M. ZAHİT EKİNCİ   Karbeyaz saçı ve bıyığıyla sanki tarihin bilinmeyen bir kesitinden günümüze gelmiş gibi. Rıza Demir, 80 yaşında... Eşinin vefatından sonra evin bütün işlerini o üstlenmiş. “Kilor hariç bütün yemekler için kadınlara hodri meydan diyorum” diyebilecek kadar da şakacı. Bingöl’ün Karlıova İlçesi’ne bağlı Kale Köyü’nden. Atalarının, kan davası yüzünden yaklaşık 250 sene önce Dersim Ovacık’tan Karlova’ya göç etttiğini belirtiyor. 1968’den bu yana Almanya’nın Hamburg kentinde yaşıyor. Hoş sohbet ve sevecen bir insan olan Rıza Demir, bizi büyük bir içtenlikle konuk ediyor. Bu sıcaklığının etkisiyle ilk cümlelerimizin peşisıra yıllar önce tanışmış gibi “Rıza Amca” diye söze başlıyoruz. 1986 yılından itibaren bu evde yaşadığını, hiç ev değiştirmediğini söylüyor. Evinin tüm duvarlarını fotoğraflarla donatmış. Gözümüzün değdiği hemen her yerde fotoğraflar bizi anılara sürüklüyor. Rıza Demir’in hikayesi, Almanya’ya işçi olarak gelen diğer ‘gurbetçiler’ ile benzerlikler taşısa da, kişiliği, kendisine has özellikleriyle bu sıradanlığı aşan biri. Sorduğumuz ilk soruyla başlıyor anlatmaya. Öyle seri anlatıyor ki, araya girip diğer bir soruya geçmek epey zor! Birçok Kürt gibi doğduğu günü bilmiyor, 1937 baharında dünyaya geldiğini söylüyor. Köken olarak Dersim’den geldiklerini belirterek başlıyor geçmişi anlatmaya; “Aşiretimiz Demanan aşiretinin bir kolu olan Cinanlar olarak bilinir. Çıkan bir kavgada bizim aşiret karşı aşiretten birilerini öldürünce, kan davası nedeniyle bizimkilere sürgün yolu görünmüş. Kıği’den Karakoçan’a, oradan da Karlıova’nın Kale Köyü’ne göç etmişler. Bu köyde doğdum. Çocukluk ve gençlik yıllarım maraba ve çobanlıkla geçti. Akrabalarımın tümü yoksuldu, bu işlerle geçinmek zorundaydı. Ergenlik çağına gelince eşi bir kavgada öldürülmüş olan “Ahçık” ile evlendim. Daha doğrusu O’nu kaçırdım. Amcası belalı olduğu için başlık niyetine çifte sürdüğümüz manda, birkaç keçi ve koyun, elimizde ne varsa aldı bizden. O zaman elimde bunlar vardı ama eşim Ahçık için dünyayı da isteseler verirdim. 58 yıl aynı yastığa baş koyduk.”   Hayat her yerde zordu 1966 yılında yaşanan Varto depreminden çevredeki birçok yerleşim yeri etkilenir. Rıza Demir’in doğduğu Kale Köyü de en çok yıkımın yaşandığı yerler arasındadır. Yoksul olan halkın durumu, deprem ardından daha da kötüleşir. Bu zor durumu aşabilmek için, Rıza Demir arayışlarını sürdürür. O zorlu günleri şöyle aktarıyor: “Hemen herkes açlık ve yokluk içindeydi. Bizim de durumumuz oldukça kötüydü. Evin geçiminden sorumluydum, omuzlarıma binen yükün altında eziliyor, çıkar yol bulmaya çalışıyordum. Daha önce Elazığ İş ve İşçi Bulma Kurumu’na müracaat etmiştim. Almanya’ya işçi alımı için depremden etkilenenler için öncelik tanınmıştı. 1968’de önce İstanbul’a, ardından Almanya’ya geldik. Bu kadar kalabileceğimi tahmin etmemiştim. Birkaç yıl kalıp, bir motor parası biriktirdikten sonra döneceğimizi söylüyorduk. Karayağız bir gençtim, taşı sıksam suyunu çıkarırdım. İlk yıllar oldukça zor geçti. Almanya’daydık ama bizim için değişen bir şey yoktu. Çok kötü şartlarda kamplarda kalıyor, memleketteki gibi yine tarlalarda çalışıyorduk. Tarla işinden sonra 3 yıl metal fabrikası, 15 yıl da ekmek fabrikasında çalıştım. Benim birkaç senem bu yıl 50’yi buldu. Ağır iş koşulları sonraki yıllarda etkisini gösterdi ve çalışamaz duruma gelince emekliye ayrılmak zorunda kaldım.”   Alın terimizle kazandık  Rıza Demir, geçmişe oranla şimdiki nesli şanslı görüyor. Şimdiki gençlerin onlar kadar zorluk yaşamadığını, imkanların daha iyi olduğunu söylüyor. Günümüzde genç neslin ellerindeki fırsatları iyi değerlendirmediğini belirterek, kendi dönemleriyle kıyaslıyor: “Hamburg Alevi Merkezi’nin ilk kez biz kurduk. Türk devletinin uyguladığı baskılar, yasaklar yoktu. Alevi inancını, Kürt kültürünü yaşatmak istiyorduk. İlk başta sayımız 30’u geçmiyordu. Bu sayıya onları, binleri ekliyerek bugüne kadar sürdürmeye çalıştık. Burada yaşadığımız sürece yolumuzdan şaşmadık, taviz vermedik, ihanet etmedik. Hak için halka hizmet ettik. Ne kazandıysak son kuruşuna kadar alın terimizle ve emeğimizle kazandık. Elimden geldiğince herkese yardımcı olmaya çalıştım.” Yaşlılıkla birlikte hastalıklar daha sık ziyaret etse de, Rıza Demir, evdeki işlerin çoğunu halen kendisi yapıyor. Yarım asırdan fazla beraber yaşadığı eşi Ahçık’ı birkaç yıl önce kaybetmiş. Yokluğunda gurbeti ve yalnızlığı daha derinden hissettiğini belirterek, “Gurbet benim içimde. Ömür gurbeti de büyüttü” diyor. Eşi Ahçık’ın ardından zamanının çoğunu yılların anılarını biriktirdiği bu evde geçiriyor. Onca yıl Rıza Demir’in acısını azaltamamış, halen “Ahçık” der demez gözleri doluyor, sesi çatallaşıyor… Uzun bir sessizlikten sonra devam edip, “Ömrümün 80 senesini devirdim. 30 yıldır bu evdeyim. Çocuklarımı burada büyüttüm. Bu damın altında eşim Ahçık ve çocuklarımdan kalan binlerce hatıram var” diyor. Rıza Demir’in oğlu sanatçı Hazır Demir de babasını bu zor döneminde yalnız bırakmıyor. Babasının yaşam tarzını kendisine örnek aldığını belirten Hazır Demir, “Her anımızda, her zorlanmamızda yanımızda oldu. Çocukları olarak adaletli yaklaşımını hep örnek aldık. Annemin vefatından sonra zor bir dönem yaşamasına rağmen, güçlü durdu. O büyük fedakarlıklarla bizi bugünlere getirdi. Evlatları olarak artık hizmet sırası bizde.” Rıza Demir, ayrılınca olanca sıcaklığıyla kucaklayıp, öperek uğurluyor bizleri. Dışarda yağan karı adımlayarak oradan ayrılıyor, Rıza Demir’i anılarıyla baş başa bırakıyoruz.