"Üç kadının hikayesi…" Fuat Kav geçen hafta sonu Şengal’li o kadınların hikayesini Y.Özgür Politika'da yazdı.

Etkili bir tablo:
Çaresiz kalan kızlar;
Onlar için feryat eden bir anne;
Çaresiz anne ve kızları.
Ve çaresizlikte "çare” yaratan o son: "dram".
Katiller, mağdurların haysiyetsizce yaşamalarını hükmediyor; mağdurlar, vicdansızca yaşamak istemiyorlar.
Ancak, kendilerini tabiatın boşluğuna atan kızlar, geriye kalanların "çaresiz olmamaları" için tarihi bir ders vermiş oluyorlar.
Bana Dersim Katliamını anımsattı.
Oradaki genç kızlar, barbarlığın ayak seslerini duyduklarında, bedenlerini ve ruhlarını Türk askerlerinden korumak için kendilerini kollektif ateşe atmış, ayyıldız’lı adamların barbarlığına cevap olarak, sonlarını sert kayaların insafsızlığına teslim etmişlerdi…
Üç kadının dramında, vahşetin ayak seslerini duyduklarında, sığınacak korunak bulamayan üç Êzîdî kadının hikayesi var.
Türkiye’ye 900 milyon Dolar kar sağlayan Suriye ve IŞİD savaşının gölgesinde, insan Us’unun hazmedemediği "Üç kadının hikayesi"nin öncesi ve sonrası vahşet tabloları, Kürdistan’daki mevcut mantığı altüst etti.
Kürdistan bir bayramda değil, Yas’da buluştu.
Kafası kesilmiş çocukları, kadınları meydanlarda sergileyenler, Kürdistan’ı işgal etmek üzere yola çıkmışlardı.
Güney Kürdistan’daki yapılanma dolaysız tehlike çemberindeydi.
Rojava’daki Kurtuluş Hareketi çembere alınmıştı.
Kerkük düşseydi; Kürdistan ekonomisi Saddam’ın devamına teslim edilecekti.
Bu Hewler’in düşmesi anlamına geliyordu.
Hewler düşseydi, Rojava’nın Ortadoğu’ya uzanan nefes borusunu dinamitleyeceklerdi.
Rojava’nın, başarı spiralinin kesintiye uğraması, Kürdistan toplumunun genç siyaseti ve Kurtuluş Felsefesi‘ni geriletecekti.
Trajedi, Şengal’de yükseldi.
Sadece Kürdistan’lıların değil, bir yerde dünya insanlığının "kanı durdu".
Son dönemde ortaya çıkan bulgular, Kürdistan Hareketleri’nin, Kürdistan Halkı’nı "kettum" etmek için harekete geçen IŞİD’in birinci derecede "alarm" olduğunun farkına vardığını gösteriyor.
Partilerarası sürtüşmeler, aksesuar gibi duruyor.
Temelde, Yas’dan sonra yükselen bir direniş ve IŞİD’i Kürdistan topraklarından söküp atma stratejisi var.
Dakuk Kasabası Peşmerge sorumlusu Muhammed Rüstem: "Hepimiz biriz. YPG’ye, Peşmergeye güç verin ve çeteleri Kürdistan’dan atalım. Zaman kaybetmeden halkımız bir olduğunu, tek renk olduğunu ortaya koymalıdır".
Ve sonuçta "Gerilla ile birlikte Kürdistan’ı savunuyoruz"u ekliyor.
Bu Peşmerge Komutanı’nın söyleşisi, Gerilla’nın Güney Kürdistan’a gelişi "tüm Kürdistan’ın savunulması" oluyor.
Peşmerge’nin gelen Gerilla’ları kucaklaması ve Gerilla ile aynı cephede savaşması ise Peşmerge’nin yarın Rojava’yı da savunacak bir güç olarak harekete geçmesi gibi, tarihi momentin habercisi sayılmalı.
Kürdistan’ı Ortadoğu’ya yayılacak bir savaş rampası olarak kullanan IŞİD ve onu destekleyen güçlerin başarıya ulaşamayacağını gösteren haberler, Êzîdî’ler başta olmak üzere tüm mağdurlar için, aydınlık bir pencere aralıyor.
Buna rağmen son tablonun orta yerinde Yas/Direniş/Birlik duruyor.