Yahudi yöneticiler, "Büyük İsrail"in kapısını araladı ve Bağımsız Kürdistan için diplomatik kampanya başlattılar.
İsrail’li araştırmacıların "Yahudi Kürtler" hipotezi yeniden gündemleştirilecek.
Amerika’nın bağımsızlık kampanyasına hemen dahil olmaması "doğal".
Türkiye, "Kerkük" hayalini, "kardeş Kürdistan"a ortak olarak gerçekleştirecek.
Türkiye’den "evet" çıkarsa, Türkiye-İsrail ilişkilerini "Kürdistan" tamir etmiş olacak.
IŞİD Rojava’da direniş setini geçemedi; Güney’e saldırdı.
Birliğe taraf durmayanların kaybedecekleri bir Kürdistan yapılanıyor.
Kurtuluş teorisi aktüelleşti.
Umursamayanları bile umutlandıracak bir zaman tünelinden geçiyoruz.
KARE II
Otuz beş yıl oldu.
Kuzey’e dönmedim.
Bekaa’ya "turist" olarak gittim, onun üstünden de 22 yıl geçti.
Rojava’ya gittiğimde, oraya "başurê Rojava" deniyordu.
Daha sonra, Güney Kürdistan’a gittim.
Döndüğümde, "CIA-007 Bond" zeminli bir sisteme tanıklık ettiğimi irdeleyen bir yazı zinciri hazırladım.
Türkiye Güney’e askeri saldırı yaptı, yazıları yayınlamaktan vazgeçtim.
Benden sonra gelenler geri döndüler.
Serhat Bucak geri döndü, adına sevindiğimin altını çizmek istiyorum.
"Geri dönenin vay haline!" yazısı, Serhat Bucak gibi onyıllar boyu direnenlere umut bağlayanların karşısında duranlara dairdi.
Geri dönmek için harekete geçen Remzi Kartal’ın, yaş tahtaya ayak basmamak için temkinli davranmasından ders alınması gerektiğine inanıyorum.
Kirvem Günay Arslan, Van’a varmak için dönüş biletini aldığını yazdı.
O yazıyı yazmadan önce görüştük.
O’na, geri dönüşle ilgili korkularımı anlattım.
Onun yükü ağır; benim korkularım fazla; anlaştık:
O’nun ikinci yolculuğunda birlikte gideceğimiz için şimdiden seviniyorum.
Sonbahara…
KARE III
30 Haziran günü, Carrer de la Maquinistra sokağında bulunan "La Bombeta" isimli balık lokantasından çıktığımızda, saat 21’e geliyordu, birdenbire beni kucaklayarak ağlamaya başladı. Hıçkırığı dinmek bilmedi. Tişörtüm ıslandığında ve onu ayakta tutmak için gücümün yetersiz kaldığını hisettiğimde, lokantanın köşesindeki Carrer del Rector Bruguera sokağına saptık.
İkimiz yere yıkıldık.
Başını göğsüme dayayıp, sakinleştirmek istedim, olmadı.
Birdenbire bir yas dünyasında buldum kendimi.
Ben de ağlamaya başladım.
Histerik değildi, başını dizlerime koydu, başını taşıyan dizlerimi sağlamlaştırmak için, sırtımı duvara dayadığımı sonradan keşfettim.
O, hep kendisine özgü "anneciğim, anneciğim, anneciğim" temposuyla dakikalarca ağladı.
"Maya mi, maya mi, maya mi" dememişti. Buna şaşırmadım, Annemiz Zehra Hanım bizi İstanbul’da terketmişti.
Benim hitabımda "Fazo" olan kızkardeşim, ayrılırken annemize refakat etmişti.
Fazo ile 35 yıl boyu üçüncü görüşmemizdi.
Bu matem saatini yaşamak için Kürdistan’da değildik.
Berlin’de de değil.
Belki de bizi yeniden tanışmaya ve biribirimize kenetlenmeye iten güç, Barcelona’da buluşmamız için bir kader yolu çizmişti.
Üç günde "dostluğunu" kazandığımız "Joro" adındaki Garson‘un dışarı çıkıp, üst katlara seslendiğini duydum.
"La Bombeta" lokantasına bitişik kapıdan çıkan bir kadının geldiğini gördüğümde, konuşamaz durumdaydım.
İspanyolca, birçok cümle duydum, vücut dilinden, ne olduğumu bilmek istediğini hissediyordum.
Fazo’yo göstererek, "Hermana" dedim. Kızkardeş olarak o kelime kalmıştı aklımda. "Madra" (Anne), Sonra da "Muerto" (ölü) dedim. Bu iki kelimeden karşımızda diz çöken kadının, matemimizin nedenini anladığını, onun da buğulanmış gözelerinden okuyordum.
El hareketiyle bizi evine davet etti. Gidemiyorduk, teşekkür ettik..
Sonra, yıkılıp kaldığımız yerde uyumamak için kalkıp otele doğru yürümeye başladık…
Başka bir diyarda, bu kez, sarsan duyguların tanıklığında, yeniden tanıştık.
Sanki gerilere gitmiş ve Kürdistan’lı annemizin rahmine sığınmıştık.
Yaşam kareleri
KARE I