Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H), Kürdistan tarihinde önemli bir direnişe öncülük ediyor. Ağır saldırılara karşı büyük bedeller ödüyor. Şehitler veriyor. Ama Kürdistan’ın onurunu savunanan bu direniş aynı zamanda sömürgeci devletin de sonunu getiriyor.

Silvan, Gever, Nusaybin, Derik, Varto, Cizre, Silopi, Sur’daki sokak direnişlerini hiç kimse sıradan görmemeli. Bu direnişler Kürdistan’da da Türkiye’de de büyük sonuçlar doğuracak. Direnişin zorlu yanları var. Devlet bütün gücüyle saldırıyor. Askeri, polisi, kontra güçleri, siyasetçisi ile barikatların, hendeklerin anlamsız olduğunu göstermek istiyor. Sokağa çıkma yasakları, keskin nişancılar, tanklar ve toplarla bütün halkı büyük bir baskı cenderesi altında teslim almak istiyor. Ama silahlı direnişçi gençlerin tutumu, dik duruşları teslimiyeti yenilgiye uğratıyor. 

Gerçekten zorlu bir direniş. Gençlerin misyonu oldukça ağır. Öncülük görevlerini canlarını ortaya koyarak yapıyorlar. Ancak daha yaratıcı olmaları, direnişi halklaştırmaları, halkı birlik içinde tutmaları gerekiyor. Direnişi dar ele alan orta sınıf yaklaşımları da iyi çözümlemeleri gerekiyor. Çünkü mücadele sertleştikçe, direniş büyük bedeller isteyince orta sınıfın kendisini geri çekmesi, kendisini geri çekerken direnişe eleştirel yaklaşması normaldir. Ama direnişin öncülerinin temel görevi halkın bütün katmanlarını direnişe ortak edebilmektir.

Özgürlük hareketinin tarihinde bunun çok örnekleri var. Hilvan ve Siverek direnişinin öncüleri Halil Çavgunlar, zindan direnişinin öncüleri arasında yer alan Ali Çiçekler, Mazlum Doğanlar; gerilla direnişinin içinde binlerce sayısız genç kahraman var. Eylemi, duruşu ve tutumu ile Kürdistan tarihinde dönüm noktası oluşturmayı bilen bu genç direnişçilerin ardılları bugün hendek ve barikat arkalarında o direnişi güncel kılıyor. 

Yani YDG-H’ın bugün öncülük ettiği kentlerdeki direniş bu dönemde tarihi bir önemdedir. Eğer Öcalan’ın İmralı’da, gerillanın dağda, gençlerin kentlerde, halkın sokaklardaki bu direniş olmasaydı, AKP ve Erdoğan faşizmi Kürdistan’da halkı tamamen sindirmişti. Kürdistan’da yaprak dahi kımıldamazdı. Erdoğan ve AKP faşizmi herkesi sindirip esir almıştı. Ama ağır bedeller ödeyen gençler, AKP-Erdoğan faşizmi karşısında geri adım atmıyor. Özgürlükçü inatları ile devrimsel gelişmelere öncülük ediyorlar. 

İgnebourg Bachman, faşizmi tahlil eden Malina adlı romanında şu cümleler ile içinde bulunduğumuz durumun ruh halini iyi ifade ediyor:

“Bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak. Onlar güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerinden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarının ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Birgün gelecek insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür olacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu daha büyük özgürlük olacak, bütün yaşam boyunca sürecek. 

Birgün gelecek, insanlar savanları ve bozkırları yeniden keşfedecekler, uçsuz bucaksızca açılıp köleliklerine son verecekler. Hayvalar yükseklerdeki güneşin altında insanlara, artık özgür olan insanlara yaklaşacaklar. Ve dev kaplumbağalar, filler, bizonlar birlik içerisinde yaşayacaklar, ormanların ve çöllerin kralları, özgürlüklerine kavuşmuş insanlarla birleşecekler, aynı kaynaktan su içecekler, arınmış havayı soluyacaklar, birbirlerini parçalamayacaklar. Bu, başlangıç olacak bütün bir yaşamın başlangıcı…”

Evet, o gençlerin direnişi Kürdistan ve halkımıza güzel ve özgür günler getirecek….