AKP-MHP faşizminin Kürdistan’da belediyeleri gasp etmesi “darbe” olarak tanımlandı. Evet darbeyi de çok çok aşan bir durum var. Açıktan Kürt halkına karşı tazelenmiş yeni bir savaş ilanıdır. Soykırımcı-sömürgeci AKP-MHP faşizmi bilmelidir ki, önemli olan farkındalık durumudur. Kürt halkı kendisine karşı yürütülen savaşın ölçüsüz, ilkesiz, ahlaksız, kuralsız olduğunun farkındalığını derinden anlayan bir halk gerçekliğine ulaşmıştır. Kaybolan dağların anahtarı kırk beş yıl önce başlayan Özgürlük Mücadelesiyle bulunduğunu kanıtlamış bir halktır. Özgürlük için her şeyini feda etmekten geri durmamıştır. Özcesi Kürt halkı Özgürlük Mücadelesinde şehadete ulaşan kendi evlatlarının mezarlarına tahammül edemeyen bir düşmanla karşı karşıla olduğunun bilinciyle direnmektedir. Kürdün ölüsüne bile tahammül edemeyen bir düşmanlık dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir.
AKP-MHP faşizmi gece-gündüz boyun eğen Kürde özlem duymaktadır. Kendisine köle olan, her şeye evet diyen, devletin en küçük en alttaki memuru karşısında kılıktan kılığa giren, bir söz söylerken bile dünyada eşi benzeri olmayan kurkular yaşayan bir Kürt insan tiplemesine özlem duyulmaktadır. İşte buradan dobra dobra söyleyebiliriz: Her şeyi tekleştiren, tek bayrak, tek dil, tek vatan tek tek… diye papağan gibi tekleri tekrarlayan faşist Tayyip Erdoğan öyle bir Kürt tiplemesini rüyasında bile göremeyecektir.
Kürt halkı açısından boyun eğme ölmüştür, başkaldırı başlamıştır. Direnç kırılması yaşayan bir toplum gerçekliği söz konusu değildir, özgür geleceği yaratmak için her türlü bedeli göze alan bir tanrısallık durumu var.
Kürt halkı ve Kürdistan Özgürlük Mücadelesine gönül veren halklar bilinçli, iradeli, istekli, tarihin en zor koşullarıyla boğuşarak böyle bir örgütlenme, mücadele ve yaşam tarzını yarattılar. Kürdistan’da gerilla mücadelesini en zor koşullarda bile var etmeye çalıştılar. Böyle büyük bir çaba, büyük bir tutku, büyük bir gerçekleşme var olduğu için her türlü bedel göze alınabiliyor. Direnerek var olabileceğinin bilinci yol gösteriliyor. Direnmeyi tarih emrediyor. Bu da çok daha keskin bir mücadele ve sorumluluk gerektiriyor. Bu sorumluluğun gereği yerine getirilmiş, getirilmeye devam ediliyor.
Burada söz konusu olan övünteler dizmek değildir. Gerçekler gün gibi ortadadır. Herkesin anlayabileceği düzeyde ve berraklıktadır.
Ancak devrimci sorumluluk gereği elbette faşizme karşı sessiz kalan, tarafsız kalan, ortada kalan, faşizme karşı açıktan tavır alamayan kesimlere birkaç sözümüz olacaktır:
Düşüncelerimiz, tepkilerimiz günlük olarak içinde yaşadığımız mekan ile mi sınırlıdır? Kendimizi yaşadığımız mahallenin, yaşadığımız semtin, yaşadığımız şehrin dışında yaşananlar içerisinde görüyor muyuz? Görmüyor isek bunun maddi karşılığı var mıdır? Yoksa kendimize bir hayal dünyası yaratarak mı bölgemizde, ülkemizde ve dünya da yaşananlar içerisinde görüyoruz? Hayalimizde dünya özgür ve güzel olsun mu diyoruz? Maddi dünyadan, fiiliyattan koparak sadece hayal dünyasında kurgu yaparak dünyanın, insanlığın özgür ve yaşanılır bir yer olacağını mı düşünüyoruz. Eğer öyleyse gerçeklerden kopmuş hayalci, ezberci bir varlık haline gelinmiş olunmuyor mu? Böyle bir düşünce sistematiğine sahip olmak bize yarar getirir mi? Sadece evet “bende böyle olmasını istiyor ve düşünüyorum” demekle olunması istenilen şey gerçekleşebilir mi? Düşünce gücü, manevi güç yaşamdan kopuk ele alınamaz, dahası yaşamın somutluğundan hiçbir zaman kopmamak gerekiyor. Hayaller ancak somutun aydınlatılmasına hizmet ettiği müddetçe önemli bulunabilir. İşte bu noktada ondan koparsa bir anlam ifade etmez.
Yaşam somutluğundan kapmak insanı pasifizme, tepkisizliğe götürür, özgürlüğünü kısıtlayan her bir girişime evet demeye götürür. Hatta özgürlüğü kısıtlayan sistemin işçisi, hamalı, memuru haline gelir. Öyle olunmak istenmiyorsa ya da öyle bir durumdaysak yaşam somutluğuna dönmek, sorumluluk üslenmek her bir bireyin görevi olmaktadır. Hiç kimse özellikle böyle bir süreçte “faşizme karşı direnişte ben küçük bir damlayım, sokağa çıksam ne olabilir ki, bir tepki eylemine katılsam neyi değiştirebilirim ki” dememelidir. Duyarlılık ve farkındalık yolunda yürüyen her bir insan bir damladır, yüzbinlerce damlanın bir araya gelmesi tarihin seyrini değiştirecek kudrete sahiptir.