‘Ezilenlerin hassasiyeti olmaz’ gibi bir algı var egemenlerde. Hangi adım atılırsa atılsın önce egemenlerin hassasiyeti göz önüne alınır. Herkes egemenlerin hassasiyetini öne çıkarır. Ezilenin hiç bir hassasiyeti yoktur. Çözüm hakkı, önerisi, görüşü yoktur. Ancak olursa egemenin hassasiyetine göre olması gerekir ki anlam ifade etsin.
Kürt halkının yıllardır süren taleplerine karşılık, gelişen inkar politikalarında bu yaklaşım önemli olmuştur.
Ezilenlere yakıştırılmayan konulardan biride irade, kendi başına karar alma yaklaşımıdır. Yüzlerce insan açlık grevine, ölüme katılmış, onbinlerce insan sokaklara dökülmüşken, yürütülen ‘aydın ve uzman’ tartışmalarında ‘kim var bu kararın arkasında’ gibi zırvalıklar sürüyor. ‘Kürtlere baskı yapılıyor, zorla sokaklara dökülüyor vs.’ Çünkü ezilenler düşünemez, karar alamaz, uygulayamaz. Esas kabul edilmeyen noktaların başında bu geliyor. Bunu kabul etmek bir iradeyi kabul etmektir. Bunu kabul etmek hakimiyetin bittiğini kabul etmektir.
Bu kabulün oluşmamasıdır ölümleri süreklileştiren. Bu coğrafya da onlarca halk, inanç, mezhep; bin yıllarca birbirinin iradesini kabul etmiş, kimliğini tanımış, ortak yaşamayı bilmiştir. Taa ki tek taraflı irade dayatılana kadar. Kürt halkı temel hakları adına verdiği mücadelede bu geleneğe karşı durmakta, bu uğurda büyük bedeller vermektedir. Bu iradeyi bileyen ve süreklileştiren ise taleplerin son derece haklı ve zaruri talepler olmasıdır.
Bu anlayışa denk gelen bir süreci daha yaşamaktayız. Açlık grevcilerinin taleplerinin Kürt halkının talepleri ve hassasiyetleri olduğu, yıllardır bu amaçla mücadele yürüttükleri, süreci barışçıl bir evreye çekmek için onlarca bedel verildiği çok iyi bilmektedir. Ancak buna rağmen halen öncelikli yaklaşım Türk halkının hassasiyetleri adıyla tartışılmaktadır. Kürtlerin talepleri bu denli net iken-yalan parayla değil ki- en aydını, demokratı bile halen ‘Kürtler ne istiyor!’ gibi teranelerin arkasına düşmektedir.
Açlık grevleri iki ayını doldurdu. Açlık grevine katılan tutsaklar son açıklamalarında bilinç kaybı yaşasalar bile tedavi kabul etmeyeceklerini açıkladılar. Tutsakların açlık grevinin muhatabı olarak gösterdiği Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise “sorun siyasi, bizi aşıyor” dedi. Yani hükümet açlık grevcilerinin taleplerini red etme kararında birleşti. BDP’li vekiller milletvekilleri süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladılar. Bazı uluslararası kurumlar ise endişelerini dile getirmenin ötesinde sessiz.
Medya halen açlık grevcilerinin sayılarıyla meşgul. Her gün sayıyı biraz düşürerek açlık grevinin önemini azlatma çabası içerisinde. Sanki tek kişinin bile açlık grevine girmesi önemli değilmiş gibi. Kaldı ki binler açlık grevine katılım kararını açıkladı.
Yukarıda ki tablo ile tarihi bir kez daha tekkerrüre zorlamak istenmektedir. Yani ölüm bekleniyor, isteniyor.
Ölümlere aşina, yaşama ve yaşatmaya yabancı olan bu coğrafyada ölümlerin yerini yaşama, yaşatma felsefesinin alması gerekiyor. Ölümlerin durmasının ön şartı demokratik sistemlerin oluşmasıdır. Bu coğrafyada en temel haklar için bile insanlar mücadele ederek büyük bedeller vermektedir. Anadil, bir insanın doğuştan getirdiği haklardan biridir. Gel gör ki bu coğrafyayı yönetenler en temel haklara bile yabancılaşmış durumda. Eğer ölümler engellenmiyorsa bundan dolayı engellenmiyordur.
Açlık grevi eylemcilerinin Kürtlere özgü olarak görülen talepleri, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasının talepleridir. Çünkü bu halkların temel haklarıyla yaşaması ölümleri azaltabilir, ortadan kaldırabilir. Eğer açlık grevlerinde bu kadar büyük bir irade sergileniyorsa bundan dolayı sergileniyordur. Ölümleri durdurmak için direnişteler. Savaşın durmasının dialogtan, sayın Öcalan ile görüşmekten geçtiği bilindiği için direnişini büyütüyorlar.
Açlık grevcileri eylemlerini sürdürmekte kararlı, devlet görmemekte kararlı, halk direnmekte kararlı. Kısaca daha çatışmalı bir döneme doğru ilerliyoruz. Cezaevlerinde dakikaların, saniyelerin önem taşıdığı bir aşamaya gelen açlık grevlerindeki direnişçiler üzerinde gelişecek olumsuz bir durum geri dönüşü olmayan bir dönemin kapılarını açacaktır. Halen böylesi bir sürecin başlamamasının şansı varken sessizlerin ses vermesi gerekiyor. Bunun için destekçi yaklaşımın eksik ve yetirsiz olduğu bilinmek durumundadır.
Yaşatma zamanı