Temmuz sıcağı bakır rengini almıştı. Amed surlarını yalayıp geçiyordu. İnsanlar ise sıcaktan hafızalarını yitirmişti adeta. Güneş yeryüzünü avuçlarken, kızgın sıcaklığın esiri olmuştu. Mezopotamya toprakları üzerinde yeryüzüne yerleşen bütün canlılar sıcaktan renk değiştirmişlerdi. Temmuz sıcağının sıcak günlerini geçiştiriyordu. Bu sıcaklık yeryüzüne günah çıkartıyordu. Cehennemi çağrıştıracak kadar basınçlı bir yaz sıcaklığına peşkeş çekiyordu. O esnada, devlet en az sıcaklık kadar ürkütücü bir manzara oluşturuyordu. Devletin bu manzarası, sıcaklıkla bütünleştirmek, ilişkilendirmek yine de kötü bir devletin ayıbıydı. Oysa devlet denilen aygıt, böyle olmamalıydı. Ondandır sıcak bunaltıcıdır, yakıcıdır, yıkıcıdır. Bakır rengindeki ateş kor halindeydi.

Yaz günü Temmuz’da, bakır rengi kor bir ateşin içinde, Diyarbakır zindanın herhangi bir köşesinde, dipsiz bir kuyuda, direnerek yaşamak, yaşamakla kalmayarak, 14 Temmuz ruhunu tarihe hatırlatarak ve bu tarihi yeniden yazılmasını sağlayarak bir direniş geleneği gerçekleşmiştir. Bakır rengini almış kor ateşin içinde, devletin o ceberut geleneği bir yüzbaşının insafına bırakılmıştı. Yüzlerce canın üstünde tarihin en korkunç vahşeti gerçekleşiyordu. Bu dipsiz kuyuda direnmek, her şeyi gelecek için kurmak, tarihin o gaddar ve gazabından bir halkın özgürlüğünü Temmuz sıcağında örmek; örmekle yetinmeyerek varlığını ortaya koymak, zamanın direniş ruhunu oluşturmuştur. Dolayısıyla direnenler ve mücadele edenler, tarihte boşluk bıkamadan yürüdüler. Böylece tarih yeni bir seyir içinde gelişerek, büyüyerek bir direniş geleneğini bizlere göstermiştir.

Direniş geleneği, Diyarbakır zindanında 14 Temmuz günü yaz sıcağıyla alev almıştır. Bu geleneğin adı büyük ölüm orucudur. Efsaneleşen direnişin kahramanları Kemal Pir, M. Hayri Durmuş, Ali Çiçek, Akif Yılmaz ve ardıllarıdır. Direniş büyüdükçe yayıldı, yayıldıkça da büyüdü. Zamanın acımazlığı, devletin acizliği birbirini tamamladı. Zaman adeta devlet için yaratıldı! Devlet ise zamanla zalimleşti. İnsanlığın onuruna yöneldi. İşte tam da böylesi büyük bir karanlığın içinde ışık olmak, zafere koşmak devleti gerdi. Şiddetin her türlüsüne başvurdu.

14 Temmuz, temiz ve soylu bir direniştir. Kemal Pir ruhudur. Bu soylu ve berrak direnişe katılanlar ise cesur, yiğit ve birer kahraman olarak insanlık onuruna uzatılan eli ve dili bükerek büyük bir hamle ile cevap vermişler. Bir hareketin büyümesine, bir halkın özgürleşmesine canlarını ölüme yatırmışlardır. Cesur ve soylu direnişin sahiplerinden M. Hayri Durmuş'un, "Mezar taşıma halkına borçludur, yazın” sözünde kararlılık, inanç, azim, umut ve bağlılık yatmaktadır. Halka karşı kendini borçlu görmüştür. Kürt halkına, halklara ve özgürlük hareketine sevdası vardı.

14 Temmuz direnişinin ruhu, insan hafızasına bir yolculuktur. Zalim geleneğe bir başkaldırıdır. Başkaldırı ise kölelik zincirinin halkalarını birer birer kırmaktır. Karanlıktan çıkışın en doğru yoludur. O nedenle isyan, insanla özdeşleşmiştir. Direnişin kültürünü oluşturmuştur. Bu kültürün felsefesiyle tarihin seyrine tanıklık etmektir. Bu ruhu yeniden anlamaktır. Tıpkı bugünlerde yaşanan tarihi başarıların getirmiş olduğu zaferler gibidir. Direniş ruhu kendi felsefesini oluşturdu. Yeni bir yaşamın temel ilkelerini geliştirdi. 

Yaz günü Temmuz’da böylesi soylu ve temiz bir direnişin zindan gibi bir mekanda gerçekleşmesi derin ve büyük bir anlama sahiptir. Derinlik bugünün zamanını işaret etmiştir. Büyüklük ise özgürlük mücadelesinin kök salmasıdır. Nitekim 14 Temmuz direnişinin kahramanları olan hakikat savaşçılarının anısına sahip çıkmanın yegane yolu direniş felsefelerini geliştirmektir…


 Kandıra 2 nolu F Tipi Cezaevi