Berdel usulüyle evlendirilen Vehice Kerci’nin eşi ve ağabeyi gerillada şehit düşünce önce yengesi Gule ardından kendisi baba evine gönderilir, çocukları ise babalarının ailelerinin yanında kalır ve kadınlar birbirlerinin çocuklarına annelik eder.

Vehice, “Hem ben hem yengem Türk devletinin ve feodal toplum kararlarının kurbanı olduk. İnanılması zor bir güçle hala ikimiz de yaşamak için direniyoruz. Yurtseverliğimizle, kendimize duyduğumuz güvenle yaşamak için direniyoruz” diyor.

SAİT ÖZTÜRK / HEİLBRONN

Dünyanın her yerinde savaşlar kadınların yaşam koşullarını değiştiriyor ve etkiliyor. Kuzey Kürdistan’daki kadınlar, onlarca yıldır işgalci Türk devletinin kirli savaş politikalarından dolayı şiddet, taciz, cinsel saldırı, tehcir gibi sorunlarla karşı karşıya. Faili meçhuller ya da çatışmalarda eş, çocuk ve kardeşlerini kaybeden kadınlar, gidenin ardından mücadelesini devralarak hayatlarına devam etmeye çalışıyor.

Henüz 17 yaşında iken berdel ile evlendirilen 47 yaşındaki Vehice Kerci’nin yaşadıkları da Kürt coğrafyasındaki kadın gerçekliğinin bir özeti. 1989’da evlendirilen Vehice’nin eşi Sabri Akar (Dijwar), evliliklerinin 8’inci ayında devletin savaş politikalarına karşı gerilla saflarına katılır. Eşi 1992 yılında şehit düşen Vehice, onun mücadelesini devralarak politikleşir ve hayatını mücadeleye adar. Türk devletinin baskı ve tehditlerine maruz kalan, şiddete maruz kalan Vehice, iki yıldır Heilbronn’da bir mülteci kampında kalıyor.

Berdel evliliği

Şirnex’in Hezex (İdil) ilçesine bağlı Bafê (Soluk) köyünde doğan Vehice, okula gönderilmediği için okuma-yazması yok. 1989’da berdel olarak evlendirilen Vehice’nin eşinin gerilla saflarına katılması ile birlikte üzerinde yoğun asker baskısı başlar. Defalarca herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin gözaltına alınır, askerlerin şiddet ve hakaretlerine maruz bırakılır. Eşinin Türk ordusunun ile girdiği bir çatışmada şehit düşmesinden sonra Vehice’nin hayatı tamamen değişir.

Vedalaşıp gitti

“Bilmiyorum, nereden başlasam anlatmaya...” diyerek söze başlayan Vehice, “Görücü ve berdel usulü ile evlendirildim. O dönem Kürdistan’da sürdürülen savaşın en kirli dönemiydi. Kürtlerin serhildana kalktığı dönemler... Her gün köylerin yakıldığı, insanların kaybedildiği bir süreçte, bizim de ailemiz bu baskılardan nasibini aldı. Eşim, ağırlaşan bu baskılara karşı gerillaya katılmaya karar verdi ve vedalaşıp gitti” diye anlatıyor o günleri.

Eşinin gerilla saflarına katılması ile baskıların başladığını ve hayatının tümden değiştiğini dile getiren Vehice, eşinin ardından hamile olduğunu öğrendiğini ve o halde bile askerler  tarafından ağır işkencelerden geçirildiğini belirtiyor.

Karakol rahat bırakmadı

Vehice, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hamile olduğumu, Dijwar’ın gidişinden sonra öğrendim. Bir yandan bunun sevincini yaşarken diğer yandan onun özlemini yaşadım. Tam da böyle bir zamanda Türk devleti, eşimin gerilla saflarına katıldığını duymuş olacak ki karakoldaki askerler evimize baskın yaparak, beni ve kayınbabamı aldı. Eşimin nerede olduğunu sordular. Biz de Türk kentlerine çalışmaya gittiğini söyledik ama inanmadılar. Daha sonra serbest bırakıldık. Bu tür baskılar sürekli devam etti. Her gün karakola götürülüyor, her türlü hakarete maruz kalıyordum.”

Hamileyken de dövüldü

Maruz bırakıldığı hakaret ve işkenceleri gözyaşlarıyla anlatıyor Vehice: “Birgün evimize yine baskın yapıldı. Yeniden karakola götürüldüm. Bana, ‘Hamileliğin eşinin eve geldiğinin ispatıdır veya sen gidip onlarla görüşüyorsun’ dediler. Bunları söylerken bana küfür edip dövdüler. Bir ara yalnız kaldığımda Kürt bir asker gizlice yanıma gelerek, ‘Ne olur bir şeyler yap. Artık bir daha seni getirmesinler. Ben bu hakaretlere dayanamıyorum. Bir şekilde buralardan kaç’ dedi. Bunun üzerine kendisine ‘Bunlar düşman. Ne yapsalar da taviz vermeyeceğim’ dedim. Bu tür işkenceler her gün devam etti.

Şehit Çimen’in ismini koydu

Köy dışına çıkmayı, tarlamızı ekmeye varana kadar her şeyi bize yasaklamışlardı. Bütün bunlar eşimle buluşmamam ve onlara yemek vermemem içindi. Ama her şeye rağmen onları yalnız bırakmadık. Her türlü yardımı verdim.”

Eşine bir kızının olduğu haberinin ulaştığını belirten Vehice, ismini de babasının koyduğunu anlatıyor: “Eşimin kızı olduğuna sevindiğini duydum. ‘Evet, o kız benim ama daha çok o annesinin kızıdır’ demiş. Daha sonra yine milisler aracılığıyla bir pusula göndererek kızıma şehit komutan Çimen’in ismini vermemi istedi. Ben de onu dikkate alarak kızımızın ismini Çimen koydum.”

Son görüşmemiz oldu

Vehice, gözyaşları içinde eşi ile son görüşmesini ise şöyle anlattı: “1992’de haber geldi, eşim benimle görüşmek istedi. Bir köyde görüşmeye gittim. Gece geç saatlere kadar kendisi ve arkadaşlarıyla kaldık. Daha sonra artık gitmem istendi. Bu da son görüşmemiz oldu. Ertesi gün Çiyayê Dêra’da Türk askerleriyle çatışmaya girdiklerini ve bu çatışmada birkaç arkadaşıyla şehit düştüğünü öğrendim. Cenazeleri teşhis etmek için çağrıldık. Cenazeleri panzerlerin arkasında sürükleyerek gösterdiler. Alıp köyde defnettik.”

Dedesini babası sanıyordu

Eşi ile resmi nikahlı olmadıkları için kızı Çimen’in dedesi üzerine kaydedildiği belirten Vehice, kızının ilkokula başlayana dek dedesini babası sandığını söyledi: “Okul arkadaşları kızıma gerçeği anlatmış. Önce inanmadı; koşarak yanıma geldi. Ben de gerçekleri böylece söylemek zorunda kaldım. Çimen, bunun üzerine psikolojik sorunlar yaşadı. Dedesi öldükten sonra ise kızımın amcaları tarafından babamın evine gönderildim. Kızım amcalarıyla kaldı.”

Birbirlerinin çocuklarına baktılar

Eşinin gerilla saflarına katılmasından iki ay sonra ağabeyi Süleyman Kerci’nin (Şerbet) de gerilla saflarına katıldığını belirten Vehice, sonraki sürecini şöyle anlatıyor: “Hem eşim hem de ağabeyim gerillaya katıldığı için ben ve yengem Gulê  ortak acılar yaşadık. Ağabeyim de saflardayken bir oğlu oldu ve isteği üzerine oğluna Demhat ismi verildi. Eşim 1992’de ağabeyim Şerbet ise 1993’te şehit düştü. Yeğenim Demhat 5 yaşındayken yengem babasının evine döndü. Artık berdellik sorunu ortadan kalktığı için ben de babamın evine döndüm. Çimen’i babasının evinde bırakmıştım. Böylelikle ağabeyimin oğlu Demhat bizde, benim kızım Çimen de amcalarının yanında kaldı. Bu yüzden ağabeyimin eşi benim kızım Çimen’i büyütürken, ben de ağabeyimin oğlu Demhat’ı büyüttüm. Bir gerçeklik var ki ben ve yengem aynı acımasız kaderi yaşadık.”

Kızımı 13’ünde evlendirdiler!

Vehice, kızı Çimen’in babasının yolunda yürümesini beklerken 13 yaşındayken kendisinden habersiz bir şekilde evlendirildiğini anlatıyor. Köylülerden kızının evleneceğini duyan Vehice’nin bu konudaki bütün itirazları da sonuç vermemiş. Çimen, babasının mezarını ziyaret edip toprağına sarılıp vedalaştıktan sonra evleneceği kente doğru yola çıkmış.

‘Eşime verdiğim sözü tuttum’

Yıllarca baskı, işkence ve zorluğa rağmen eşine verdiği söze bağlı kaldığını belirten Vehice, Cizîra Botan’da sokağa çıkma yasakları ilan edildiği süreçte şans eseri öldürülmekten kurtuluyor. Cizîr’de sokağa çıkma yasağının ilan edildiği ilk gün birkaç kadınla birlikte Cûdî mahallesine gitmeye çalışırken Türk askerleri tarafından taranıyorlar. Kadınlardan biri yaşamını yitirirken, Vehice bir eve sığınarak kurtulmayı başardığını anlatıyor.

‘Yaşamak için direniyoruz’

Türk devletinin baskıları sonucu ülkesini terketmek zorunda kalan ve iki yılı aşkın bir süre önce Almanya’nın Heilbronn kentine gelen Vehice, hala bir mülteci kampında yaşamını sürdürüyor.

“Hem ben hem yengem Türk devletinin, feodal toplum kararlarının kurbanı olduk. İnanılması zor olan bir güçle hala ikimiz de yaşamak için direniyoruz. Direniş gücünü ailelerimizden ve çevremizdeki dostlarımızdan alıyoruz. Bunun yanı sıra yurtseverliğimizle ve kendimize duyduğumuz güvenle yaşamak için direniyoruz” diyor.