Üç kadın siyasetçi, devrimci Sakine Cansız (Sara), Fidan Doğan (Rojbîn) ve Leyla Şaylemez’in (Ronahî) haince, vahşice Paris’te katledilmesinin üzerinden 3 yıl geçti. Buna karşı Kürt kadınları ve dostları, 3 yıl boyunca aralıksız olarak adalet arayışlarını sürdürüyor. Ve katliamın arkasındaki güçler aydınlatılmadığı sürece de eylemlerini devam edeceklerini her fırsatta dile getiriyor.

Bu yılda, yani katliamın 4’ncü yılında anma ve eylem hazırlıkları yapılırken, 2’nci bir Paris katliamı Silopî’de gerçekleşti. Yine 3 kadın seçilmişti. 3 siyasetçi, 3 devrimci ve 3 örgütlü kadın; DBP PM üyesi Sêvê Demir, Silopî Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır ve KJA üyesi Fatma Uyar.

3 Kürt kadın siyasetçinin yaralıyken infaz edildiği DBP Eşbaşkanları, HDP Milletvekilleri ve tanıkların basına anlattıklarıyla kuşkuya yer bırakmıyor. Yine tam da 9 Ocak Paris Katliamı arifesine denk getirilmesi de verilmek istenen mesajla alakalı olmalı. Paris’ten Silopi’ye Ocak ayında verilen mesajın ortaklığı, Temmuz ayından beri katledilen kadın sayısından da anlaşılıyor.

DBP Eşbaşkanı Kamuran Yüksek, 6 Ocak’ta yaptığı basın açıklamasında, Temmuz ayından bu yana çatışmalarda 215 sivilin öldüğünü söyledi. Bunlardan 73’ü kadın. Hiç biri hendekler arkasında, barikatlarda veya mevzilerde katledilmediler. Kimi sokak ortasında, kimi kapısının önünde, kimi evinin damında. İçlerinde hamile olanı da vardı, yeni evli olanı da. Genç olanı da, yaşlı olanı da. Ancak hepsinin ortak noktası, yerlerini terk etmek istemeyen kadınlar olmasıydı. Evet bu kadınlar, zaliminin zulmüne baş eğmeyen kadınlardı. Yerlerini, yurtlarını terk etmek istemeyen, Kürtlüklerinden, kadınlıklarından taviz vermeyen kadınlardı. Böyle oldukları için hedef oldular.

Tarih sayfaları savaş alanlarında kadınlara ganimet olarak yaklaşıldığını gösteren belgelerle dolu. Özellikle sömürge olan coğrafyalarda bu daha katmerli yaşanmakta, kadınlar her türlü insanlık dışı uygulamalara maruz bırakılmaktadır. Bu kadınların militan olmalarına da gerek yok. Sadece doğuştan taşıdıkları kimliktir onca vahşete maruz kalmalarına sebep olan. Hele örgütlü kadına ise hiç tahammül yoktur. Örgütlü kadınlar her zaman ilk hedeftirler. Çünkü kadın şahsında toplum esir alınmak istenir, kadınlar üzerinden toplumun değer yargıları yerle bir edilerek yaşam anlamsızlaştırılır. Egemenlerin güç gösterisi böyledir çünkü.

Kürtlerin katliama yazılı kaderinde de Kürt kadınlarına yaklaşım değişmemiştir. Zîlan’ın, Dêrsim’in Şengal’in tarihinde de bunu görmek mümkün. Tüm bu vahşet yine de özgürlük arayışından vazgeçirtememiş, aksine bilemiştir kadınların öfkesini. O yüzdendir 40 yıllık özgürlük mücadelesi saflarına kadınlar akın akın gitmiştir. Devletin bütün kirli politikalarına rağmen Mezopotamya’nın tanrıça kültürünü canlandırma arayışları sürdü.

Bu kültürü hayatlarının sırrı gibi yaşatan analar da çocuklarının saflarında yer almıştır. Kadının kolektif bilinci onların her ananın yüreğinin sesi olmaya itti.

Dolayısıyla; Kürt harekenin 40 yıllık mücadelesinde çocuklarının cansız bedenleri başındaki analar intikam yemini etmediler, sürekli ‘benim yüreğim yandı, başka anaların yüreği yanmasın’ diyerek Kürt sorununun barışçıl çözümünü istediler. Çocuklarının parçalanmış bedenleri başında, çürümeye yüz tutmuş kemiklerini bulduklarında da aynı şeyleri söylediler. Bu onların çaresizlikleri ve boyun eğmişliklerinden değildi. Onlar, kocaman yüreklerinde acıyı taşıdıkları gibi, insanlık onurunu, sevgisini de hiç eksik etmediler. Ama eşitliğe, özgürlüğe olan umudunu da hiç yitirmediler. Kimisi cezaevi yollarında, kimisi çocuklarının arkasından devlet zulmünü tanıdı. Devleti tanıdıkça, örgütlendi, örgütlendikçe siyasallaştılar. Erkek zihniyetini çözdükçe devleti, devlet zihniyetini çözdükçe erkeği tanıdılar.

Asıl olanın özgür yaşam olduğunun ayırdına vardılar. Her geçen gün onları toplumun öncüsü yaptı. Kürt kadınları örgütlendikçe, bilinç­lendikçe devletin daha fazla hedefi haline geldi. 

Bir toplumun niteliğini kadınlar, belirler. Çünkü kadınlar yaşam kurucudur, geleceği inşa edendir. Evet Kürt kadınları bugün Kürt toplumunun ilke, kural ve ölçülerini belirliyor. Yaşamın demokratik karakterini belirliyor. Her şeyden önemlisi cesaretlice tabuların üzerine gidiyor. Ve işte Kürt kadınları, kimi yerde zılgıtları, kimi yerde kahkahaları, kimi yerde direngenlikleriyle zalimin zulmüne karşı duruyor.

Sakine Cansız’ın mirası üzerine bilinçlenen, örgütlenen kadınlar, tam da KJA koordinasyon üyesi Sara Aktaş’ın dediği gibi "yas tutmayacağız, hesap soracağız" diyecek.