BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, uygulanmakta olan düşman ceza hukuku yaklaşımının adalet duygusunu da öldürdüğünü belirterek, genel af ile ilgili tartışmalar konusunda “Söz konusu olan bir genel af olmalıdır ama bu içerde hukuksuz yere yatanların af edilmesi değil, devletin kendi hukuksuzlukları konusunda bir af dilemesi olmalıdır” diye vurguladı.  Başbakanın affı telaffuz edip ‘Allah ömür verirse’ şartına bağlamasının bu işi Azrail’e ipotek anlamına geldiğini kaydeden Baluken, “Toplumsal barışımızın en önemli adımı sayılabilecek bu yaklaşımın hayata geçirilmesi zorunludur” dedi. Başbakan’ın ziyaret ettiği Amed’de halkın rotayı teyit ettiğini belirten Baluken, şöyle ifade etti: “Bu ziyaretten sonra barışın yolunun Rojava’dan, çözümün yolunun İmralı’dan geçtiğini ifade ediyorlar. Bu ifade başlı başına bir cevap olmakta ve yapılması gerekenleri ortaya koymaktadır.”

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile toplantılar yapan BDP heyetinde yer alan BDP Grup Başkanvekili ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken, görüşmeler, Başbakan’ın Amed ziyareti ve beklentiler, Rojava’ya karşı mutabakat iddialarıyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Sayın Öcalan ile geçtiğimiz hafta görüştünüz. Ardından hükümet, sonrasında da KCK yetkilileriyle görüşmeler oldu. Tüm bu görüşmelerde kilit nokta neydi, nasıl bir sonuçla Kandil’den döndünüz?

Heyet olarak yaptığımız tüm görüşmelerde, önümüzdeki temel sorunun Türkiye’de Kürt meselesinin çözümüne yönelik yasal bir zeminin oluşturulmaması ve Rojava ile ilgili Türkiye’nin halkın iradesini esas alan çözüme yönelik müdahale politikaları olduğunu ifade edebiliriz. Bu iki noktada, hükümet ve devlet tarafından atılacak adımlar ya da ortaya konacak politika değişiklikleri tarihi bir takım gelişmelerin önünü açabilir. Çünkü bu süreç Sayın Öcalan tarafından başlatıldığında Newroz deklarasyonunda da ifade edildiği gibi tarihi bir Türk-Kürt ittifakını, Ortadoğu halklarının barış içerisindeki geleceğini esas alıyor. Dolayısıyla bu deklarasyonun ruhuna uygun olarak söz konusu noktalarda yaşanan sorunların çözülmesi gerekliliği açıktır.

İmralı’da devam eden diyaloğun müzakereye dönüşmemesinden kaynaklı yaşanan tıkanma devam ediyor mu yoksa olumlu yönde bir gelişme söz konusu mu? Basında Öcalan’ın dile getirdiği taleplere ilişkin hükümetin adım atacağı yönünde çıkan haberler var. Hükümet size bir tahhütte bulundu mu?
İmralı’da devam eden sürecin hala anlamlı bir müzakere aşamasına geçmediği sorunun kendisini bilen ve süreci takip eden herkes tarafından bilinmektedir. Her şeyden önce ortada müzakere süreci olacaksa, müzakereyi yapan tarafların müzakere koşullarını yürütebilecek bir aşamaya gelmesi gerekiyor. Bu yönüyle Sayın Öcalan’ın içerisinde bulunduğu koşullar kendisinin süreçle ilgili baş müzakereci konumu da dikkate alınırsa bir an önce uygun hale getirilmelidir. Dış dünya ile bağlantısı sağlanmalı, üzerindeki sınırlandırmalar kaldırılmalıdır. Sayın Öcalan’ın Siyasi partiler, Sivil Toplum Kuruluşları, Akil İnsanlar, gazeteciler, toplumun diğer kesimleri ile toplantılar yapıp tartışma yürütebileceği doğrudan temas koşulları sağlanmalıdır. Bugüne kadar gerek hükümet ile yaptığımız görüşmelerde gerekse de kamuoyuna yansıyan bazı tartışmalarda konu ile ilgili yapılması gereken bilinmesine rağmen hala somut adımlar atılmış değildir. Bu konuda hükümetin beklenti yaratarak konuyu tartışmaya açma tavrı da doğru değildir. Pratik adım olarak Sayın Öcalan’ın avukatları ve kamuoyunu bilgilendirecek kesimler üzerinden bu sınırlandırmalar kaldırılarak ivedilikle adım atılabilirdi.

İmralı’ya gitmek için yeni başvuru yapıldı mı? Olası bir görüşme tarihi var mı?
İmralı Adası’na gitmek için heyetimiz başvurusunu gerçekleştirdi. Normalde görüşmeler için öngörülen takvim, heyetimizin iki haftada bir İmralı Adası’na gitmesidir. Bu dikkate alındığında önümüzdeki bir haftalık süre içinde yeni bir ziyaretin gerçekleşmesini bekliyoruz.

Süreci izleyecek bir heyetin oluşumu için girişimleriniz var mı?

Bu sürecin sağlıklı yürüyebilmesi için tarafsız üçüncü bir heyetin süreci tüm yönleriyle izlemesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda hem Sayın Öcalan’ın hem de KCK yetkililerinin aynı düşünceye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Hükümet yetkilileri ile yaptığımız görüşmelerde bazı önerilerimiz oldu. Ancak bugüne kadar somut olarak bu önerilerimizi hayata geçirecek bir cevap alamadık. Böylesi bir tarafsız üçüncü heyetin hükümet, devlet ve Sayın Öcalan’ın önerileri doğrultusunda bir an önce şekillenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Erdoğan Amed’de “Kürdistan” dedi, Baydemir’i ziyaret etti, çözüm sürecinin devam edeceğini belirtti, “cezaevleri boşalacak, dağdakiler inecek” dedi ama “bölgede tek parti anlayışına müsaade etmeyiz”i ekledi. Kurmayları ve sora kendisi genel af meselesinde farklı şeyler söyledi. Bütün bunları nasıl yorumlamalıyız, ikinci aşama için beklenen yasal adımlar için ışık var mı?

Bu ülkenin son otuz-kırk yılında olup biten şey sadece can kaybından ibaret değildir. Uygulanmakta olan düşman ceza hukuku yaklaşımı adalet duygusunu da öldürmüştür. Söz konusu olan bir genel af olmalıdır ama bu içerde hukuksuz yere yatanların af edilmesi değil, devletin kendi hukuksuzlukları konusunda bir af dilemesi olmalıdır. Başbakanın affı telaffuz edip ‘Allah ömür verirse’ şartına bağlaması bu işi Azrail’e ipotek etmektir. Dünyanın her yerinde ve her zaman diliminde hayır işin uzatılması ile bu hayır iş şerre dönüşmüştür. Bu itibarla toplumsal barışımızın en önemli adımı sayılabilecek bu yaklaşımın hayata geçirilmesi zorunludur. Aynı şekilde bu zorunluluk samimiyet açısından da önemli bir noktada durmaktadır.
Bu ülkenin toplumsal hafızası bölgede devleti, polisi, askeri ve diğer bütün kurumları ile yıllardan beri tek bir parti olarak çalışmışlardır. Önce devletin bu tek parti yaklaşımını gözden geçirmeleri gerekir. Başbakan eğer bizi kastediyorsa seçim ittifakımızdaki temsiliyet anlayışının çoğulcu yapısına bakmasını öneririz. Bizler, Sn. Altan Tan, Sn. Sırrı Süreyya Önder, Sn. Ertuğrul Kürkçü, Sn. Erol Dora ve rahmetli Şerafettin Elçi’yi aynı parti çatısı altında ve ortak bir demokrasi paydasında birleştirebilmiş bir siyasal geleneğiz. Bizim hali hazırdaki varlığımız bu ithamların canlı bir tekzibidir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, Kürdistan’ı telaffuz etmek için başbakan olmaya gerek yoktur. Bunun bir bedeli vardı, yıllarca bu halkın evlatları gözünü kırpmadan Kürdistan’ı telaffuz edip bedeli neyse ödedikleri için Başbakan Kürdistan’ı telaffuz etme zemini buldu. Başbakanın bu sözü söylemesi bu halkın ödediği bedellerin sonucudur. Eğer bu sözün bir ilk olma kıymeti varsa bunun tarihini 30 yıl öncesine götürmek gerekir.
Son olarak şununla bitirmek istiyorum. Başbakanın ziyaret ettiği Amed’de halkımız, bu ziyaretten sonra barışın yolunun Rojava’dan, çözümün yolunun İmralı’dan geçtiğini ifade ediyorlar. Bu ifade başlı başına bir cevap olmakta ve yapılması gerekenleri ortaya koymaktadır.

Sizce Barzani, söylediği gibi barış sürecine destek için mi Amed’e geldi, BDP’nin ziyaret tavrında gel-gitler yaşandığı doğru mu, neden? Ziyaretin arka planına ilişkin basına 4 madde yansıdı. Buna göre Barzani ve Erdoğan işbirliği, PYD ve Rojava karşıtlığına oturuyor. Her iki tarafın da Rojava’ya yaklaşımları biliniyor. Siz bu iddiayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizler Sn. Barzani’nin Diyarbakır ziyaretinin çözüm sürecine destek sağlamak amacıyla gerçekleşmiş olduğunu temenni ediyoruz. Ancak ziyaretten hemen önce Sn. Barzani’nin yaptığı açıklamalar ve ziyaret sonrasında ortaya çıkan 4 Maddelik anlaşma Rojava ile ilgili bazı kararlaşmaların olduğunu yansıtmaktadır. Belirtmek gerekir ki, tarih boyunca Kürtlerin ulusal birliğini sağlayamamış olmasının sebeplerinden biri yapay ayrılıkların egemenler tarafından kullanılmış olmasıdır. Ortadoğu’daki siyasi konjonktür de göstermektedir ki, gün Kürt ulusal birliğini sağlama günüdür. Zamanı ruhu ve gerekliliği uyarınca Sn. Barzani’nin de böyle duruş sergileyeceğini umut ediyoruz.


ARZU YILDIZ/HABER MERKEZİ