Do Yayınları'ndan çıkan söz konusu eseri okurken okurunu bulmakta herhangi bir sıkıntı yaşamayacağı kanaatine vardığımı söylemek istiyorum. Çünkü yaşanmışlıklarımızı sarsıcı bir biçimde yazıya aktarıyor. Dolayısıyla bu eserde her okur kendi yaşamından kesitler bulacaktır. Kayıplarımızı, acılarımızı sevinçlerimizi dile getiriyor olması çok önemlidir.
Yazar hem ülke içerisinde yaşanan iç göçü hem de yurtdışına çıkan göçü ele alırken okuru olağanüstü heyecanlandırmaktadır. Kendisinin de çocuk yaşlardan beri birkaç göç yaşamış olması okurun dikkatini çekmeyi başarıyor. Göç sırasında çocukların ruh halini ve ak saçlı yaşlıların döktükleri gözyaşlarıyla doğdukları aziz topraklardan koparılışını aktarır. 
Her ne kadar bir tarih kitabı değilse de ama asırlardır coğrafyamızda kıyıma uğrayan başta Ermeniler olmak üzere, Aleviler, Kürtler, Süryaniler, Rumlar ve daha nice irili ufaklı kadim halkların trajedik tarihini anlatmayı ihmal etmiyor. Yani tarihi bilgilerini satır aralarına serpiştirerek okuru aydınlatıyor. Mazlum halklara yaşatılan vahşetin tekrarlanmaması adına kalemini çok ustaca kullandığını görüyoruz.
Coğrafyamızda soykırıma uğrayan Ermeni halkının acılarını tarihten aktarmaya gayret ediyor. Eski bir Ermeni köyünde dünyaya gelen yazar, burada yaşananlarla yola çıkarak, Osmanlı soykırımından kurtulan Ermenilerin cumhuriyet tarihi boyunca da büyük zulme maruz kaldığını, gerek köyün yaşlı insanların anlatımlarıyla gerek sahici tarihi okuyarak vardığı sonucu ahlaki üstünlükle okurla paylaşmaktadır.
Keza Kürt özgürlük mücadelesine objektif bakışı aydın kimliğin bir neticesidir. Kürt sorunu her yazarın yazması gereken bir sorundur. Ama maalesef kendisine aydınım diyen birçok yazarın, sanatçının, siyasetçinin kullanma süresi geçmiş küflenmiş Kemalist ideallerinden kopamamasından ötürü, bu küresel sorundan tek kelam etmezken, Mustafa Özbey büyük bir cesaretle mevcut handikapı aşarak konuyu işliyor. Kürt Özgürlük Hareketinin haklı çıkışını gene tarihten örneklerle temellendiriyor. Özellikle kimlik ve anadil kaybının vahim sonucunu aktarırken insanı uzun hüzünlü bir yolculuğa çıkarıyor. Yazarımızın kendisi de kimlik sorunundan ötürü büyük acı çekmiş olmasına rağmen kin, garez söyleminden kaçınması ve barışı kardeşliği baz aldığı dikkatinizi çekecektir. 
Kitapta en önemli hususlardan biri de Alevi meselesidir. Yazarın Alevi oluşu, inancından anadilinden dolayı yaşadığı sıkıntıları dile getiriyor. Yaşadıklarını aktarırken tam bir Alevi hoşgörüsüyle eğitici ve affedici davranması gözden kaçmıyor.
Yazar Özbey yakın tarihimize de kayıtsız kalmıyor. Bu eserde sosyalist hareketin ülkemize kazandırdıkları mücadele kültürünü ve ödediği ağır bedellerin unutulmaması gayesiyle genç nesillere sade bir anlatımla aktarma sorumluluğunu gösteriyor. Ve bu kıymetli değerlerin aşınmaması yönünde de bir çaba içerisinde olduğu aşikardır.
Gene ülkemizi demokrasiden, medeniyetten alıkoyan 1980 askeri faşist darbeyi birebir yaşamış olması esere faklı bir nitelik kazandırıyor. Darbeci generallerin Alevilere, Kürtlere, sosyalistlere sivil toplum kurumlarına karşı özel harp uygulamalarıyla yaşam haklarının bir kez daha elinden alındığını önemle vurgulamaktadır.
Sonuç olarak okurla bütünleşen böylesi eserler kaslaşmış devletin fay hatlarının kırılmasını hızlandıracaktır. Bu anlamda okumaya değerler eserler arasındadır yazar Mustafa Özbey’in bu mütevazi kitabı.

HÜSEYİN CAN