
Bilim-Teknik GÜNDEMİ
Ölüm hayatın en katı aynı zamanda en gizemli gerçeği. Bilim insanları uzun yıllardır insan metabolizmasının nasıl zamanla kendini yok ettiğini anlamak için çalışıyor. 1890 yılında doğan ve 2005 yılında hayata gözlerini yuman Hendrikje van Andel-Schipper bu konuda bize bir ipucu verebilir.
Andel-Schipper ömründe üç yüzyıl gören nadir insanlardan biri. Doğduğunda Avrupa’da henüz araba üretilmemişti. Elektrik kıtanın yüzde 98’inde yoktu. İki büyük dünya savaşına tanıklık etti ve 21’inci yüzyılda hayata gözlerini yumdu.
115 yaşına gelen birçok insan var. Ancak çok azı Andel-Schipper kadar berrak bir hafızaya ve nispeten oldukça iyi bir sağlığa sahipti. Hayata 2005 yılında gözlerini yumduğunda vücudunu bilime bağışladı. Ve uzun yıllardan bu yana Amsterdam Üniversitesi’nden uzmanlar vücudu üzerinden araştırmalar yaşıyor.
Araştırmanın ilk sonuçları yaşam süremizin kök hücrelerin dokularımızı yenileme yeteneğiyle paralel olduğunu gösteriyor. Kök hücrelerimiz yok olmaya başladığı zaman dokularımız yenilenmiyor hayati hücreler çoğaltılamıyor. Bu şekilde vücudumuz da yaşlanmaya başlıyor.
Kök hücrelerini çoğaltma
Andel-Schipper’ın vücudunu inceleyen uzmanlar ölümü sırasında vücudunda sadece iki kök hücrenin aktif olduğunu ve kanındaki beyaz kan hücrelerinin üçte ikisinin bu hücreler tarafından yapıldığını tespit etti.
Amsterdam Üniversitesinden Henne Holstege, kök hücrelerin kendilerini çoğaltma limitinin insan ömrünün sınırlarını oluşturabileceğini söylüyor.
İnsanlar yaklaşık 20 bin kök hücre ile doğuyor. Ve hayatları boyunca bu rakam giderek düşmeye başlıyor. Bilim insanları kök hücrelerin bebeklikte ya da daha erken yaşlarda alınarak yaşlılık sırasında yeniden vücuda verilmesinin yaşam süresi üzerinde etkisi olup olmayacağını merak ediyor. Bu konuda önümüzdeki yıllarda klinik deneylerin başlatılabileceği düşünülüyor.
Andel-Schipper’in vücudu üzerindeki araştırmaların bir sonraki durağı ise onu hangi genlerin Alzheimer’dan koruduğuna ilişkin olacak.
Radikal MS tedavisi: İyileş ya da öl!
MS çoğun zaman hastaların yaşam kalitesini çok ciddi bir şekilde etkileyen bir hastalık. Yeni geliştirilen bir tedavi yöntemiyle hastaların bir kısmı tamamen iyileşebiliyor. Ama işin ucunda ölüm riski de var.
Lancet dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmaya göre kemik iliği nakli ile gerçekleştirilen MS tedavisinde oldukça olumlu sonuçlar alındı. Bu tedavide önce hastaların kemik iliklerinden örnek alınıyor, buradaki sağlıklı hücreler ayıklanıyor. Daha sonra vücutta geri kalan tüm kemik iliği hücreleri kemoterapi ile öldürülüyor.
Bu aşamadan sonra ise daha önce alınan kemik iliği hücreleri vücuda geri naklediliyor. Bu şekilde bağışıklık sistemi bir nevi “yeniden başlatılıyor.” Lancet’te sonuçlara göre bu tedavi yöntemi hastaların yüzde 70’inde hastalığın ilerlemesini tamamen durdurdu. Ancak yüzde 4’ü ise kemoterapinin yan etkileri yüzünden hayatını kaybetti. 2011 yılında başlayan tedavi ile bazı hastalar ise tam iyileşme gösterdi.
Bilim insanları bu tedavi yönteminin daha güvenli hale getirilmesi için çalışmalar yürütüyor. Yöntemin hızlı ilerleyen ve yaşam kalitesini çok kötü etkileyen MS türlerinde sonuç alabileceği düşünüyor.
Dünyanın üçte biri Samanyolu galaksisini göremiyor
Şehirde yaşayanlarımızın birçoğu kırsal nüfusun ağırlıkta olduğu ya da yerleşimin az olduğu yüksek rakımlı yerlere gittiğimizde gökyüzüne bakınca ne kadar çok yıldız olduğunu görüp şaşırırız. Dünya üzerindeki insanların üçte biri ışık kirliliğinden dolayı Samanyolu galaksisinin bize görünür yıldızlarını göremiyor.
Samanyolu galaksisinde 400 milyar kadar yıldız var. Dünyamızdan ise çıplak gözle gökyüzüne baktığımızda 10 bin kadarı görülebiliyor. Galaksimizin bu bize çok sınırlı sayıda görünür yıldızını dahi her üç kişiden biri ışık kirliliği nedeniyle göremiyor. Büyük şehirlerde yaşayan nüfus bu durumdan en çok etkilenen kesim. Avrupalıların yüzde 60’ı, Kuzey Amerikalıların ise yüzde 80’i, eğer başka bir yere seyahat edip gece gökyüzüne bakmazlarsa sadece Samanyolu galaksisinin görünür kısmının da çok küçük bir bölümünü görebilecekler.
Işık kirliliğinin en az yaşandığı ülkeler ise Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Madgaskar.
Petrol kirliliği mıknatıslarla temizlenebilir
Petrol taşımacılığının önemli bir bölümü halen deniz taşımacılığı ile yapılıyor. Zaman zaman yaşanan kazaların yol açtığı çevre felaketlerine karşı bilim insanları yeni bir yöntem geliştirme peşinde.
Bilim insanları demir oksit ve dev mıknatıslar kullanılarak petrolün yarattığı çevre kirliliğinin önüne geçilebileceğini düşünüyor.
Avusturya’nın Wollongong Üniversitesinden Yi Du’ya göre oldukça basit bir yöntem petrolü denizlerden çekebilir.
Petrol sızıntısı yaşanan bölgeleye önce nano demir oksit parçaları dökülecek. Petrole bağlanan bu parçalar daha sonra gemilere yerleştirilen mıknatıslarla çekilecek. Ve bu şekilde çevreye petrolün verdiği zarar engellenmiş olacak.
Bilim insanları bu şekilde sadece deniz yüzeyinde kalan petrolün değil, derinlere inmiş ağır petrolün de temizlenebileceğini düşünüyor.
Demir oksit parçalarının bugün birçok tıbbi görüntüleme araçlarında kullanıldığını ve güvenliği olduğunu söyleyen uzmanlar şimdi bu kağıt üzerinde çok mantıklı görünen bu fikir için geniş alanda bir deney uygulama peşinde.
Uzaylılardan haber almak için 1500 yıl daha...
Kimi bilim insanları uzaylılarla iletişim kurmanın pek iyi bir fikir olmadığını söyleseler de dünya dışında akıllı yaşam arayışımız sürüyor. Cornell Üniversitesinden uzmanlar akıllı bir dünya dışı uygarlığın bizimle iletişime geçmesi için en az 1500 yıl beklememiz gerektiği kanısında.
Amerikan Astronomi Topluluğu’nun San Diego’daki toplantısında konuşan Evan Solomonides, her an uzaylılarla iletişim kurulabileceğini ancak bunun için yapılan hesapların yaklaşık 1500 yıl kadar beklememiz gerektiğini gösterdiğini söyledi.
Hesaplamalara göre uzaylılar dünyamızda son 80 yılda yayılan televizyon ve radyo dalgaları yaklaşık 80 ışık yılı çapındaki bir alanda bulunan tüm yıldızlara ulaşmış durumda. Bu alanda 8 bin 531 yıldız ve 3 bin 555 dünyaya benzeyen gezegen var.
Bu rakam tabii 400 milyar kadar yıldız barındırdığı düşünülen Samanyolu Galaksisi için oldukça küçük. Bu sinyallerin Samanyolu Galaksisinin yarısına yayılması için en az 1500 yıl beklememiz gerekecek.
Doğan Barış ABBASOÐLU