Yazılacak konular o kadar çok ki, tercih yapmak oldukça zor. Hepside de çok önemli, ayrıca hepsi de oldukça güncel. Ve hepsininde birbirleri ile direk ya da indirek bağlantıları var. Bir köşe yazısına sıkıştırılabilecek türden de değiller. Denemekte fayda var. Başarabilecek miyim? Yazının sonunda belli olacak.
Bugün PKK’nin kuruluşunun 35’inci yılı. Amedli şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın bir insan yaşamını tanımlarken kullandığı dizedeki gibi “yolun yarısı”. Bir örgüt yaşamı için görece uzun bir süre. Ancak bu örgüt, Ortadoğu gibi bir coğrafyada yaşıyorsa, ve de Özgür Kürdistan için mücadele ediyorsa, 35 yıl oldukça kısa bir dönemdir. Tıpkı Avrupa ülkelerinde yabancıların akademik teritorumları gibi. Kara kafalı dedikleri biz yabancıların, “Demokrasi beşiği” olan Avrupa ülkelerin de akademik bir yerlere gelmesi zor, çok zor değil, ancak geldiğiniz konumu koruyabilmek hemen hemen mümkün değil gibi. Tıpkı Ortdoğu’da politika yapmak gibi bir şey. Herkes örgüt ya da devlet kurabilir. Asıl olan uzun yaşaması ve de gücünü giderek artırması ve bu gücü korumasıdır. Koca devletler yıkıldı…Bir dönemin BAAS partisi yerlerde sürünüyor.
Sayısını bilmediğim kadar devlet kurmakla övünen, ve en son Mustafa Kemal’in kurduğu, dünyanın ikinci büyük ordusunun koruduğu TC’de, değil beyinlere, dağa taşa işlenen Mustafa Kemal’in cumhuriyetinde, Sultan Tayyip için yapılan hazırlıklar, su yüzüne çıkmaya başladı, Mustafa’nın yerinde yeller esiyor.  İşte böyle bir coğrafyada PKK’nin 35’inci kuruluş yılını kutluyor. Hem de dört yani puşt zulası ile çevrili. Bugün PKK’yi yöneten kadronun büyük kısmı, onu kuran ve bugüne getirenlerdir. PKK bugün Ortadoğu’da bir güç. Hem de resmi kabul edilmeyen bir güç. Sözde terörist, özde hesaba katılması gereken bir güç. Sultan Tayyip’in önündeki en büyük engel. PKK’nin en büyük zorluklarından biri, onun Lideri Abdullah Öcalan’ın TC’de tutuklu olması ve esir muamalesi görmesidir. PKK bugüne kadar Liderine sahip çıktı. Fiilen tutuklu olsa bile, onu TC’ye teslim etmedi. Mutlak bir izolasyon içinde olsa bile, gücünü korumasını sağladı. Abdullah Öcalan Kürt tarihinde, düşmanı tarafından fizik olarak yok edilememiş liderdir. Bu bir ilktir. Bunu büyük oranda PKK ve Kürt halkı sağladı.
18 Kasım’da, 68’inci gününde, Öcalan’ın çağrısı ve PKK’nin de bu çağrıya mutlak uyması ile, biten açlık grevleri ile de Öcalan’ın Kürt Özgürlük hareketi içindeki yeri tekrar tescillendi. Abdullah Öcalan, TC’nin onu tanıttığı gibi, objektif olarak, esir olsa bile, Kürt Özgürlük hareketinin önemli bir bileşeni olduğu ispat edildi. 
Bu arada açlık grevlerinin ölümle sonuçlanmadan bitmesinde, kararı, emeği ve çabası olan bütün bileşenlere minnettarız. Aslında TC panik içindeydi, ancak ölümle sonuçlanacak açlık grevlerinin uzun vadede Kürt Özgürlük hareketi içinde oldukça negatif psikolojik etkileri olacaktı (bu da ayrı bir yazı konusu). Hiçbirimiz ölümleri kaldıramazdık. Hep beraber altında kalabilirdik
Şimdilerde TC yetkililerinin yaptıkları açıklamalara bakılınca, TC’nin açlık grevi boyunca yaptıkları görüşmelerde ki niyeti açığa çıkıyor. Bu TC ve Kürtler ilişkisi, tıpkı tilkinin postu hikayesine benziyor... TC kırk hikayesi vardı, kırkıda Kürdü inkar etmek içindi. Bunu tam 82 yıl uyguladılar. Şimdi de kırk hikayesi var, kırkıda PKK’yi tasfiye etmek için. Anlaşılan grev boyunca yapılan görüşmelerde Kürt tarafı çıtayi yüksek tutmuş (haklı olarak). TC de çıtayi yükselterek cevap veriyor. Silahların susması değil…bırakılması isteniyor... Onlar eli silah tutan ne kadar psikopat ve çete varsa silahlandırıp, Suriye’ye gönderiyorlar… Kürtler de ateş çemberi içinde silahlarını bırakmalıymış… Buna kargalar bile güler…
Sultan Tayyip ve veziriazamlar şürekasına bir kaç nacizane öneri ve uyarı… Siz devlet yönetmeye daha yeni başladınız. PKK otuzbeşinci yılında. Siz hazır devlete kondunuz, onlar küllerinden bir ulus ve devlet yarattılar. Sizin yönetimini devr aldığınız selefleriniz olan ergenekoncuları onlar iyi tanır. Ergenekon sütünden ağızları yanmıştı, sizin yoğurdunuzu üfleyerek yiyecekler. Siz Ortadoğu’da politikaya, PKK karşısında bir sıfır yenik başladınız. Maç iki sıfır devam ediyor. Siz komşularla sıfır sorunlar dediniz, geldiğiniz noktada, Ortadoğu’da, çetelerden başka dostunuz kalmadı. Nerdeyse dünyada silahlı çete transportunda rekor kıracaksınız. Kaderde Ortadoğu’da çetelerle politika yapmak da varmış… Sizin Ortadoğu’da, daha dün ortak bakanlar kurulu toplantısı yaptığınız devletler, bugün sizin terörist dediğiniz PKK’ye kapılarını açıyor. Bu sizin politik-diplomatik beceriksizliğiniz ve deneyimsizliğiniz mi? Yoksa PKK’nin becerikliliği ve deneyimleri mi? Yorumu size ve okuyuculara bırakıyorum.
Sultan’ın karga kılavuzlarına, bir ilki daha hatırlatmakta fayda vardır. 23 Kasım’da Kürtler, Dêrsim’in çığlığı ve çınarı Haydar Işık öncülüğünde ve Ayfer Ber’in katkıları ile Uluslararası Ceza Mahkemesine seni ve yönetcilerini Dêrsim soykırımını devam ettirmek suçundan dolayı mahkemeye verdiler. Bu bir ilk...
Ancak çok daha önemli olan bir ilk. 1938’de Dêrsimli soydaşlarımız kırılırken sessiz kalan atalarımızın çocukları ve torunları bu tarihi günde, Dêrsimlileri yalnız bırakmadılar. Kürt Özgürlük hareketi yüksek düzeyde temsilcileri ile ordaydı. Kongra-Gel Başkanı Remzi Kartal, KNK Başkanı Tahir Kemalizade, basının duayeni Ahmet Kahraman, ve daha birçok yazar ve aydın yalnızca kurumlarını temsilen değil, atalarının utancını taşımamak için ordaydılar. Lahey Kürt İşçiler Derneği, müthiş bir misafirperverlik örneği sergiledi.
Kapılarımızı Dêrsimlilere açarken, vicdanlarımızı da muhasebeye açtık…
Dêrsim soykırımının, vicdan muhasebesini yapanlar, ikinci bir utanca boyun eğmezler. 1938’de Dêrsim’deki soykırıma karşı olan sessizlik 23 Kasım’da Lahey’de kırıldı.
Artık Kürtler ne Rojava, ne Başur, ne de Bakur Kürdistan’da katliamlara geçit vermeyecek.
Ey Sultan Tayyip, ya karga kılavuzlarını temizle, ya da Ortadoğu’da burnun b.k’dan çıkmayacak.