Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nda milletvekili seçilen Erol Dora, Asuri-Süryaniler halkının, Lozan’da garanti altına alınmasına rağmen birçok hakkının sınırlandırıldığını vurguladı.
 Erol Dora, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nu da kurulması düşünülen Çatı Partisinin bir izdüşümü olarak tanımladı.

Sayın Dora siyasete atılma düşüncesi nasıl oluştu?

Siyasete atılma düşüncesi zaten sizinde süreci izlediğiniz gibi Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku adı altında ilk defa Türkiye’de farklılıkları da içinde barındıran bir siyasi Blok oluşturuldu.
Barış ve Demokrasi Partisi ve onun öncelleri hep sadece Kürtlerden müteşekkül oldukları, Türkiye’nin geneline hitap etmediklerine dair eleştiriler alıyorlardı. Fakat Blok’ta bu da herhalde gözününe alınarak bütün Türkiye’ye yönelik yeni bir konsept çerçevesinde bir politika oluşturmak ve halkların kardeşliği bağlamında diğer bütün kardeş etnik gruplarla, farklı inançlarla ilişkileri geliştirmek ve daha güçlü bir şekilde demokrasi güçlerini bir araya getirmek amacıyla böyle bir blok oluşturuldu.
Asuri-Süryani halkı, Mezopotamya’nın en eski ve yerli halkıdır. 6500 yıllık bir tarihimiz vardır. Aynı zamanda Kürtlerle birlikte aynı coğrafyada binlerce yıldır kardeş olarak yaşıyoruz. 
Dolayısıyla bundan kaynaklı olarak Asuri-Süryani halkının da bu Blok’un içerisinde yer almasını düşündüler. Bizler Blok’un içinde yer almazsak eksik olacaktı. Bu halkı da siyaseten temsile kavuşturmak ve Türkiye’de verilecek demokrasi mücadelesini birlikte yürütmeye yönelik bir teklif geldi. Seçim başvurularının bitimine dört beş gün kala bana böyle bir teklif geldi ve ben de teklifi ciddi gördüğüm için kabul ettim. Aslında siyasete henüz hazırlıklı değildim. Ama böyle bir teklifi kabul etmemenin tarihi bir sorumluluğu kabul etmeme olacağını düşündüm... Çünkü insanın kendisiyle de bir mücadelesi vardır aynı zamanda.

Gerçi seçilmeniz üzerinde fazla zaman geçmedi ama, milletvekili seçildikten sonra yaşamınızda ne gibi değişiklikler oldu?
Ben siyaseti yakınen takip eden, siyasete meraklı bir insanım. Yalnızca Türkiye değil bütün dünya siyasetini de basından takip etmeye çalışıyorum. Biz seçildikten hemen kısa bir süre sonra mecliste tatile girdi. Bu süreçte fazla zorlanmadık.
Meclis’e gidip yemin etmedik. Tabii, demokratik siyaset sadece Meclis’te yapılacak diye bir şey yok. Ancak biz demokratik siyaseti çok önemsiyoruz. Çünkü bu halk bizi onları temsil etmemiz için seçti.

Bana göre Türkiye’de seçilip vekil olan her insan artık Türkiye’nin, Türkiye halklarının vekilidir. Dolayısıyla biz hepimiz 74 milyonun vekiliyiz. Bu nedenle de demokratik siyaset çerçevesinde yerimizi almalıyız. İşte yeni yapılacak anayasada ve Türkiye’nin diğer sorunlarında demokratik bir çözümün geliştirilmesi bağlamında bize büyük sorumluluklar düşmektedir. Tabii ki insan hayatında kısıtlayıcı durumlar oluyor. Bu da bu mesleğin cilveleri...


Blok içinde aday olarak yer almanız Asuri-Süryani halkı tarafından nasıl karşılandı?
Bu Blok’un içerisinde yer almamız, Asuri-Süryani halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Hem Kürt halkı açısından hem de diğer kardeş Êzîdî, Arap halkları genel anlamda da Türkiye’deki halklar tarafından çok iyi karşılandı. Çok pozitif bir gözle bakıldı. Buradan bütün halkları kutluyorum. Demek ki halklar barış, sevgi, kaynaşma istiyor. Milletvekilliğimizde bunun sembolik bir örneğidir. Özelde de Asuri-Süryani halkı üzerinde hem diasporada hem de ülkede büyük bir coşku yarattı. İleriki süreçte başta Kürt halkı ile Asuri-Süryani halkları olmak üzere halklarını daha da kaynaşmasını getirecektir. Bu açıdan çok memnun edici bir gelişmedir.

Çatı Partisi hakkında halkınızın ve sizin düşünceleriniz neler?

Bu Blok’un beyannamesinde vardı. Taktik değil tamamıyla stratejik bir karardır. Bundan sonra Türkiye’de demokrasi güçlerinin birleşmesi, birleştirilmesine yönelik tarihi bir adımdır Blok...

‘Çatı Partisi Blok’un izdüşümüdür’

Dolayısıyla seçimlerden sonra da bu Blok’un işlevinin devam ettirilmesi ve yeni yapılanmalara gidilmesi yönünde kararlar alınmıştı. Meclis’e gidemememiz ve yaşanan çatışmalı süreç bunu biraz sekteye uğrattı. Ama şu anda Çatı Partisinden de ziyade Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerini, bütün etnik grupları ve inançları birleştirmeye yönelik olarak bir kongre yapılanması var. Şu anda onun çalışmaları başlamıştır. Hazırlık komisyonları oluşturuldu. Komisyonlar bunu çalışmalarını yürütüyor. Ekim ya da Kasım ayında bu çalışmalar somutlaşacaktır. Burada Asuri-Süryani halkı da diğer birçok azınlık halkları gibi burada yerini almıştır. Bu Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun bir izdüşümüdür. Biz de burada yerimizi alacağız.

Azınlık haklarının iade edilmesi kararı sizin için ne anlam ifade ediyor?

Türkiye’de azınlıkların hakları 1923 Lozan Antlaşması’nda güvence altına alınmıştır. Azınlık olanlar da hukuken yalnızca ‘gayrimüslim’ olanlardır. Yani Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Êzîdîler de normalde Lozan kapsamındalar. Çünkü onlar da ‘gayrimüslim’dirler. Fakat fiiliyata baktığımızda, de facto olarak uygulama da Süryaniler bu haklardan kısmen yararlanabilmişlerdir.
Mesela şu anda Asuri-Süryanilerin de Türkiye’de vakıfları var. Aynen diğer Ermeniler gibi cemaat vakıfları var fakat bu haklar, Süryanilere bir bütün olarak uygulanmamıştır. Süryanilere bu haklar kullandırılmamıştır. Buna örnek verecek olursak, Rum ve Ermenilerin ilkokuldan başlayarak lise düzeyine kadar kendi dillerinde eğitim ve öğretim hakları vardır. Okullarında bu haklarını kullanabilmektedirler. Biz Asuri-Süryaniler ise okul haklarından yararlandırılmamışız. Yalnız işte vakıfları vardır. 1936 yılında devlet Asuri-Süryanilerden mal malvarlıklarını belirten bir beyanname istenmiş ve onlarda mal varlıklarını beyan etmişlerdir. Literatürde bu 1936 Beyannamesi olarak geçiyor. Ondan sonrada ta 1970’lere kadar azınlık vakıfları gayrimenkul edinmeye devam etmişlerdir. Ama 1970 yılında Yargıtay kararı ile bu hakları kısıtlanmıştır. 
Bize dediler ki, ‘siz 1936’da beyanname verdiniz. Gayrimenkullerinizi orada beyan ettiniz. O beyan ettiğiniz belge de sizin tüzüğünüzdür. Yani orada ondan sonra gayrimenkul edinebileceğinize dair herhangi bir ibare, herhangi bir açıklama ya da bir hak olmadığından dolayı sizin 1936’dan sonra  normalde gayrimenkul edinmemeniz gerekirdi.’ Dolayısıyla şimdiye kadar gerek satın alma yoluyla gerekse onlara bağışlanmış olan gayrimenkullerin tekrar eski sahiplerine iadesi yönünde Yargıtay kararları çıktı. Ve yavaş yavaş azınlık vakıflarından bu gayrimenkullerini herhangi bir bedel ödemeksizin ellerinden aldılar. Basında sık sık duyuyorsunuzdur, işte Rumların şu gayrimenkulu AİHM’e gitti, işte şu gayrimenkul şu azınlığa geri verildi.  

Peki şimdi durum nedir?

1999 yılında Türkiye devleti AB’ye tam üye olmak için adaylık sürecini başlattı. Adaylık süreci başlayınca bir de Avrupa’nın dayatmalarıyla Türkiye’de yasal ve anayasal değişiklikler yapıldı.
Helsinki Kriterleri gereğince Asuri-Süryanilerin ve diğer azınlık halkların vakıflarından alınmış olan gayrimenkullerin sorunları ve diğer sorunlarla ilgili olarak AB’de bu süreci takip etmeye başladı. AB ilerleme raporlarında da bu hakların verilmesi konusu, her zaman yer almaktadır. Daha sonra bu sorunların çözümüne yönelik yine yasal değişkilikler yapıldı. 2003 tarihinde azınlık gayri menkullerinin iade edilmesi ve bir daha aynı gerekçelerle mallarının ellerinden alınmaması için bir yönetmelik çıkarıldı. Yine 2008 yılında azınlık vakıflarının tamamen normal vakıf kabul edilmeleri yönünde bir yasa çıkarıldı. Fakat o yasada da bütün sorunlar çözümlenmedi.
Nedeni ise malları ellerinden alınmış ve üçüncü kişilere devredilmiş, satılmış gayrimenkullerin iadesine yönelik herhangi bir çözüm getirilmiş değildi. 

‘Kültürümüz evrenseldir’


Azınlık vakıflarının bu yönlü sorunlarının çözülmediğine dair hala şikayetleri vardır. Bazı yerlerde cemaat kalmadığı için vakıf yönetimleri oluşturulamamış ve o mallar tamamen Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne, devletin eline geçmiştir. Bu şekilde ellerinden alınmış olan gayrimenkullere de mazbuta vakıflar deniyor. O gayrimenkulleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü işletiyor ve gelirini alıyor. Yeni çıkan kanun hükmünde kararnamede hakların maddi bedelinin  tazminine yönelik bir olumlu gelişme olsa da sorunların tümden çözümüne yönelik bir çözüm üretilmiş değildir.

Asuri-Süryani halkının Mezopotamya’daki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet, biraz öncede ifade etmiştim. Asuri-Süryani halkı Mezopotamya’da çok eski yerli bir halktır. Mezopotamya’da kültürün yaygınlaşmasında Asuri-Süryanilerin de büyük katkıları olmuştur. Irak’tan başlamak üzere Mezopotamya’nın birçok yerinde Asuri-Süryanilere ait kaleler, eserler, eski kiliseler vardır. Her tarafta kültürümüz fışkırıyor. Fakat ben artık bu kültürleri evrensel kültür olkarak görüyorum. Bu kültür hepimizin orada yaşayan bütün hakların kültürleridir artık.

Asuri-Süryanilerin şu anda ki durumları nedir? Ne kadar nüfusları var?
Globalleşen dünyamızda bütün değerler hepimizindir ve bunların itina ile korunması gerekir.
Tabii ki tarihsel süreç içerisinde Asuri-Süryaniler büyük trajediler yaşadılar. Nüfusları azaldı. Zaman içerisinde kırıma uğratıldı, öldürüldü, göç etmek zorunda kaldı. Nüfusları azaldı. Ama biliyorsunuz bizim halkımız yalnızca Türkiye’de yaşamıyor. Nüfus olarak demografik açıdan Irak’ta yaşıyorlar. Irak’ın 2003 yılından Amerika tarafından işgalinden öncede yaklaşık 1 milyon 100 bin nüfusumuz vardı. İşgalden sonra nüfusun yarısı göç etmek zorunda kaldı. 

‘Halklar demokratik bir cumhuriyette yaşamalı’

Dikkat ederseniz ABD oraya müdahale ediyor, ama yine halklar zarar görüyor. Kalanların çoğuda evlerini yurtlarını terkederek Irak’taki Kürt bölgesine geçtiler. Bir insanı evinden, toprağından, bahçesinden ayırmakda zulümdür, katliamdır.  Sonuç olarak, ABD’nin 1990’dan sonra bölgedeki işgalleri ile birlikte Asuri-Süryanilerin Mezopotamya’daki nüfusu daha da azalmıştır. Bunlar tarihte yaşandı, biz yaşanan trajedileri unutmayacağız. Bunlarla yüzleşmemiz gerekir. Yalnız biz değil bölgede yaşayan halklar da, toplumlar arasındaki kırılmalarla ilgili olarak birbirleriyle yüzleşmeleri gerekmektedir. Yani halklar, artık bu çağda sadece kendi kültür ve kimliklerini yaşatma değil var olan bütün kardeş halkların haklarının yaşaması için mücadele vermelidir. İşte esas erdem budur.
Asuri-Süryani halkı başta Kürt halkı olmak üzere, Arap, Êzîdî ve Türkiye’deki değişik etnik halklara kendi halklarına verdiği değer ölçüsünde değer veriyor ve biz hepsinin özgürce daha demokratik bir cumhuriyette yaşamasını istiyoruz. Ben vekil seçilmemi de bu şekilde değerlendiriyorum.

Asuri-Süryanilerin geri dönüşleri konusunda ne düşünüyorsunuz?

Halkımız geçmişte yaşanan ve halen devam eden savaşlar ve trajedilerden dolayı dünyanın her tarafına yayıldı. Ama oralarda da kendi kültürlerini, birlikteliklerini bırakmadılar. Cemaatler, lobiler oluşturdular. Bakın Avrupa’ya göçümüz 40 yılı aşmıyor ama İsveç’te bugün 5 Asuri-Süryani milletvekili var. Ama yine de bizi doyuracak olan, yaşatacak olan kendi topraklarımız kendi anavatanımızdır. 
İnsanlarımızın geri dönebilmesi için bölgede yaşanan Kürt ve Türk halklarına zarar ve acı veren bu savaşın durması gerekir.  Bu savaşta gençler ölüyor. ‘İşte bin yıldır kardeşiz diyorlar’ birbirini öldürerek nasıl kardeş olunur? Tabii burada Türk ve Kürt halkları arasında bir problem yok. Türk devlet yetkilileri ile halk arasında bir çelişki var. Bunu ortadan kaldırmak gerekiyor. Evlatlarını kaybettikleri halde hala barış diye sınırlara yürüyen anaların sesine kulak vermek gerekiyor. Bu coğrafyada halklar yine barış içinde özgürce birlikte yaşamalılar. Halkımız da ancak öyle bir ortamda topraklarına dönebilir.

Bundan sonra Asuri-Süryani halkları için ne gibi çalışmalarınız olacak?
Gerçek, seçilen milletvekillerinin sadece kendi halklarının değil bütün Türkiye’nin, 74 milyonun vekili olduğudur. Özele inecek olursak tabii Süryanilerin de sorunları var. Onların Türkiye ve dünya kamuoyuna seslerini daha iyi duyurmaları açısından bir alternatiftir. Ben de halkımızın sorunlarını daha gür bir sesle dünya kamoyunun gündemine getirmeye çalışacağım. Diğer halklarında talep ettiği gibi Türkiye’de daha onurlu bir şekilde güvenlik içerisinde, kendi yapısından kültüründen kaynaklanan haklarını özgürce kullanabilmeleri ve diasporadan geri dönüşlerini sağlamaya yönelik projelerimiz var. Projelerimiz öncelikle Süryanicenin öğretilmesi, unutulmaması, dilin korunması, geri dönüşlerin sağlanması için imkanların oluşturulması Lozan’dan kaynaklanan hakların diğer azınlıklar gibi Asurilerinde özgürce kullanabilmelerine yönelik  çalışmalarımız olacaktır.
Asuri-Süryanilerin Mezopotamya’da yaşayan diğer halklarla birlikte onurlu bir şekilde kardeşçe ve özgürce yaşamalarına yönelik proje ve çalışmalarımız olacaktır.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Gazeteniz Yeni Özgür Politika aracılığı ile Mezopotamya’da yaşayan bütün halkları saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Biz bütün halkların kardeş olduğuna inanıyoruz ama bunu sadece söylemde bırakmamak pratiğe geçirmek için mücadele etmek gerektiğine inanıyoruz. Yaşasın barış, yaşasın halkların kardeşliği diyorum.


Erol Dora kimdir?

Asuri-Süryani halkına mensup olan Erol Dora, 1964 yılında Silopi’nin Hessana köyünde doğdu. Orta ve lise eğitimini İstanbul’da yapan Dora, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Ve yıllardır Türkiye’de serbest avukatlık yapmakta. Doğduğu köyün Homojen yani hepsinin Süryani olduğunu söyleyen Dora, anadilinin Süryanice olduğunu belirtiyor. 
Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun Mardin Bağımsız Milletvekili adayı olarak 2011 Türkiye genel seçimlerinde milletvekili seçildi. Dora, böylece Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk Süryani milletvekili oldu. Dora, anadili Süryanicenin yanı sıra Türkçe, Kürtçe, Ermenice, İngilizce biliyor.

MURAT ALPAVUT