Meryem Adanmış, bir çok Maxmurlu kadın gibi, sürgünlerle geçen çok zor ve acılarla dolu bir hayat yaşadı, yaşıyor. O da bir çok kadın gibi öyküsünü her anlattığında acılarını yeniden yaşıyor. Hikayeler ayrı olsa da yaşadıkları aslında aynı, sadece isimlerdir değişik olan...
Meryem Adanmış, Sêrt'e bağlı Xizxêr köyünden. Meryem ve ailesi PKK'ye daha 1980'lerde sempati duyuyor ve aktif bir biçimde çalışmalarda yer alıyor. Meryem Adanmış, hiç unutamadığı o yılları, "PKK'nin mücadelesi ile kendimizi, yani Kürtlüğümüzü ve kimliğimizi tanıdık. Özellikle dört duvar arasında hapsolmuş Kürt kadını, her anını acılar içerisinde haykırmaktaydı. En çok da bizlerin bu mücadeleyi sahiplenmesi gerekiyordu" diye anlatıyor.

'Kayınpederim katledildi'

Adanmış, o yıllarda yaşanan devlet baskısına dikkat çekerek, "Kayınpederim Kürtlüğünden vazgeçmediği için katledildi. Hergün baskı ve zulme görüyorduk. Eşim mecburen bizi terk edip kaçmak zorunda kaldı. Biz de metropole güç ettik ve bu biçimde baskılardan kurtulmaya çalışıyorduk. Ancak bunun uzun sürmeyeceğini de biliyorduk. Çünkü her gün faili meçhulleri, tutuklamalar ve baskı haberlerini alıyorduk" diyor. Tek çarelerinin kaçmak olduğunu söyleyen Adanmış, 1996'da Güney Kürdistan'a göç ettiklerini belirtiyor.

'Ninova'da birşey değişmedi'

İlk olarak Etruş mülteci kampına gittiklerini ifade eden Adanmış, buralara gitmekle sorunlarının bitmediğini, baskı ve zulmün farklı şekilde burada devam ettiğini şöyle belirtiyor: "İnsanlar yine öldürülecekti. Ölülerimizi defin edecek toprağımız olmayacak ve yine anneler mezarlıklarda ağıt yakacaklardı. KDP'nin yoğun baskı ve zorlamaları yetmiyormuş gibi, günlerce, aylarca ambargo uygulamalarıyla karşı karşıya kalıyorduk. Oradan da göç edecektik, nasıl olsa alışmıştık göç etmeye ve tek yükümüz üzerimizdeki elbiselerdi. Bu sefer Ninova kampının yolunu tutmuştuk büyük bir heyecanla. Evet Ninova'ya geldik ama hiçbir şey değişmedi. Ne baskılar ne de aç ve susuz günler. Ne annelerin ağıtları durdu, ne de açlıktan hıçkıra hıçkıra ağlayan çocukların bağırışları."

Anneler aç çocuklarını izledi...

"Bir annenin hergün çocuğunun aç kalmasını izlemesinin ne olduğunu, ancak mülteci kadınlar anlar"diyen Adanmış, yaşadığı o günleri anlatırken boğazı düğümleniyor. Birçok annenin çocuğunu açlıktan yitirdiğini sözlerine ekleyen Adanmış, sadece açlığa değil, kışın dondurucu soğuğunda nasıl titrediklerine tanık olduklarını, bunun bir anne için dayanılmaz bir acı olduğunu ifade ediyor. Buradan da, herşeylerini çadırlar ile birlikte yakarak kaçmak zorunda kaldıklarını belirten Adanmış, Nehdara Kampı'na kadar gerçekleştirdikleri yeni göç için "Bu yolculukta tek şahidim dağlar ve taşlardı. Eğer konuşabilseydi en iyi dağlar ve taşlar anlatırdı beni ve yarım kalmış hikayelerimizi" diyor.

Dört tarafı mayınlı Nehdara

Nehdara'nın dört tarafının mayınlı olduğunu belirten Adanmış, sürekli bir korku içinde yaşadıklarını ekliyor sözlerine. Adanmış şöyle devam ediyor: "Onlarca insanımız mayınlara basma sonucu ya hayatını kaybetti, ya da sakat kaldılar. Altında saklanacağımız ve kendimizi kuruyacağımız bir parça naylon bile yoktu. Gözümüzün önünde çocuklarımız eriyip gidiyorlardı. Soğuk yetmiyormuş gibi, açlıkta eklenince ne yapacağımızı bilmiyorduk. Günlerce aç kaldığımızı hatırlıyorum. Çocuklarım için ve var gücümle ayakta kalmaya çalışıyordum. 3 ay boyunca biz 7-8 aile altı metre naylonun altında yaşadık. Çocuklarımızın üstüne örtecek battaniyelerimiz yoktu."

Toprak yeşerince nefes aldık..

Adanmış, diğer taraftan da KDP ve Saddam'ın askerlerinin saldırılarının arttığına dikkat çekerek şunları belirtiyor: "Oradan da bizi buraya, yani Maxmur Mülteci Kampı'na getirdiler. Adeta burada yeniden bir hayat kurduk. Zaten burada yaşama dair hiçbir iz yoktu. İğnenin ucu kadar yeşilliğe rastlanmazdı. Akrep ve yılan doluydu. Onlarca insanımızı akrep sokması sonucu kaybettik. Su ise, hiç yoktu. Ama bizler Kürt insanı ve özellikle Kürt Kadını toprağı ve toprakla uğraşmayı çok severiz ve yeşillik olmadan yaşayamazdık. Bu yüzden ağaç diktik ve her yer de bahçe ektik.Çünkü ancak bu toprak yeşerince nefes alabileceğimizi çok iyi biliyorduk."

Kadınlar kendine güvenir

Adanmış, kadınların her türlüğü güçlüğe karşı ayakta kaldığını da sözlerine ekleyerek, "Kadınlar her koşul altında çocuklarını korur ve yetiştirir. Kendimize güveniyorduk. Zaten Kürt kadını hep kendisine güvenmiştir ve kendisine güvendiği için her zaman en zoru başaran olmuştur" diyor.  


BERJÎN TÊKOŞER/MAXMUR