Masallar vardı eskiden çocuklara anlatılan; içinde sevgilerin olduğu, kuşların, çiçeklerin, karların olduğu. Hani en güzelinden hayallerin kurulduğu. Analar masalları anlatır, çocuklar hayalinde yaşatırdı. Oysa şimdi masallar anlatılmıyor, anlatılanlar da bir varmış bir yokmuş ile başlamıyor. Anaların çocuklarına “bir varmış” masallarını anlattığı dönemleri geçeli hayli zaman oldu.
30 yılı aşkındır devam eden bir savaş var ve savaş içerisin de büyüyen bir nesil. Masallarla büyüyen çocuklar artık yetişkin. Onların çocukları ise masalsız büyümeye mahkum bırakılan bir nesil.
Oyuncakları da farklı, oyun alanları da.
Yani onlar için her şey o kadar gerçek ki.
16 çocuğun Manisa’da sistemli işkenceden geçmesi kadar gerçek. En büyüğü lise öğrencisi olan bu çocukların her biri başka yerlere savruldu. Bu çocuklardan şu anda hayatta olmayan var.
Baklava çaldığı için hapse atılan çocuk kadar gerçek, hayat mesela…
Tinerci olup, sokakta kalmak bir başka çocuk için gerçeklik; dini bütün olup masallar alemin de yaşamanın aksine. Çocuklara dair söylenecek onca şey varken…
Onca Ana’nın masalı yarım kalmışken…
Çocuklar umut dolu masallar dinle(ye)miyor. Hayatın acı gerçeklerini yaşıyorlar. İnsanlığın en çirkin yüzünü hafızalarından silmeye çalışıyorlar. Çalışıyorlar çalışmasına lakin sistemin bin bir yüzü her defasın da başka bir çirkinlikle, başka bir imha ile, başka bir sindirme politikasıyla çıkıyor karşılarına.
Türk ‘Ata’sının sözünü dinliyor ağacı yaş iken eğmeye çalışıyor. Önce dilinden başlıyor. Yasaklıyor, konuşturmuyor. Analar ile çocukları arasındaki iletişimi zayıflatmak istiyor. Başarılı olamıyor mu? Kısmen oluyor. Türkçe öğrenen bazı iyi çocuklar(!) bu eğilmeden biraz nasibini alıyor. Ne kadar iyi Türkçe; o kadar önemsenmek oluyor onun gözünde. Kürtçe konuşmamaya gayret gösteriyor.
Peki ya nasibini almayanlar?
Diliyle, kimliğiyle, kişiliğiyle sistemin karşısında duranlar? Onlara ne mı oluyor?
Mesela taş atmayan çocuklar kuzu, atanlar terörist(!) oluyor. Terörist olanlar ıslah edilmek üzere ıslahevlerine kapatılıyor. Islah etmek konusunda pek tecrübeli(!) devlet görevlileri ve diğer mahkumlar çocukların bedeninde kendi anladıkları dil de konuşuyorlar. Peki ya sonrası?
Sonrası mı?
Sonrası “Yek hebû yek tunebû” (bir varmış, bir yokmuş) olamıyor. Yaşanan onca acı o minik yüreklerle birlikte büyümeye devam ediyor. Büyüyor, büyüyor...
Yokmuş gibi yapılamıyor. Yeri geliyor ölüme gidiliyor; ama o çocuklar, eğilmiyor.
Kürd’ün masalı “bir varmış, hep varmış” ile başlıyor.
Yek hebû yek tunebû!