Öyle bir kıyım yapılıyor ki, hiçbir söz, kelime, cümle bu kıyımı tarif edemez ama anlatmak zorundayız. Bıkmadan, usanmadan, yılmadan anlatmak zorundayız. Anlatmayı bırakırsak, bir çocuk daha öldürülecek, bir genç daha parçalarına ayrılacak, bir anne çocuklarının gözleri önünde can çekişecek. Anlatmak, o çocukların anısına, çektiklerine, yaşadıklarına, hislerine bir nebze olsun dokunmaktır. Dokunun o çocukların bedenlerine, hangi parçasını görürseniz alın avuçlarınızın arasına. Her birinin kitap, her birinin roman, her birinin film, her birinin öykü yüklü olduğunu bilerek dokunun. Siz bakmayın iri iri analiz kasanların "uzak durun" diyerek ortalıkta dolaşmalarına. Direnenlerin nedenlerini okumaktan aciz olanlar, sittin sene yaşamı ve onun dinamiklerini örgütleyemezler.

Özgürlük istiyorlar. Eşit ve onurlu bir yaşam istiyorlar. Özgür, eşit ve onurlu bir yaşam diye diye öldüler, ölüyorlar. Kafalarını gövdelerinden, kollarını omuzlarından, yüreklerini göğüs kafeslerinden ayırarak öldürdüler. Ne kadar çok öldürürsek, özgürlük duygularını o kadar yok ederiz diyen bir karanlık, denenmiş olanı, tekrar tekrar deneyerek, balya balya yığıyor önümüze ölümleri.

 Özgürlük düşünü yok edebileceğine inananlar ile özgürlük duygusunun asla yok edilemeyeceğini savunanlar arasında bu tarihsel çatışma. Bunu gizlemek, karartmak için, el etek koşturanlar, yüzlerini iktidarın değirmen taşında düzleyip, manşetler için yatırıyorlar kafalarını baskı makinalarının altına. Her katliamın ardından, "devletin bölünmez bütünlüğü, birliği ve bekası" denen cinayetleri elleri patlarcasına alkışlayıp, nasıl emre amade olduklarını gösteriyorlar. Devletin ve iktidarın, açık, gizli, örtülü, utangaç destekçileri, bulundukları her yerden, kendilerine pay edilen rollerini, en rezil şekilde yapmak için yarışıyorlar. 

Torbalarla, üst üste yığılmış insan cesetleri arasında dolaşan bir halk var. Bir halk, önüne konulan balya balya insan cesetleri arasında, yakılmış olan çocuklarının, yüzlerini arıyor. Tanıyabilecekleri bir parça bulabilmek için, tek tek her bedenin önünde durup, küllerin arasında dolaşıp bir iz arıyor. Her iz bir çığlık, bir ağıt ve en çok da isyandır ve her iz bir özgürlük hikayesidir. Bunca vahşetin, katliamın, zulmün yenemediği tek şeydir bu özgürlük duygusu. Yakarak, parçalara ayırarak, tanınmaz hale getirmeye çalıştıkları şeydir bu duygu. 

El birliği ile suskunluğa gömülenler ile yaşananları sessizliğin dipsiz kuyusuna doğru sürükleyenlerin dili tıslıyor her yerde. Kimi, bir halkın mücadelesini "bakın, barış masasında nasıl pazarlık yapmışlar. Bakın bakın" diyerek dolanıyor ortalıkta, kimi "en mutlu günlerimi yaşıyorum" diyerek gösteriyor dişlerini, kimi "en iyi Kürt, ölü Kürt dür" diyerek uluyor bir yerlerde. "Bakın bakın, nasıl pazarlık yapmışlar" diyerek, cümleleri tırtıklayıp önümüze koyanlarla, "en mutlu günlerimi" yaşıyorum diyerek katliamlardan duyduğu sevincini saklamayanlarla, Kürdün üzerine şarjör boşaltıp uluyanlar arasında kurulan köprünün altından akan kanı görüyor musunuz? 

Direniş ve çatışma derinleştikçe, yüzlerine sürdükleri boyalar tutmuyor. Devletin o tekçi yüzüne yapışıp, dışarıya salınan dilini sündürüyor, çekiştiriyorlar üzerimize. Çektikçe sünen o dil, kimleri yalamıyor ki? Devletin, Kürt savaşından zaferle çıkmasının, ideolojik, psikolojik, politik desteğini sunanlar bilmelidir ki, daha baştan kaybettikleri bir mücadelenin parçasıdırlar. Asla kazanan olmayacaklar. "Özgürlük" denilen şeyin, bütün silahlardan daha güçlü olduğuna, bir kez daha tanıklık edecek tarih ve "devlet olmanın gerekliliği" diyerek, burnundan kıl aldırmayanlar, önce birbirlerinin başını yiyecekler. 

Devletin birer propaganda lejyoneri haline gelenler, ölüm ve vahşetin her çeşidini kırk yıldır yaşayan bir halka "direnmeyin" diyerek sesleniyorlar. Özgürsüzlüğü boyayıp, süsleyip, sistemin tezgâhında satışa çıkarıyorlar. Hayatlarının ve şartlarının tuzu kuru oluşlarını iktidara ve devlete borçlu olanlar, direnenleri değil, direnmeyenleri işaret edip, "kimse destek vermiyor yaptıklarınıza" diyerek, atlıyorlar en öne. Hiç düşmediler direnenlerin yakasından.

Evet, özgürlüğe bir yol açılacak ve bunca yaşanmışlığın elbet bir yarını olacak. 

Çünkü her direniş yarınlar içindir ve şairin de dediği gibi: 

bugünlerden geriye,

bir yarına gidenler kalır 

bir de yarınlar için direnenler...