İzmir Aliağa İlçesi'ndeki Şakran Kadın Cezaevi'nde kalan Azadîya Welat Muhabiri Dilşah Ercan, açlık grevi eylemcisi Sevim Demir ile bir röportaj yaptı. Sevim Demir yaptığı röportajda, "Yaşamdan bıktığım veya başka bir beklentim olmadığı için girmedim bu greve, aksine yaşamı daha güzel yaşamak için girdim. Bizler yaşamları uğruna da mücadele eden bir halkın ardıllarıyız. Yaşamı uğruna ölmeyi göze alan felsefenin takipçileriyiz" şeklinde ifade ediyor eyleminin amacını.
1985'te Mûş'un Vartinis köyünde doğan Demir, aslen Bedlîs'li yurtsever bir ailenin çocuğu. Aile gördüğü baskılar sonucu 1988'de köyünü terk ederek Aydın'ın Söke İlçesi'ne göç eder. DTP ve BDP'nin kadın çalışmalarında yer alan ve 2010 Mayıs ayında 'KCK' operasyonları kapsamında tutuklanan Demir ile yapılan röportaj şöyle:

Ne zaman ve niçin tutuklandınız?

Birçok Kürt kadını gibi bende, zindanın soğuk betonlarıyla erken tanıştım. İlk olarak 2008 yılında 6 ay gibi bir tutukluluk süreci yaşadım. Bırakıldıktan sonra, daha önceden yürüttüğüm kadın çalışmalarıma devam ettim. 24 Mayıs 2010'da 'KCK' adı altında tutuklandım. O tarihten bu yana tutukluyum ve mahkemem 3 yıldır devam ediyor. Anadil üzerindeki engellemeler bizim davada da devam ediyor . Savunma hakkımız engellenmekte ve biz rehin olarak tutulmaktayız.

Eyleme girme kararını nasıl verdiniz?

Kürt halkının özgürlük talepleri Türk Devleti tarafından onca yıldır baskı, imha, inkar politikasıyla yok edilmeye çalışılıyor. Özgürlük taleplerimizi dayattıkça karşılığında işkence, katliam, siyasi soykırım operasyonu oluyor. Bir halkın irade olarak görüp kabul ettiği Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi, ağırlaştırmakla cevap veren bir hükümetle karşı karşıyayız. Olan biteni gördüğün, duymaya başladığın, ilgilenmeye çalıştığın an üzerindeki baskı daha da derinleşiyor. Bu noktada, özne durumuna geldiğinde, ne yapman gerektiğini netleştirmen gerektiğini anlıyorsun. Bunlara sessiz kalmayacağını ve kalmaman gerektiğini kendi içinde daha iyi çözümleyebiliyorsun. 30 yılı aşkın bir süredir verilen bir mücadele gerçekliği var. Bu yüzden, bedeninden başka bir şeyi olmayan bir Kürt kadını tutsak olarak bu eyleme girmek benim için çok anlamlıydı. Bu nedenle kararımı verdim ve eyleme girdim.

Eyleme giriş nedenleriniz ve talepleriniz nelerdir?

Eyleme başlama nedenim, taleplerimizin gerçekleşmesidir. Taleplerimiz ise çok net. Kürt Halkının iradesi olarak gördüğü Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kalkması sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanması. Yine bire bir mağduru olduğum anadilde savunma hakkının, anadilde eğitimin verilmesi. Sayın Öcalan'ın durumu öncelikli talebimizdir. Bir halk kendi diliyle vardır. Başka bir ifadeyle, dil içinde bulunduğu toplumsal koşullara ekonomik, kültürel, politik, sosyal, psikolojik vb. dinamiklere bakmayı gerektiriyor. Çünkü açıktır ki, dil sadece teknik bir iletişim aracı değildir. Her şeyden önce biliyoruz ki dil kültür taşıyıcısıdır ve toplumun kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel kimliğin ana öğelerindendir. Dile dokunuş onura dokunuştur. İnsan, yaşamıyla onuruyla vardır. Bu nedenlerle taleplerimiz yerine gelinceye kadar eyleme devam edeceğiz.

AKP hükümeti Öcalan'a tecrit uygulamakla neyi amaçlıyor?

AKP hükümeti, bir halkı öndersiz bırakmak, kendi içerisinde Kürt halkını eritmek ve kendi 'Kürt kardeşini' yaratmak istemektedir. Bu da sadece 'sürü' yaratmadır, halkı yok etmedir. Tarihten bu yana, bu istenmektedir. Bu eylemimiz ayrıca, bu şekilde kendi celladına aşık olanlara bir cevaptır. AKP hükümetine bir cevaptır. AKP hükümeti tecrit ile durumu sözün bittiği yere getirdi. Cezaevlerini toplama kampına çevirmek ve savaşı daha da tırmandırmak istedi. Kürt halkı aklı, mantığı ve sağduyusuyla bu süreci de aşacaktır. Halk bu sürece en iyi cevabı vermektedir.

Çağrınız var mı?

Sistem bizi cezaevlerine atarak, rehin tutarak, soğuk beton yığınları arasında 'Islah etmeye', 'akıllandırmaya', cezalandırmaya' çalışmaktadır. Ancak unutmamak gerekir ki, mücadele ruhu her yerde vardır. Mücadele her alanda mücadeledir. Yeter ki kim olduğumuzu ve ne istediğimizi bilelim. Soğuk beton yığınları arasında yükselen çığlığımızı Kürt halkına, tüm duyarlı, barışseverlere duyurmak istiyorum. İnsanlık suçuna dur demek için bir ses de dışarıdan bekliyoruz. Taleplerimiz yerine geç olmadan gelmesi için içerden gelen sesin yükselişi, dışarıdaki sesin yükselişiyle daha anlamlı olacaktır.

Son olarak söyleyeceğiniz bir şey var mı?

Son olarak şunu vurgulamak istiyorum. Yaşamdan bıktığım, sıkıldığım veya başka bir beklentim olmadığı için girmedim bu greve, aksine yaşamı daha güzel yaşamak içim girdim. Bizler yaşamları uğruna da mücadele eden bir halkın ardıllarıyız. Yaşamı uğruna ölmeyi göze alan felsefenin takipçileriyiz. Onurlu yaşam için gerekirse kendimizden vazgeçeriz. 

DİHA/İZMİR