Yapacağımız tek şey, kurdu önlemektir

Dosya Haberleri —

ONDERLIK ABDULLAH OCALAN

ONDERLIK ABDULLAH OCALAN

  • Kendi halkını kriz masalarıyla yönetiyor; bizi de günlük olarak imha, operasyon masalarıyla yok etmeye çalışıyor. İşte özel savaşın yönetim biçimi! Günlük olarak Türkiye halkı nefes bile alamaz durumdadır. Politikacıların hepsinin yalancı olduğunu halk da biliyor ama bir şey yapamıyor çünkü kriz durumu var.

ABDULLAH ÖCALAN

 

Sömürgeci güçlerin Kürt halkına yönelik imha saldırıları devam ediyor. Kürt halkı, Güney Kürdistan’ın Avaşîn, Zap ve Metîna alanlarına yönelik işgal saldırıları ile, bir kez daha teslim alınmak ve yok edilmek isteniyor.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 1995 yılında yayımlanan “Sömürgeci Cumhuriyet Kirli ve Suçludur” kitabında ifade ettiği görüşler, bugünü anlamakta da yardımcı oluyor. Öcalan, Türk sömürgeciliğinin Kürtlere yönelik saldırganlığının tarihi ve güncel köklerini kazıyor ve direnmenin yolunu da bu tahlilden hareketle ortaya koyuyor.

Kürt Halk Önderi’nin kitabındaki bir bölümü, bugünün gelişmelerine dair perspektif vermesi umudu ile, okurlarımızla paylaşıyoruz:

 

Fiziksel katliamdan kötüsü

Birçok yazar, çizer, “Hitler’in katliamları, filanın katliamları” der durur ama Türk tarzındaki katliamın ne boyutta olduğunu hiç araştırmaz. En önemlisi de Kürt katliamında boyutlar, henüz Kürtler tarafından bile hakkıyla anlaşılmış olmaktan uzaktır. İnsanlar bir katliam yaşıyor ama nasıl katledildiklerini bilmiyorlar. Katliam, burada yalnız fiziksel anlamda değildir. Fiziksel katliam, aslında kültürel, sosyal, siyasal katliamlara nazaran daha hafiftir. Çünkü fiziksel katliamda vurulan vurulur, kalan ise kaçar. Örneğin Yahudiler katliamdan kaçtılar; bugün dünyanın en gelişkin ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal topluluğudurlar ve dünyaya hükmediyorlar. Ermenilerin de bir kısmı katledildi, gerisi dünyaya savruldu; onlar da bugün ekonomik, siyasal, ulusa l olarak güçlü topluluklar halinde yaşıyorlar. Yine Rumlar da katledildiler ve geri kalanları dünyanın dört bir tarafına savrulmak zorunda kaldı ama onlar da Amerika’da, yine güçlü ulusal topluluklar olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Görüyoruz ki fiziksel katliam ardından kalanlar, kendilerini hiç olmazsa insana daha yakışır bir düzey içinde tutabiliyor.

Ancak Kürt katliamında bundan daha aşağı, daha tehlikeli bir durum söz konusudur: Kürtler hem fiziksel katliamı yaşıyor hem de katliamdan geri kalanlar sosyal, siyasal, kültürel, dilsel bir katliamı daha yaşıyorlar. Dikkat edilirse bu, daha ağır ve daha tehlikeli bir durum olduğu kadar aynı zamanda bir insan topluluğunun üzerinde geliştirilebilecek en hayvanlaştırma rejimidir de.

 

  • Peki bunu nereye kadar götürür? Her şeyi bitirme düzeyine. Çünkü kurt kanunu vardır. Kurt kanunu, avını bitirinceye kadar sürekli saldırmaktır. Bu durumda yapacağımız tek şey, kurdu önlemektir. Bunun dışında ne sizin ne de halkın başka çaresi vardır.

Kırk haramilerden daha tehlikeli

Türk toplumu, halkı üzerinde anti-demokratizm ve Kürt halkı üzerinde ise soykırımın son haddine kadar sürdürülmesi, bu son faşist dalganın esas amacıydı. Hala bu amacın tam sonuca ulaştırılması için amansızca, görülmemiş bir biçimde vahşet sürdürülmek istendiğini biliyoruz. Bunun topyekûn bir özel savaş anlamına geldiğini kendileri biliyorlar ve adlandırdılar da.

Topyekûn özel savaş demek, hiçbir savaş kuralına kendini bağlı hissetmemektedir. Yalnız fiziki soykırım ile, hatta kültürel, sosyal ve siyasal baskılarla da sınırlı değildir. Mesela köylerin boşaltılması gibi coğrafi bir soykırımı da yapıyorlar. Uygarlık alanları tahrip ediliyor. Yine ne kadar tarihi kalıntı varsa, onların da tasfiyesi gerçekleştiriliyor. Bunun yanında yeni teknikler devreye sokularak asimilasyon görülmemiş boyutlarda sürdürülüyor. İşte özel savaş, bu ve benzeri her türlü uygulama demektir. Özel savaşın kendini yaygınlaştırmada kullandığı teknik, ona büyük bir avantaj sağlıyor. Özellikle medya, basın-yayın imkanları, eğitim gibi muazzam araçlarla asimilasyon ve boyun eğd irme geliştiriliyor. Türk eğitim sistemi, kendi halkı içinde de günlük olarak faşizme uygun insanı yetiştiriyor.

Zaten ekonomi diye bir şey yok, tam bir talancılık sürüyor. Bu, kırk haramilerden daha tehlikeli bir ekonomik talan anlamına geliyor. Şu anda yolsuzluklarla dile getirilen talanlar, Ortaçağ’ın hiçbir döneminde eşkıyalar, kırk haramiler tarafından gerçekleştirilememiştir. İşte böyle bir soygun rejimi de söz konusudur. Baskı, işkence düzeyi tamamen sistemlidir. Bu bütün halka ve emekçilere uygulanmaktadır.

 

Bütün burjuvalar neden köpek seviyor?

İnsan olarak belki yaşıyoruz ama herkes şimdi hayvanları daha çok seviyormuş. Başsavcının bile bir köpeği varmış ve yüz insandan daha değerliymiş! Şimdi başsavcının değer yargısı böyle olursa, Türkiye Cumhuriyeti’nin değer yargısı nasıl olur, siz düşünün. Nitekim şimdi bütün burjuvalar hayvanları insandan daha çok seviyorlar. Bunun anlamı şudur: İnsanlar hayvanlardan daha kötü duruma getirilmiştir. Onun için de insanlar sevilmiyor. Sevilmedikleri için hep “faili meçhul” cinayetler işleniyor. Çünkü sevilme durumu ortadan kalktıktan sonra yaşanacak olan hayvanlaşmadır, hayvanlaşmanın da en kötüsüdür. İşte özel savaş budur.

Günümüzde iş teknikle birleştiğinde ve bir de burjuvazinin kendini üretememe durumu ortaya çıktığında, o zaman varlığını neyle sürdürür? Hayvanlaştırmayı derinleştirmekle, kendi halkını maymunlaştırmakla, karşısındaki halk topluluklarını ise hem fiziksel hem de her düzeydeki imhayla kendi varlığını sürdürmeye çalışacaktır.

 

  • Kaçan kaçana, göç eden edene. Köylerden kentlere, kentlerden metropollere, metropollerden Avrupa’ya ve bu böyle bir türlü bitmiyor. Topyekûn savaşla bitirme rejimi: Bu yaşanıyor. Aslında hepinizin yaşadığı durum bu ve kaçıyorsunuz ama başınızı nereye sokacaksınız, belli değil.

 

Aslında bundan kaçıyorsunuz

Zaten Kürdistan’da tümüyle faal bir özel savaş bölümü vardır. Kendi halkını kriz masalarıyla yönetiyor; bizi de günlük olarak imha, operasyon masalarıyla yok etmeye çalışıyor. İşte özel savaşın yönetim biçimi! Günlük olarak Türkiye halkı nefes bile alamaz durumdadır. Partiler düpedüz yalan söylüyor, yalan üretiyorlar. Politikacıların hepsinin yalancı olduğunu halk da biliyor ama bir şey yapamıyor çünkü kriz durumu var.

Acaba Kürt halkının durumu nasıldır? Zaten halka fiziki, coğrafi katliamlardan tutalım toplumsal örgütlenişe kadar ne varsa, hepsi son sınırlarına kadar dayatılmıştır. Kimsenin ailesini atacak bir yeri yok. Bırakalım normal ekonomik, sosyal, siyasal gelişme yolunu, fiziki olarak kendini yaşatma imkanı bile bulunamıyor. Bu durumda kaçan kaçana, göç eden edene. Köylerden kentlere, kentlerden metropollere, metropollerden Avrupa’ya ve bu böyle bir türlü bitmiyor. Topyekûn savaşla bitirme rejimi: Bu yaşanıyor. Aslında hepinizin yaşadığı durum bu ve kaçıyorsunuz ama başınızı nereye sokacaksınız, belli değil.

 

‘Mozaik’ onlar için semirilmiş kuzu gibi

Kürdistan’da bu durumu yaşıyoruz. İşte o intikam birlikleri veya saldırı birlikleri, özel timler, kendilerine göre resimlerini de üzerlerine, sırtlarına, her taraflarına yapmışlar. Zaten isimleri ‘bozkurt’tur. Her gün de vuruyorlar. Bunu bizim tahlil etmemize de gerek yok, kendileri apaçık yapıyorlar. Bu, yalnız PKK’liye de değil, bütün halka yapılıyor. Bakıyorlar kendilerine göre değil, fukara köylüleri hemen vuruyorlar. Eskiden esir alırlardı, şimdi o da yok. Çünkü işsiz çok, alıp ne yapacaklar? Bu nedenle esir aldıklarında öldürüyorlar. Hayvanlar bile böyle vurulmaz.

Özel savaş artık en barbarlığa, hayvanlığa varmış aşamasını yaşıyor. Şimdi bu noktada normal bir baskı ve sömürü durumunun değerlendirmesini yapmak saçmadır. Zaten ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin sömürülmesi diye bir sorun yok; hatta “emeğin sömürüsü var” demeye de fazla gerek yok. Çünkü emek, sömürüye bile yatırılmadığı gibi sömürüye yatırılma büyük bir nimet görülüyor ve bu da yoktur.

Adını ne koyarsanız koyun, böyle bir rejim Kürdistan’da yürürlüktedir. Kimlik açısından artık sürü olmaktan bile çıkarılan, belki de imhanın son sürecini yaşayan bir halkın durumu söz konusudur. Her ne kadar günümüzde kültür zenginliğini, farklı etnik topluluklar zenginliğini ifade ediyorlarsa da bu, kaplanın, kurdun sözüne benzer tarzdadır. Yani, “Sen iyi bir kuzusun, senin tüyün kırmızı, seni daha güzel yerim” tarzında bir yaklaşımdır. İşte, “Türkiye mozaiktir, kültür zenginliği vardır” demek, tepedeki faşist-milliyetçi için güzelce semirtilmiş kuzuların yenilmesine benzer. İşte kültür zenginliği, kültüre bakışları budur. Zaten uygulanan da bundan başka bir şey değildir. Kürdis tan’da bazı zenginliklerin olduğunu fark etmişler ve “Acaba onları da nasıl gasp ederiz, mal ederiz” diye düşünüyorlar. İşte son sömürüyü de bu noktada geliştiriyorlar.

 

Ne yer ne gök kabul eder

Görülüyor ki eğer tedbir alınmazsa yaşanacak olan, sadece tarihte bir katliamla ortadan kaldırılma veya tarihte benzeri olan bir biçimde baskı altına alınma da değil, eşi görülmemiş bir ortadan kaldırılış biçimidir. Zaten halkın büyük şaşkınlığı bu nedenledir. Halk, “Her gün bu başımıza gelen nedir? Bunu ne yer kabul eder ne gök; ne Allah kabul eder ne de başkası; hiç kimse bunu kabul etmez” diyor. Belirtiyoruz ya, vahşi kurt bir defa işin içine girmiştir. Her gün bunu gözlerinizle görüyor ve yaşıyorsunuz. Peki bunu nereye kadar götürür? Her şeyi bitirme düzeyine. Çünkü kurt kanunu vardır. Kurt kanunu, avını bitirinceye kadar sürekli saldırmaktır. Bu durumda yapacağımız tek şey, kurdu önleme ktir. Bunun dışında ne sizin, ne de halkın başka çaresi vardır.

Aslında bunun boyutları daha da açılabilir ama bu kadar yeterlidir. Sadece görünüşte insana benziyoruz ama tarih boyunca geliştirilen bütün insani özelliklerin hepsi bizden alınmıştır. Geriye iskelet de diyemeyeceğimiz insan kadavrası kalmıştır. Belki bundan daha beter insanlar, gölge insanlar, sahte insanlar, sahte kişilikler kalmıştır.

Hiçbir ülke, Afrika kıtasındaki ilkel topluluklar dahil, kendi toprağı üzerinde, kendi dili, kültürü karşısında Kürt halkının durumunu yaşamıyor. Tarihte de hiçbir katliam, Kürtlerde vardırılan sınıra vardırılmamıştır.

Peki neden Kürt’e karşı böyledir? Bu özel savaşın iç, dış dengesiyle, bizzat kendi uygulama gücüyle bağlantılıdır. Bu işin içinde kapitalist-emperyalist sistem vardır. İşte Amerika, Sovyetler’i ortadan kaldırmak; İsrail ise Amerikan desteğiyle Ortadoğu’da Arap direnişini ortadan kaldırmak istiyordu. Bu noktada hem sosyalizmi hem de Ortadoğu direnişlerini kırmak için kendini çok iyi ayarlamış bir Türk faşist rejimine ihtiyaç vardı. Dolayısıyla 1950’lerden itibaren NATO, Amerika, Avrupa, İsrail tarafından himaye altına alınan bir Türk faşist rejiminin gelişmesi gerçekleşmiştir. Bu çok büyük bir destek durumudur.

Kapitalist-milliyetçilik ideolojisi, Türk egemenlerin elinde uluslaşmada ikinci önemli ideolojik araçtır. Eskiden İslamiyet’le halkları katledip tasfiyeye uğratırken bu kez de bunu milliyetçilikle yapıyor. Anadolu’da bunlardan kalanları sistemlice temizliyor. Bunun daha kapsamlısını da Kürtlere uygulamıştır. Özellikle cumhuriyet tarihinde kapitalist Türk milliyetçiliği, bunu tamamlamaya çalışıyor. Türk hakimiyetini kapitalist zihniyet aracılığıyla tamamlamak istiyor ve ikisini birleştirerek saldırıya geçmeye çalışıyor.

 

  • Türk toplumu, halkı üzerinde antidemokratizm ve Kürt halkı üzerinde ise soykırımın son haddine kadar sürdürülmesi, bu son faşist dalganın esas amacıydı. Hala bu amacın tam sonuca ulaştırılması için amansızca, görülmemiş bir biçimde vahşet sürdürülmek istendiğini biliyoruz.

 

Yeni insanı yaratma ocağı

Benim tarzım, Kürt halkının yeniden yaratılış tarzı olduğu kadar demokrasinin de yeniden yaratılış tarzıdır. Eğer başarılırsa bu böyle devam edip gidecektir. Bu öyle basit bir yaratılış değildir. Yeni insanın yaratılışıdır. Bu da sosyal, siyasal ve ulusal bir olaydır. Görünüşte bir kişide gelişiyor ama özünde bütünüyle bir insanlıkta, halkta gelişme oluyor. Bugün Kürt halkında, yarın Türk halkında yaygın olarak gelişir. Bu giderek başka halklarda da gelişecek. Demek ki gerçekleri doğru izah etmeyi bilmek gerekmektedir.

Hiç kimse bu bağlamda PKK’yi yanlış kavramamalıdır. PKK’nin halka yayılış tarzı, halkın yeniden yaratılış tarzıdır. Ben kendimi yeniden yarattım, halklaştırdım, yeniden bir halk oldum. Elbette bunu parti aygıtına dayanarak yaptım. Parti olmasaydı veya parti bildiğimiz klasik partiler gibi olsaydı böyle bir gelişme yaşanmazdı. Bizim partileşmemizin başka partilere benzememesi bu nedenledir. Dolayısıyla partimizi, ister komünist partiler gibi, ister burjuva partiler gibi bürokratik bir aygıta dönüştürmeye gerek yoktur. Ne buna gücümüz yeter, ne de bunda çıkarınız vardır.

PKK, yeni insanı yaratma ocağıdır. Yeni insanı da bütün alt ve üstyapısıyla yarattığı; kendi içinde demokratik, örgütlü ve iktidar olmayı bildiği, bununla birlikte adım adım halkı da yeni bir halk olarak yarattığı, bunu da halk iktidarı ve halkın yeni demokrasisi biçiminde geliştirdiği açıktır. Dolayısıyla kişide gerçekleşen halk, halkta gerçekleşen kişidir.

Kurtuluşçu yaşamın, yeni insan yaşamının bütün özelliklerini edinmeye çalışacaksınız. Biliyorsunuz, yeni insan direnen insandır; direnen insan örgütlü insandır; örgütlü insan savaşan insandır ve bu da halk savaşını geliştirendir. Tabii bunun için gerekli olan eğitimdir, günlük tecrübedir ve savaşımın kendisidir. Zaten onlarsız da insan olunamaz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.