olan bu durum etkili olması ölçüsünde bir tür zihniyet fahişeliğini ortaya çıkarır. Zihinsel fahişelikten daha dip noktaya düşmüş bir insanlık gerçeği düşünülemez. AKP’nin temel uğraşı böylesi bir zihinsel fahişelikle onurdan yoksun kıldığı kalabalıkları kendine bağlamaktır. Onur duygusundan yoksun kılınmış insan toplulukları bir sürüden çok daha kolay yönetilen bir çirkinliğe mahkum edilmiş demektir.
AKP yanına aldığı ‘Gavur İmam’ Cemaati ile birlikte oluşturduğu muazzam medya ağını bir entegre yalan üretme tesisi gibi çalıştırmakta, Machiavelli’yi kıskandıran bir Makyavelist anlayışla kendi iktidarını koruyup kurumlaştırmak için her tür çirkinliğe başvurmayı mubah saymaktadır. Öcalan ile gizli görüşmelerin sürdüğü, PKK’nin silahsızlandırılması konusunda kapsamlı hazırlıkların yapıldığı, Kürt tarafının bir kez daha tek taraflı ateşkes ilan edeceği bu çirkin ve çirkef yalanlardan sadece birkaçıdır. Bu yalanlara inanmak, beynini ve zihnini AKP faşizminin tecavüzüne açık tutmaktır. Bütün bunlar yeşil Türkçü faşizme karşı mücadelede kararsızlık yaratmak içindir. Gerekli olan bu yalanlara itibar etmemek ve doğrulukta ısrarlı davranmaktır.
Mumu geride bırakıp ‘ampul devri’ne geçen bir ülkede yaşıyoruz. Yalancının mumu yerini AKP’nin ampulüne terk etmiştir. ‘Yalancının ampulü’ neredeyse on yıldır kesintisiz yanıyor. Aslında bu ampulü kırmak yanan mumu söndürmekten çok daha kolaydır. Bunun yolu da hakikatten şaşmamak, yaşamak için yaşamak yerine doğru yaşamda ısrar etmek, toplumsal direnişi bir yaşam tarzı haline getirmektir. Yoksa yalancının ampulü bir on yıl daha yanmaya devam edecektir.