2016 yılı için ilk umudum, 2015 yılında katledilen Kürdistan’lı 44 (?) çocuk ahdına bir kasırganın yükselerek, Ankara’daki sarayı, o çocukların öldürülmesini azmettirenin başına yıkması.
En küçüğü Tevriz Dora 3 yaşındaydı. Adana’da katledildi.
Sonrasında, 7 yaşındaki Baran 27.08.2015’de çağlı Şırnak’da namlulara hedef oldu.
Takiben, 13.09.2015 - Tahsin Uray (9) Mardin’de vuruldu.
Onu takip eden, 27.09.2015 tarihinde Elif Şimşek (8)'in Bismil’de katledilmesiydi.
Daha daha sonrasında, 5 yaşındaki Hüseyin Selçuk vardı. Cizre’de katledildi.
Son olarak 28.11.2015’de Nasip Yeşil (18), Türk devlet güçlerinin namlusuna hedef seçildi.
Veya, Berlin’de, katliamları kınamak için, geçen Cumartesi yürüyüşte olan bir Kürt annesinin feryadını dinliyorum, "inşallah üstüne ateş düşer, köpek gibi yanar gider".
Bana gelince, aslında beklenmedik bir şey dilemiyorum:
Dehak’ın akibetinin o adamın başına gelmesi dışında.
Belki de bu yazıyı yazarken, birileri Ankara’daki mezalimin elinden kurtulan çocukları Cudi Dağı'nın arka bahçesinde eğitiyordur?
Daha sonra şuurlu düşünmeye başlıyorum.
Elimizde sihirli bir değnek olmadığını biliyorum.
Türkiye’de "Hitler pozu veren" Erdoğan’ın sevenleri çoğalacak, bu bir ihtimal olabilir.
Korku ve istikrarsızlığın iktidarın sembolü haline getirildiği Türkiye’de, insanların "can simidi yeni bir Hitler"e sığınması, işten bile değil.
Daha önce "Beyaz toroslar"ı göndere çeken Davutoğlu’na sarıldıkları gibi.
Saray’dan yapılan "yanlış anlaşıldım" açıklamalarını "hiçe" sayın.
Erdoğan "Hitler"i Türkiye’de bilerek göndere çekti.
Türkiye’de kimse, Denizli, İstanbul, Çankırı ve Edirne’nin Cizre’ye dönüşmesini istemez.
Bunun böyle olmaması için de Cizre’de olanlara "onay" verir.
Erdoğan’ın uçtaki politikası: "Kürdistan’ı yık, Türkiye’ye karışma" olarak biçimlendi; Hitler pozu buna uyar.
Böyle olunca da "Kürt vatandaşlarım" derken Erdoğan, ölüme aday ve şimdilik namluya hedef seçilmeyen "Kürtler"den bahsediyor.
Güney’deki bir Kürdistan’ı "red" etmeyeceğini belirten Ankara, sayısı az olmayan bir Kürt nüfusunu "rehin" alma becerisini gösterdi.
Asıl tehlike de burada ya!
"Amerika taraftarı Kürtler", son olarak "Rusya taraftarı Kürtler" var. Normal mi? Değil.
Ancak bu "Kürtler" sığındıkları güçlerin, kendilerini diğer Kürtler/Kürdistan’lılara fiili düşman edemeyeceğinin "garantisi"ne sahipler.
Bu "Türkiye taraftarı Kürtler" için böyle değil.
Kolonyal ordunun namlusuna hedef olan Kürdistan’lı çocukların çığlığını duymayan her "Türkiye taraftarı" Kürt, azmettiren "katiller hanesine kaydedilmekten" kurtulamıyor.
Son pozda, Yavuz Selim’den sonraki zalim Kolonyal Hükümdar’a boyun eğiyorlar.
Hükümdar biliyor: Kürdistan silahla işgal edilir.
Kolonileştirilenler biliyorlar: Kürdistan’da barış bile direnişsiz inşa edilemez.
Hükümdar, korku ve istikrarsızlığın iktidarı temsil ettiği rejime dayanarak; çaresizleştirilenlerin desteğini alıyor.
Sömürgeleştrilenler, Hükümdarın hükmettiği dünyada yaşayanların kurtuluşu için, yaşamları pahasına direniş sergiliyorlar.
Hükümdar, kendisinden kormayanların sayısına oranla "güven" içerisinde olan, gelecekte saltanatını kaybetmemek için, "zalim" olma dışında seçeneği olmayandır.
Sömürge Kuzey Kürdistan direndikçe, Hükümdar çıldıracak.
Hitler pozu verecek.
Daha da çıldıracak, Deli Pedro gibi duracak.
Nafile!
Erdoğan Yavuz Selim gibi, "halife" olamayacağı ve Türkiye topraklarını Yavuz Selim’inki gibi (Osmanlı topraklarını) yakınen üç katına çıkaramayacağı için, çıldırmaya başladı bile.
Sonu hiç hayırlı değil…