Yaşar Kemal sadece bir yazar değil, yaşadığı toplumun acılarını yüreğinden hisseden de bir isim. “Demir olsam çürürdüm, toprak oldum da dayandım” diyen Yaşar Kemal’in hayatını anlatmak elbette oldukça zor. Yönetmen Aydın Orak da bu zor işe soyunmuş.
NİHAL BAYRAM / MAİNZ
İnce Memed, Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana ve daha onlarca eser. Yazar Yaşar Kemal 28 Şubat 2015’te aramızdan ayrıldığında geriye Anadolu ve Mezopotamyadan hikayelerle süslü, sade ve derin bir dilde anlatıları içeren onlarca metin bıraktı. Yaşar Kemal sadece bir yazar değil, yaşadığı toplumun acılarını yüreğinden hisseden de bir isim. “Demir olsam çürürdüm, toprak oldum da dayandım” diyen Yaşar Kemal’in hayatını anlatmak elbette oldukça zor. Yönetmen Aydın Orak da bu zor işe soyunmuş. Yaşar Kemal belgeselini çeken Orak, belgeselin Avrupa’daki ilk gösterimi için Frankfurt’taydı. “Yaşar Kemal Efsanesi” film belgeselinin Frankfurt gösterimine katılan Orak, Yaşar Kemal’in hayatını konu alan belgeseli ve diğer çalışmalarına ilişkin gazetemize konuştu.
Özlem gidermek için filmi yaptım
“Yaşar abiyle 2005 yılında bir röportaj vesilesiyle tanıştım. Sonra Teneke kitabını Kürtçeye çevirip yayınladım. İletişimimiz ölümüne kadar devam etti. Bir süre sonra onu arayıp sohbet etmek istedim. Fakat cenazesini kaldırdığımızı anımsadım. Ve onun sohbetini özlediğimi farkettim. Kitaplarını okumaya başladım. Fotoğraflarına tekrar tekrar baktım. Video kayıtlarını izledim. Arşiv taraması yaptım. Biyografisini araştırdım. Tüm bunları bir araya getireyim, biyografik bir belgesel filmi yapayım ve zaman zaman izleyeyim dedim. Yani Yaşar abiyle özlem gidereyim diye yaptım. Ama film o kadar büyüdü ki, beni aştı ve seyirciyle buluşturmaya karar verdim.
Günlük sohbetlerdeki gibi
Film, ailesinin 1. Dünya Savaşı döneminde Van’dan Çukurova’ya göçüyle başlıyor. Hemite köyünde doğumu, bir gözünün kör olması, babasının gözleri önünde üvey kardeşi tarafından öldürülmesi ve yazı ile ilk tanışmasıyla devam ediyor film. Filmin 20. dakikasından sonra sıralamayı bozup söz hakkını tamamen kendisine veriyorum. Yani ilk 20. dakikasını ben biyografik sıralamaya göre işliyorum. Sonrasında meydanı ona bırakıyorum. Günlük sohbetlerimizdeki gibi yaptım. Yani biraz daldan dala konudan konuya atlıyoruz. Sohbet havasında şunlar konuşuluyor: Sosyalizm, şiir, ülke siyaseti, edebiyat, dengbêjler, ozanlar, açlık grevleri ve ölüm oruçları, Kürt meselesi, Fenerbahçe, Yılmaz Güney, Musa Anter, Aziz Nesin, Türkan Şoray…
Gerçek bir entellektüel
Filmde de özellikle altını çizdiğim şey şu: Yaşar Kemal Türkiye halkları, siyaseti ve aydını için bize gerçek bir entellektüelin tüm zorluklara rağmen direnmesini ve mücadelesini hatırlatıyor. O gün o şartlara rağmen sürekli meydanlarda olup en konuşulamaz denen konulara bile değinip bedelini ödeyen bir aktivistin mücadelesinin simgesidir Yaşar Kemal. Filmde onu Sivas katliamına karşı alanlarda görüyoruz. 1 Mayıs alanlarında, mahkemelerde kendini yargılayan hakimlere bile başkaldırıyor, ölüm oruçlarında kendi bedenini, düşüncesini ortaya koyuyor. Gazetecinin mahkeme çıkışında sorduğu; ‘Öldürülmekten korkuyor musunuz’ sorusuna, ‘Ben yaşayacağımı yaşadım ne bok yerlerse yesinler, hodri meydan’, demesi tüm bu sisteme başkaldırısıdır aslında.
Korkunun ecele faydası yok
Film Türkiye’de sinemalara girdi. Hiçbir sorun yaşanmadı. Ama korku hala herkesin üstünde var. ‘Nasıl olur da bu kadar politik bir film Türkiye’de gösterilebiliyor’ korkusu var. İşte Yaşar Kemal faktörü burada devreye giriyor. O korkusuz, cesur insanın bugün bile hala cesaret edilemeyen söylemlere sahip olması ve bugün onun bu cesur söylemlerini Türkiye ve Avrupa sinemalarında yankılanıyor olmasına şaşıyorlar. Korkunun ecele faydası yok. Bu filmi Türkiye ve dünyada olabildiğince herkese izletmek isterim.
Umutsuzluktan umut
İzmir’de bir seyirci ‘Bu filmi Yaşar Kemal yönetti sandım’ demişti. Bu bence bir yönetmen için güzel bir değerlendirmedir. Yine genel seyircinin ortak yorumu şu oluyor: Filmden çıkınca insanlar daha umut dolu, daha motive olmuş bir şekilde sokağa çıkabiliyorlar. Çünkü hala böyle değerlerin mücadelesi, onları sokağa daha güzel yarınların olabileceğine inanmasına neden oluyor. Yaşar Kemal’in de dediği gibi; ‘İnsan umutsuzluktan umut yaratandır.’ Film şu cümlelerle bitiyor: ‘Bitmedi. Daha sürüyor o kavga. Ve sürecek. Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”
Sanat varoluşumuza anlam katar
Türkiye koşullarında sanatçılar büyük zorluklarla karşılaşıyorlar. Maalesef çok çok zor. İşin sadece politik kısmı değil. İcra etme koşulları, genel yaklaşım çok problemli. Bir filmi ya da tiyatro oyununu icra etmenizin dışında onu seyirciye ulaştırmak icra sürecinden daha zordur. Çünkü seyirciye ulaşmanız için bir dağıtımcınız olmalı. O dağıtımcı seyirciye ulaştırmalı. Ama maalesef şuan Türkiye’de dağıtımcı, yapımcı sorunu var. Toplum sanatsız olamaz, olmamalı. İnsan hayatından film, tiyatro, resim, kitap, müzik gibi sanatları çıkarırsanız ne olur? Bir düşünelim. Çorak, sadece metanın olduğu, duygunun iletişimin, insan ruhunun boşluğunda bunalımdan kendimizi tanımlayamayız.
İnsan gerek bireysel gerek toplumsal olarak sanata gereksinim duyar. Ya evde kişisel olarak ya da sinemada, müzede, konser salonunda toplu olarak bir etkinliğe katılır. Bu insanın ruhuna iyi gelen birşeydir. Hayatımızdan sanatı çıkaramayız. Sanat bizim varoluşumuza anlam katar. Sanat bizi taştan, betondan ayrı kılan şeydir.
Aydın Orak kimdir?
1982’de Mardin’in Nusaybin ilçesinde doğdu. Gösteri Sanatları Merkezi Tiyatro Yönetmenliğinde iki yıllık eğitim gördü. ‘Gogol, İbsen, Yaşar Kemal, Cuma Boynukara, Haşmet Zeybek’ gibi birçok yazarın oyununu Kürtçeye çeviren Orak, İstanbul Bilgi Üniversitesi- Sahne Sanatları ve Performans Bölümünü terk etti. Musa Anter’i anlattığı ‘Asasız Musa’ uzun metraj filmi 2014’te Türkiye’de vizyona girdi. Direklerarası Tiyatro Ödüllerince ‘Yılın Erkek Oyuncu Ödülü’ne layık görüldü. ‘Berivan, Asasız Musa, Yaşar Kemal Efsanesi’ filmlerini yönetti. Birçok uluslararası film festivaline katıldı, ödüller aldı. Şiir, çeviri ve araştırma dalında 5 kitabı yayınlandı.