
Avrupa’da Ortadoğu ve Kürdistan’daki gelişmeleri yakından takip eden uzmanların başında gelen Prof. Norman Paech, Almanya’da PKK yasağının ikna edici bir gerekçesinin olmadığını dile getirdi. “PKK kendisini sadece Türk devletinin saldırılarına karşı savunma pozisyonuna çekti” diyen Prof. Paech, PKK’yi terörizmle suçlamanın hiç bir dayanağının olmadığını dile getirdi.
Siz uluslararası ilişkiler konusunda tanınmış bir uzmansınız. Uluslararası güçler bir başka deyişle NATO ve PKK yasağı hakkındaki bağlantıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu güçlerin PKK yasağında payı var mı?
Bu değindiğiniz güçler arasında PKK’yi politik bir güç ve Kürt halkının büyük bir kesiminin temsilcisi olarak görmeme konusunda geniş bir konsensus mevcut. PKK’yi Kürt sorununun çözümünde dışarda tutmak istiyorlar. Bu nedenle NATO, AB, ABD başta olmak üzere Fransa, İngiltere ve Almanya gibi ülkeler PKK’yi ‘terör örgütü’ olarak damgalıyorlar.
Uluslararası Hukuk ve Birleşmiş Milletler anlaşmalarına göre PKK ‘terör örgütü’ olarak tanımlanabilir mi?
Ben bu soruyu daha PKK’nin Türk Hükümetine karşı silahlı mücadeleye çağrı yaptığı 1993 yılında olumsuz cevapladım. Türk Hükümetlerinin Kürt halkını en temel insani ve toplumsal haklarından mahrum bıraktığı, Kürt halkının varlığını sorguladığı ve askeri baskıya maruz bıraktığı bir ortamda PKK’nin vermiş olduğu mücadele temel bir haktır. Afrika’da 20 sene önce verilen ulusal kurtuluş mücadeleleri ve mesela Filistin Kurtuluş Örgütü’nün mücadelesi ne kadar haklıysa PKK’nin mücadelesi de o kadar haklı ve yerindedir. PKK Başkanı Abdullah Öcalan daha 90’lı yıllarda silahlı mücadelenin miladını doldurduğunu söyleyerek barış çabasını gösterdi ve PKK kendisini sadece Türk devletinin saldırılarına karşı savunma pozisyonuna çekti. Buna rağmen PKK’yi terörizmle suçlamanın hiç bir dayanağı olamaz. Abdullah Öcalan’ın son girişimi PKK’nin siyasi bir örgüt olduğunu ve Kürt sorunun çözümünde sürecin dışında tutulamayacağını çok açık ortaya koydu.
Avrupa Mahkemesi kısa bir süre önce PKK’nin terörist örgüt olmadığı şeklinde bir karar aldı. Bu kararın Avrupa devletleri ve Avrupa Birliği yürütme organları nezdinde bağlayıcılığı olmasına rağmen bir değişiklik yaşanmadı. Size göre bunun nedenleri ne olabilir?
Avrupa Mahkemesinin aldığı karar temel bir itiraz olmaktan çok PKK yasağının şekilsel durumuyla ilgili bir karar.
Türkiye’de sürdürülen barış sürecine rağmen PKK yasağının Almanya’da devam ettirilmesini ve PKK’nin ‘terörist örgütler listesi’nden çıkarılmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye PKK’nin ‘Terör örgütleri listesi’nden çıkarılmasını engellemek istiyor, çünkü aksi durumda PKK’yi barış sürecinin resmi muhatabı olarak kabul etmek zorunda kalacaktır. Alman hükümeti de buna uygun hareket ediyor.
PKK yasağıyla Almanya’da yaşayan Kürt toplumu ve örgütleri kriminalize ediliyor. Böyle bir şeyin uluslararası hukuk içinde ya da insan hakları bazında karşılığı olabilir mi? PKK ‘terör örgütleri listesi’nde bulunduğu sürece, Türkiye devleti yürütme organlarıyla ve mahkemeleriyle bunu Kürtlere karşı kullanacaktır. Yasak, Kürtlerin haklarından mahrum bırakılması ve kriminalize edilmesi için bir kozdur. Yasağın ikna edici bir gerekçesi de yoktur.
Almanya İçişleri Bakanlığının PKK’yi Almanya için bir tehlike olarak kabul etmesi ve yasakta ısrar etmesi Alman demokrasisi için bir ayıp değil mi?
Almanya’nın yasakta ısrar etmesi PKK’nin Almanya’daki çalışmaları veya başka verilerle izah edilemez. Bu politik bir karardır ve demokrasiyle bir ilgisi yok. Türkiye’nin Kürtlere karşı olumsuz tavrını destekleyen ve barış sürecini zedeleyen bir yaklaşım.
Almanya’da ki PKK yasağı diğer ülkelere de emsal teşkil ediyor. PKK yasağının kaldırılmasının ve ‘terör listesi’nden çıkarılmanın koşulları nelerdir? Sizin bu konuda tavsiyeleriniz nelerdir?
Bu yasağın kaldırılması için verilen çabalar devam etmelidir. Her fırsatta bunu gündeme getirmek, yasağın kaldırılmasının gerekçelerini anlatmak gerekiyor. Alman toplumunun desteği sağlanmalı. Alman hükümetinin engelleyici tavrı sadece daha fazla bilgilendirme yöntemiyle aşılabilir. Alman hükümetine Erdoğan’ı destekleyen tavrının Kürtler ve Türkler arasında gelişebilecek toplumsal bir barışın önünde engel teşkil ettiği ve barışa hiç bir katkısının olmadığı anlatılmalı. YARIN: Yasağın mağdurları konuşuyor.
M.ZAİT EKİNCİ/HAMBURG
MEMO ŞAHİN: Almanya’da doğmuş bir mülteciyim ben; PKK yasağı mağduru...
Ailemin kopup geldiği köy yerlebir edildiğinde dünyaya gelmemiştim ben. Onların, evlerini, eşyalarını, bağ ve bahçelerini can havliyle geride bırakıp tanımadıkları, bilmedikleri yaban ellere göç serüvenlerini de yaşamadım. Bir kamyon kasasında günlerce süren bir yolculuktan sonra Almanya’ya geliş maceralarını da dinleyerek öğrendim sonradan. İltica kamplarında karşılaştıkları onur kırıcı işlemlere de tanıklık etmedim.
Ben, ailemin sığınmak zorunda kaldıkları yeni yurtları Almanya’da dünyaya geldim. Kimliğimin doğum günü hanesinde 26.11.1993 yer alır. Almanya’nın PKK’yi yasakladığı o karanlık günde gelmişim dünyaya. Zamansız bir geliştir benimkisi. Erken doğum çocuğuyum ben, vakitsiz.
Babam, çektiklerinden dolayı Türk devletine duyduğu kinden ötürü politikleşmiş, Türk bayrağının gölgesinin düşmediği yeni yurdunda dernek yöneticisidir o tarihte. Annemse karnı burnunda hamiledir bana.
Sabaha karşı evimizin kapısı parçalanıp kırıldığında ve eve iri kıyım kar maskeli polisler doluştuğunda annemin doğum sancıları başlar, endişe ve korkudan. Babam elleri kelepçeli alınıp götürüldüğünde, anneme refakat edecek, ambulansla hastahaneye gidebilecek kimse yoktur yanında. Bir yanda babamın kelepçelenerek alınıp götürülmesi, diğer yanda yol yordam bilmeyen, tek kelime Almanca sökmemiş annem, yalnız ve tek başına...
Ailemin yaşayıp çektiklerini dinleyerek büyüdüm. Ağulardan süzülmese de, ağıtlar ve Türk devletine edilen beddualarla geçti çocukluğum. Çevremizdekilerin, evimize gelip giden amca ve teyzelerin anlattıklarıyla şekillendim. Hepsi birbirine benzer öykülerdi anlatılanlar, kan ve gözyaşı yüklü. Kürt olmaktı, çekilen tüm acı ve sıkıntıların sebebi. Kavramıştım sonunda bunu.
Yine de mutluydum ben. Burada doğmuş, Türk bayrağının gölgesinden uzak özgür bir Kürt’tüm. Sonra ben de dernekçi oldum, babam gibi. Hafta araları bazen, hafta sonları ise mütemadiyen dernekteydik, ikinci evimiz olan. Yürüyüşler, toplantı ve seminerler ve onlarca, yüzlerce insan, oyun bahçemizdi bizim.
Zaman zaman yasaklandı ikinci evimiz, mühür vuruldu kapısına. Onlar kapattı, biz açtık. Derken büyüdüm ben. Nerede büyük bir etkinlik, ben orada. Kah stand arkasında, kah yürüyüş kolunda, en ön safta, bayraklı.
Saçımıza taktığımız renklere, boynumuzdaki fulara, yakamızdaki rozetlere uzandı eller. Tahrip edildi taşıdığımız flama ve bayraklar. Toplatıldı okuduğumuz gazete ve kitaplar. Yasaklandı seyrettiğimiz ve tek haber kaynağımız olan televizyonlar, birer birer...
Korku ve şiddet yayarak yılacağımızı, korkup sineceğimizi, dağılıp gideceğimizi sananlar aldandı, aynen Türkiye’dekiler gibi. Ne kadar baskı ve şiddet, o kadar mücadele ve direniş! Tılsımı buydu, olan bitenin ve kavrayamadıkları.
Bastığımda onsekizine, başvurdum Alman vatandaşlığına. Burada doğup büyüdüğüm halde iltica pasaportu vardı cebimde. Oysa ben mülteci değildim. Başka bir ülkeden kopup gelmemiştim buralara. Dünyaya burada gözlerimi açmış, Almanca ve Alman kültürü ile yoğrulmuş, harcını bulmuş biriydim ben, aynen akranlarım gibi.
“Olmaz” dediler. “Sana vatandaşlık veremeyiz” deyip kestirip attılar. “Yasaklanmış yabancı bir terör örgütüne sempati” gösterildi gerekçe olarak, sözlü. Bir örgütün ülkesinde vermiş olduğu mücadeleden dolayı, dörtbin kilometre uzaklıkta olan ben, cezalandırılıyordum, hem de doğduğum ülke tarafından.
Cebinde mülteci pasaportu taşıyan bir Almanyalı’yım ben, yüreği Kürdistan için çarpan. Yaşadığı müddetçe Türk devletinin barbarlığını sergilemek, tüm enerjisini bu yolda harcamaya ant içmiş, Türk-Alman işbirliğinin mağduru biriyim ben, yirmisinde.
Kocaman bir ÖZÜR borçlu Almanya, bana ve milyonlarca Kürde, haksız ve kirli bir savaşta zalimin yanında saf tutmaktan, işlenen insanlık suçuna ortak olmaktan.
Babamların köyü basıldığında bir şafak vakti, gelenlerin altında Almanya’nın Türkiye’ye hibe ettiği 300 BTR panzerinden dördü vardı, ellerinde 250.000 kalaşnikoftan otuzu. Yakalanmış yaralı gerillalar bu panzerlere takılıp yerlerde sürüklendi; başları, beyinleri sağa sola çarpılarak parçalandı. Ve tüm bu yaşanan vahşetlerin kurbanı ben, bir kez daha cezalandırılıyorum, dünyaya gözlerimi açtığım Almanya tarafından.
Ekmeğin hibe edilmesini anlarım ben, aç bir insana. Fabrikaya amenna, fabrikası olmayan bir ülkeye. Çocuklara okul, hastaya ilaç ve doktor, başım gözüm üstüne. Doğal afet mağdurlarına her türlü hibe ha keza. Olur mu silahtan hibe? Zalime, zebaniye, tirana silahın hibe edildiği nerede görülmüş, hangi kitapta yazılı? “Der Tod ist ein Meister aus Deutschland” diye tarihe not düşülmesi bundandır belki de.
Yanlış yapmadı mı PKK? Kim yapmadı ki, o yapmasın? PKK yaptığı yanlışlık ve taşkınlıklardan ötürü özür diledi Almanya’dan, en yetkili ağızdan baharında 1996’nın.
Unutmadık Almanya. Ve unutmayacağız bize reva görülenleri. Unutturmak isteyenlerin suratına çarpacağız yaşananları, ta ki o özür dileninceye kadar...
msahin1@web.de
THOMAS SCHMIDT* : Avrupalı hukukçular: Yasak kalksın
2013 yılında PKK yasağı adaletsizliktir ve kaldırılmalıdır. Federal Almanya hükümeti tarafından PKK’nin yasaklanmasına ilişkin itiraf edilen koşullar bugün itibariyle geçerliliğini yitirmiştir. Türk hükümeti ile PKK ve Abdullah Öcalan arasinda yapılan müzarekeler yeni bir süreç başlatmıştır. Bu sürece Alman İçişleri bakanlığı kayıtsız kalmamalıdır. Bu açıdan PKK’nin yasaklanmasında ısrar etmek barışa zarar vermektedir. İrlanda ve Güney Afrika deneyimlerinde olduğu gibi iç savaştan çıkıp bir arada barış içerinde yaşama geçiş süreçlerinin öğrenilmesi gerekir.
Federal İçişleri Bakanlığı parlamenter müşteşarlığı 2012 Federal Almanya meclis dilekçe komitesi şu tespiti yapmıştır; “Almanya’da da militan eylemliliklerin sayısının giderek arttığı“ kayıt edilmiş, ancak bu verinin hiçbir dayanağı yoktur. Anayasayı Koruma Örgütü dahi Almanya’daki çatışmalı gösterilerin sorumluluğunu PKK ve buna bağlı gösterilen kurumlardan kaynaklı olduğunu kanıtlayamamıştır.
Şimdiye kadar yaşanmış olan çatışmaların kaynağı Kürt göstericileri değil aksine “Bozkurt” olarak tanımlanan Türk milliyetçileridir. PKK’nin bu çatışmalarda yer aldığı ispat edilememiştir. Hiçbir süretle PKK’nin şiddete yatkınlığında bir artışın olduğu sonucu çıkarılamaz.
PKK yasağı ile birlikte sadece PKK’nin kendisi değil diğer birçok sivil toplum örgütleri, kurumları, kriminalize edilmiştir. Bu da Almanya’da Kürtlerin demokratik haklarını engellemektedir. PKK’ye yönelik yasak Almanya’daki Kürt kurumlarının çalışmalarını engellenmekte ve yine Türkiye’deki Kürt muhalefetinin sesine dahil olmaları “terörü örgütü yandaşlığı” varsayılarak engellenmekte.
Bu yasaklamaların içine Kürt televizyon kanalı Roj TV’nin de olması, düşünce ve basın özgürlüğüne vurulan bu darbedir. İnsan hakları ve basın özgürlüyle de uyuşmamaktedır.
PKK listeden çıkarılsın
PKK’nin Avrupa Birliği ‘terör listesi’ne alınması Kürt demokratik hareketi için ciddi bir engel teşkil etmektedir. Avrupa Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Hukukçular Birliği (EJDM) uzun bir süredir PKK’nin ‘terör örgütleri listesi’nden çıkarılmasını talep etmektedir. EJDM içersinde bir araya gelmiş olan 18 Avrupa ülkesinin hukukçuları, Avrupa ‘terör listesi’nin anayasal hakları ihlal ettiği kanatindeler.
2008 yılında Lüksemburg’daki Avrupa Adalet Divanı, PKK’nin ‘terör listesi’ne alınmasını dayanağını olmadığı ve Avrupa hukukuna aykırılığından dolayı hükümsüz kılmıştır. Avrupa Birliği Konseyi alınan bu kararı bozar ve PKK tekrar ‘terör listesi’ne alınır. Alınan bu karar yasal olarak kuşku vericidir.
KCK’ye gönüllü destektir
Alman Hükümeti Türkiye’deki “barış sürecini“ ciddi anlamda desteklemek istiyorsa, PKK Avrupa ‘terör örgütleri listesi’nden çıkartılmalı ve böylece sivil Kürt hareketinin önünün açılmasına destek sunmalıdır.
PKK’nin hala Almanya’da yasaklılık sürecinin devam etmesi ve Avrupa Birliği ‘terör listesi’nden çıkartılmaması AB ve Almanya hükümetinin, Türk hükümetinin yaptığı KCK operasyonlarına gönüllü destek olmaktadır.
Yasal hiç bir dayanağı olmayan KCK operasyonlarında tahminen 2 bin ile 8 bin arasında insan tutuklanmıştır. Türk hükümeti tarafından bu tutuklamalara ilişkin herhangi bir resmi bilgi verilmemiştir. Tutuklananar arasında belediye başkanları, BDP üyeleri, gazeteciler, hukukçular, avukatlar, sendikacılar yer almaktadır.
Avukatlar serbest bırakılsın
EJDM diğer ülkelerdeki hukukçularla beraber 2011 yılından bu yana 46 avukata yönelik Silivri’de görülen davayı gözlemlemektedir. PKK’nin Almanya’da yasak olması Avrupa ‘terör listesi’nde bulunması Almanya’nın ve AB’nin dolaylı olarak yürütülen bu hukusuzluğa ortak olduğunu göstermektedir.
Sanıklar somut şiddet eylemlerinden dolayı değil KCK’ye üye olmaktan suçlanmaktadır. Bu davayla “BM’nin hukuki temel prensipleri” yara almıştır.
EJDM olarak Alman hükümetinden PKK’nin legalleşmesini ve Kürt halkının parlamentoda temsilinin desteklenmesini talep ediyoruz. Yine EJDM olarak Alman hükümetinden diğer bir talebimiz Türk hükümetine diplomatik alanda baskı yapılmasını, bu yolla avukatlara karşı sürdürülen hukuksuzluğun biran önce bitirilmesini ve avukat arkadaşlarımızın derhal serbet bırakılmasını istiyoruz.
* Thomas Schmidt, Avrupa Demokrasi ve İnsan Hakları için Hukukçular Birliği (EJDM) Genel Sekreteridir.
MANI STENNER*: Almanya siyasi çözüm için baskı yapmalı
AKP Hükümeti’nin PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan ile İmralı adasında yaptığı görüşmeler ve bunun devamında Öcalan’ın Newroz kutlamalarında okunan mektubu Kürt sorununun siyasal çözümü için büyük umut yarattı. Sonunda 30 yıllık çatışma sürecinin ardından Kürt gerillalarının geri çekilmesiyle beraber demokratikleşmenin sağlanacağı, kültürel ve inançsal azınlıkların haklarının tanınacağı, yine azınlıkların siyasal temsilinin önünü açacak siyasal adımlar atılabilinirdi. Bununla beraber Kürt coğrafyasında ekonomik ve sosyal gelişim sağlanabilinirdi.
Şu an Sultan Erdoğan verdiği sözleri yerine getirmediği için süreç tıkanmış durumda. “Demokratikleşme paketi“ demokratikleşmeden ziyade tehdit haline gelmiştir. Kürt tarafının savaşı durdurmasına cevap olarak yeni karakollar inşa edilmiş, daha fazla asker bölgede konumlandırılmış, binlerce insan tutuklanmıştır.
Türkiye’deki baskı rejimi sadece Kürtleri ve Alevileri hedeflememektedir. Aynı zamanda Türk gençlerinin otoriter AKP rejimine karşı protestoları da gözaltılar, TOMA’lar ve biber gazlarıyla bastırılmaktadır.
Avrupa Birliği’nin resmi olarak, yerel politikalara ilişkin 22. müzakere başlığını görüşmeye açmasıyla Türkiye’ye doğru bir mesaj verdiği şüphelidir. Bir barış aktivisti olarak her zaman için Türkiye’nin AB’yle yakınlaşmasını doğru bulmuş, Kopenhag Kriterleri’nin yerine getirilmesiyle Türkiye’nin demokratikleşeceğine, Kürtlere haklarının tanınacağına, kirli savaşın son bulacağına inanmışımdır. Fakat bunun için aktif bir barış politikasıyla desteklenmesi ve gerektiğinde bir müdahale mekanizmasını barındırmalıdır.
Türk hükümeti politik bir çözüm için fırsat olan bu barış sürecini daha fazla tahrip etmemesi için zorlanmalı ve cesaretlendirilmelidir. İmralı’da verilen sözlerin gereğinin yapılması yanında, Suriye’deki otonom Kürt bölgesine yapılan saldırıların da son bulması gerekir. Bunların sağlanabilmesi içinde Avrupa ve Almanya’nın baskıda bulunması faydalı olabilir.
Türk devleti Abdullah Öcalan ile görüşürken, Almanya’da 20 yıllık PKK yasağının devam etirmesi büyük bir çelişkidir. Almanya’nın Türk devletinin en önemli müttefiklerinden biri olması ve aynı zamanda büyük bir Kürt ve Türk nüfusunu kendi sınırlarında barındırması nedeniyle, Türkiye’deki baskıcı sistemin son bulmasında katkı sunabilir, anlaşılabilir bir dil ile sinyal verebilir.
PKK uzun zamandır Almanya yasalarına uyacağına dair verdiği sözleri tutmaktadır. Protesto gösterileri barışçıl bir havada geçmektedir. Diyalog ve çözüm isteniyorsa, bunun tarafı olan gruplar sonsuza kadar yasaklanamaz. Şu an PKK yasağının kaldırılmasının tam zamandır!
* Mani Stenner; Almanya’da birçok barış ve insan hakları örgütünü bünyesinde barındıran “Netzwerk Friedenskooperative/ Barış Kooperatifi Ağı’nın Sözcüsü.