ABD yetkilileri geçtiğimiz günlerde TC devletinin DAİŞ’i sınır üstünden desteklediğini ve bundan vaz geçmeleri gerektiğini belirtti. Başta Cumhurbaşkanları olmak üzere Almanya Devletinin yetkileri de TC devletinin geliştirdiği politikalara karşı koymanın ve karşısında ses çıkarmanın insanın kendine duyduğu saygının bir gereği olduğu yönünde görüşler dile getirdiler. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’da “Erdoğan’ın Kuzey Kıbrıs sakinlerine ve Kürtlere ne söyleyeceğini görmek ilginç olurdu. Erdoğan İsrail’e öğüt verecek en son kişidir. Camdan bir sarayda yaşayanların, başkalarına taş atmamaları gerekir“ diyerek bir açıklama da bulunmuştur.
Nerdeyse hemen hemen her gün TC devleti ile ilgili bu tür açıklamalar basın-yayın organlarında yer almaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, bundan sonra da bu tür açıklamalar yer almaya devam edecektir. Ancak TC devletinin bu tür açıklamalar karşısında vermiş olduğu yanıtlarda çok daha ilginç bir hal almaktadır. TC devleti, neredeyse yapılan açıklamaların tamamını ret etmekte ve bunların hiçbirinin doğru olmadığını savunmaktadır. Hatta bununla da yetinmemekte, bu tür açıklamalarda bulunan devletlerin kendilerinden özür dilemelerini bile isteyebilmektedir. Kimi zaman da bu tür açıklamaları, ırkçı- faşist kesimlerin harekete geçirilmesi için bir bahane olarak kullanabilmektedir.
Uluslararası ilişkiler kapsamında TC devleti ve uluslararası güçler arasında yaşanan bu sorunlar bir analiz konusu haline getirilerek ele alınabilir. Ayrıca bundan siyasal olarak ta bazı sonuçlar çıkarılabilir. Fakat burada en dikkat çekici olan, bu devletler tarafından karşılıklı yapılan bu açıklamalara rağmen, aralarında var olan ilişkilerin düzeyidir. Öyle ki bahsi geçen bu devletlerin karşılıklı yapmış oldukları açıklamalara rağmen, aralarındaki ilişkilerde her hangi bir değişiklik olmamaktadır. Örneğin ABD, TC devleti ile DAİŞ arasındaki ilişkiden rahatsız olduğunu belirtmesine rağmen, TC devletinin Rojava Kürdistan’daki askeri varlığı ve QSD güçlerine karşı saldırıları ile DAİŞ’i rahatlatmak istemesi karşısında her hangi bir tutum takınmamaktadır. Hatta görmezden gelen yaklaşımları ile onu cesaretlendirmekten de geri kalmamaktadır. Almanya’nın durumu da ABD’den farklı değildir. Bir yanda “insanın kendine duyduğu saygının gereği” derken diğer yandan da TC devletini askeri, siyasi ve mali olarak desteklemekten de geri kalmamaktadır. Özellikle de Kürtler karşısında bunu çok açık bir şekilde yapmaktadır. DAİŞ’e karşı mücadelede tüm dünya insanlığının saygısını kazanmış olan YPG-YPJ’nin sembollerini yasaklaması yine sömürgeci, soykırımcı TC devletine karşı tek mücadele eden Kürt Özgürlük ve Demokrasi Güçlerini hala “terörist” olarak görüyor olması da bunu göstermektedir. İsrail devletinin TC devleti ile ilişkisi ise bu anlamda daha fazla dikkatleri çekmektedir.
TC devleti yetkilileri her zaman İsrail devletine karşı, özellikle de AKP iktidarları döneminde sürekli saldırgan bir dil kullanmış ve ona karşı farklı güçleri açıkça desteklemekten de geri kalmamıştır. Buna rağmen de en fazla desteği ondan almaktan geri kalmamıştır. Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Hareketine karşı askeri, istihbaratı, gizli ve karanlık ilişkilerin kullanılmasında hep böyle olmuştur. Netanyahu’nun sözlerine rağmen böyle bir gerçek söz konusudur.
Tüm bunlarda acaba bu devletlerin karşılıklı olarak yapmış oldukları açıklamaların doğruluğunu ve inandırıcılığını tartışmalı bir hale getirebilmektedir. Eğer TC devletinin ve yetkililerinin yapmış oldukları açıklamaları, içerisinde oldukları ilişkileri ve çeşitli girişimlerini tehlikeli buluyorlarsa, o zaman daha farklı bir sonucun ortaya çıkması gerekirdi. Vermiş oldukları destekleri keserlerdi, ona karşı açık bir tutum takınırlardı yine Kürtler karşısında içerisinde oldukları pozisyonlarını gözden geçirirlerdi, değiştirirlerdi. Bunların hiçbiri olmadığına göre, yapılan onca ağır ve gündem oluşturan açıklamaların, sarf edilen sözlerde doğal olarak tartışmalı bir hale gelir ve hiçbir inandırıcılığı kalmaz. Ya da birbirlerine karşılıklı verilen mesajlar olarak bir anlam kazanırlar ve öyle de değerlendirilirler. Mevcut durumda da TC devletinin izlemiş olduğu politikalara karşıymış gibi yapılan açıklamaların genel kamuoyunda yaratmış olduğu algı da bu gerçekliğin ötesine geçmemektedir.
Onun içindir ki, TC devleti ile ilgili bu tür açıklamalarda bulunan devletlerin öncelikle söylediklerini inandırıcı hale getirmeleri gerekmektedir. Bunun yolu da, söyledikleri sözlerin, yapmış oldukları açıklamaların gereklerini yerine getirmeleridir. Eğer bu gerçekleşmezse sözlerinin bir anlamı da olmaz ve bundan da öte bir anlam ifade etmez.