İspanyol donanmasının bu amirali Peru kıyılarında İngiliz korsanlarını yendi.
Kudretli Cenova şehrini ele geçirdi.
Cezayir’in Oran şehrine boyun eğdirdi.
Ve Cartegena de İndias’da az gemi çok kurnazlıkla savaşarak İngiliz donanmasını bozguna uğrattı. Katıldığı 22 muharebede 1 top mermisi bacağını uçurdu.
Kopan bir kıymık bir gözünü çıkardı.
Ve bir misket tüfeği onu tek kollu bıraktı.
Ona “yarım adam” diyorlardı…
…
Nerde doğduğunun bir önemi yok.
Çünkü doğduğu yeri her an her dakika bağırıp söyleme gereği duyuyor arkadaş!
Türk siyaset gemisine belki 30 yıldır binmiş durumda.
İnmek yerine sürekli yükselme derdinde. Hep daha yükseğe, daha yükseğe…
Neron merdiven kurarak göğe yükselme planları yapmıştı.
Hatta o merdivenler ile tanrıya ok atıp öldürme derdine girmişti.
Bizimki de o yolda. Bir farkla! O aşağıdakileri öldürmeye niyetli.
Akla gelebilecek tüm siyasi kurnazlıklar, saçmalıklar denendi.
Gittiği her yurt dışındaki geziden bir yöntem ile geri geldi/geliyor.
Yargı, polis elinde. Elinde olması yetmiyor ayrıca onları bir paylaşım savaşına sokmuş cemaatle.
Zamanında hocası Erbakan’a yaptığını, bugün “gömleğimi giy” diyen adama karşı da yapmak istiyor. Satılmak için dünden bekleyen ilkesiz medyayı hemencecik aldı.
Kulu köpeği yaptı kapısında. O olmayınca onu temsilen yerini penguenler aldı.
Seçimler zamanı pek çok şehri ele geçirdi.
Çoğu şehre bildiğin boyun eğdirdi. Yetmedi!
Daha da açılmak istedi ve soluğu Somalilerde aldı.
Sırtını ılımlı İslamın muhteşem neo-liberal politikalarına dayayıp istila etti insanları.
Ahlak, etik, vicdan tanımadı. Çoluk, çocuk kadında.
Amed’de test, Roboskî’de gerçek bir deneme, Reyhanlı’da ustalık belgeledi.
Ona karşı gelen kalemleri, patronları, şahısları, gazeteleri, vekilleri bozguna uğrattı. Bazılarını kasetlerle bazılarını tehditle bazılarını korku ile bazılarını göz göre göre.
Katıldığı pek çok savaştan en büyük darbeyi Kürdistan’da yedi.
Bir milleti tasfiye, bir hareketi hepten bitirmeye ant içmiş bu komutan darbe yedi.
Düşündüğü hiçbir şey olmadı. Yüklendikçe zayıfladı.
Zaten eni sonu hastane köşelerine düştü.
Politikacıların ilk sağlığı toplumları ile ilişkilerinden başlar.
Bizimkinin değil hastalık kangrenvari bir geçmişi var. O konuda toplum olarak gönlümüz rahat.
Attan düştü ama bir yeri kopamadı. Gözden düştü ama toparladı. Yanaştı, dış dış emirlere boyun eğdi.
Arap çöllerinden esen serin rüzgarın tatlı paralarına ve onların krallarına sonsuz kapı açtı.
Gözü çıkalı çok etmişti. Gözleri, çünkü gözleri başka şeyler görüyor bu adamın.
Gerçeği görmekten uzak, hakikata uzaklığı sonsuz.
Ona Recebê Kor dediklerinde haklıydılar.
Ve bir gaz onu şimdi tek kollu bırakıyor. Polis insanlara sıkıyor, vahşet saçıyor.
Ama bu vahşet bumerang gibi. Onu azdırıyor.
Azmış bir kompleksin şiddetli semptomları onu şimdi o miting senin bu miting benim diye kışkırtıyor.
Tehditlerini savuruyor. Çökmüş kalbi ile savuruyor.
Anlayacağınız dilden konuşacağım diyor köy ağası.
Şimdiye kadar meğerse anlamadığımız dilden konuşmuş. Onu anladık en azından.
Meğersem zor tutmuş birilerini bu ayaklı yalan makinesi.
Bu her şeyi en alakasız yerinden çarpıtan ve her söylediği ile 2 gün sonra çelişen adam.
Ona yarım adam değil her türlü bitmiş adam diyoruz.
Biliyor o kendini… Onun adı Blas de Lezo değil.
Yarım değil bitmiş adam…
Blas de Lezo 1689’da Guipuzcoa’da doğdu.