O çatlaklar büyüyecek, kocaman yarıklara dönüşecek bir gün. O sıvalar dökülecek her geçen gün daha da büyüyerek kocaman bir yaraya dönüşecek. Ve eğer şairseniz ve dilinizde henüz hakim olmadığınız bir dize dolanıyorsa mutlak bilirsiniz sözü imbikten geçiren büyük usta'nın "insan yaşadığı yere benzer/ o yerin suyuna, toprağına benzer/ evlerine, sokaklarına köşe başlarına/ öyle benzer ki" dediğini. O yollardaki yarıklara, birer kocaman yaraya dönüşen evlere mi benzer dilinizde dolanan dize? Eğer o dizeyi terennüm ederseniz o yarıklara düşeceğiniz, bedeninizin, ruhunuzun dökülmüş sıvalardan görünen yaralara gark olacağından korkarak dilinize dolanan dizeyi pas mı geçersiniz?
Şairin pas geçme, diline dolanan bu gerçekliği bir dizeye dönüştürmekten kaçma hakkı var mıdır? Bir şairin kaç canı vardır? Bir dizeyi yazmaktan korkup kaçarken kaç defa sobelenirse şairlik oyunundan düşer? O yolların bedenlerindeki çatlakları, o evlerin yüzlerindeki yaraları görmemek için etrafını yüzü yarasız iyi giyimli binaların çevrelediği çatlaksız, yarıksız, yarasız yollardan geçmeyi mi tercih edersiniz. Ama iyi bir şair, cinayetine sadık bir katil gibidir. Nasıl katil cinayet işlediği yere mutlak geri dönerse, bir şair de kaçtığı yere mutlak geri döner. Çünkü içinin derinlerinde, karanlık bir yerlerinde bilir ki o yarıklardan, o yaralardan kendisinin de sorumlu olduğuna dair şiirsel sezgisel bir bilgi saklıdır.
Ya dönmezse olay yerine şair. Dönmezse bilir ki şairliği yara alacaktır, dönmezse bilir ki o yaraların o yarıkların derinliğinin tersine sığlaşacaktır diline dolanan, içinde kıpraşan tüm sözcükler. Anlam yitimine uğrayacak, bir daha asla eski şehvetiyle yürümeyecek diline. Dilinde eze eze, tadını çıkara çıkara terennüm edemeyecek o sözcükleri. Sözcüksüz kalacak giderek. Bir şairin sözcüksüz kalmasından daha derin bir yarılma, daha derin bir yara olabilir mi? Olay yerine dönmeyen şairler mezarlığıyla doludur edebiyat dünyası. Ruhsuz ölüler gibi dolaşır dizeleri. Ancak sarhoşluktan duyarlılığını yitirmiş dillere kekremsi küflü toprak tadında misafir olabilir bir süreliğine. Ruhuna yarıklar, bedenine yaralar bulaştırmamanın diyetini anlamını yitirmiş sözcüklerle şiir yazmayla öder cinayet mahalline dönmeyen şair.
Sözün şehvetine, anlamın cazibesine kapılıp cinayet mahalline dönen söz mecnunu şair neyler peki? Ya o yarıkların derinliğinde o yarların irininde ruhu baştan başa yarılıp tüm bedeni bir yaraya dönüşür kaybolur gider ardında tüm söz hazcılarının dilinde dolaşacak en az bir sözcük bırakarak. Ya da dili yarılarak, kanayarak, kanayan dilinden merhemden sözcükler damıtarak sürer kentin bedenine. Kentin yoksul çocuklarının dilinde yaşamı en kestirmesinden tanımlayan bir slogana dönüşerek, yaralı evlerin duvarlarında bir manifestoya dönüşerek, çoğalarak, değişerek, çoğaltarak tüm şehrin tüm sokaklarını dolaşır.
Şimdi diyorum, kendine şairim diyenler en çok neresinde dolaşırlar bu şehr-i Amed’in bilir misiniz? Neyin sanatı boy vermektedir Amed’te? Direnişin, dirilişin kentinde sanat mekanları neresidir? Yeni ne söylemektedir dilleri tekmil sanatçıların bu ruhu yaralı, mücadele umudu diri halka? Bu şehrin çocuklarının yarasından öpmeyen şiir, bu kentin hangi sokaklarında yürür. Yaralı dar sokaklarda mı, sıhhatli geniş bulvarlarda mı?
Yaşadığı yere benzer şair
Üzerinde yürünen yolların beton bedenlerindeki çatlakların, derme çatma evlerin duvarındaki dökülen sıvalarının açık bir yarayı andırdığı bir şehirde yaşıyorsanız ve yazmayla, diyelim ki şiir yazmayla iştigal ediyorsanız hasbelkader, nasıl bir dize yürür kaleminizin ucundaki mürekkebe? Diyelim ki bir temizlik işçisi gibi her gün yaptığı işin alışkanlığıyla betonun çatlaklarına sızan çöpleri çalı süpürgenizin ucuyla çıkarmaya uğraşıp bir süre sonra çıkmakta direnen çöpleri orada bırakıp yeni bir çatlağa mı yönelirsiniz? Çatlak betonlu yolları yerden yüksek arabanızın geniş lastikleri geçip gittiğiniz için o çatlaklara muhatap olmayacak şansta biriyseniz göz hizanızda kalan derme çatma binaların dökülen sıvalarına takılan gözünüzün rahatsızlığını nasıl gidereceksiniz? Görmezlikten mi geleceksiniz daha önce çok defa görmüş olmanın kanıksamışlığıyla yoksa bu görüntülerin modern bir kente yakışmadığına dair iç mütalaanızı mı tekrarlayacaksınız.